Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
VEDA: “İlle dostun bir tek gülü yaralar beni!”
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

VEDA: “İlle dostun bir tek gülü yaralar beni!”

Bu içerik 1389 kez okundu.

            Hallac-ı Mansur (9.-10. yy), “en-el hak” dediği için düşüncelerinden dolayı kolları-bacakları koparılıp öldürülürken izleyen çoğunluk sevinç naraları içinde taş ve pislik atıyor, Mansur da sürekli gülüyordu; en yakın dostu Şibli de izleyenler arasındaydı ve diğerlerinin de ona aynı şeyi yapacağından korkan Şibli, Mansur’a taş değil bir gül attı, işte o zaman Mansur hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Taş atanlar neden attıklarını bile bilmiyorlardı, ya Şibli? Şibli kalan ömrü boyunca bu acı içinde yaşadı.

            Emekli olduktan sonra Milas’ı, “ölmek için uygun bir yer” diye tanımlayıp yerleşmiştik. “Madem buralı olduk, buraya yararımız olsun” diye de kolları sıvayıp bir şeyler yapmaya çalıştık. Yapabildiklerimiz/yapamadıklarımız ortada idi her zaman. Küçük yerlerde görüldüğü gibi, yatırımını bir siyasi partide, hiçbir bilgisi vb de olmasa, yükselmeye adamış baĞzı kişiler tarafından, anında potansiyel bir rakip olarak görüldüğümü hatırlıyorum: “Unvanı da var, şimdi MV-Belediye Başkanı adayı vs olursa, ne yaparım” kaygısını o kadar açık gördüm ve yaşadım ki… Ah benim güzel ülkem, ah! Ah, küçük beyinli “arkadaş”, ah!

            İlk kez Milas’a özgü, Milas’ın yerel değerleriyle, zeytin yetiştiriciliğinden kişiler arası ilişkilere, bilgisayar kullanımından Milas’ın depremselliğine kadar birçok konuda halka ücretsiz seminerler düzenledik; onca uğraşmama rağmen, o “keskin” STK’ların hiçbiri destek olmadı; Milaslılar o sırada “kayfeler”de pişpirik oynuyorlar, evlerinde dizi filmler izliyorlar, “keskinlerimiz” de bir meyhanede bir şeyleri deviriyorlardı, kim bilir? Bodrum ve Didim Kent Konseylerine aynı proje için gittik, yine “eski köye yeni icat çıkarma” anlayışıyla karşılaştık. Üstelik bu bölgelerde hep “aydın” yurttaşlar yaşıyorlardı ya!

Güllük’ün temiz/atık su sorunu vardı, Dalyan’ın ve Körfez’in kirletilmesi, Dalyan’ın hemen girişindeki yılda 7 milyon ton madenimizi yurtdışına çıkaran(!), Dalyan’ı ve Körfezi kirleten, tehlike saçan limanı ve bu limanın yetmezmiş gibi 600m.ye çıkarılması ve Dalyan’a daha da yakın yerde büyütülmesi, arkasındaki arazinin düzleştirilmesi, bir tren yoluyla madenlere bağlanması ile tam da Güllük’ün göbeğine kocaman bir marina projesi vardı… Kısacası, ülkemizin nadide bir köşesi daha yağmalanıyordu; ama bundan ne Güllük’ün yerlisinin ne de belediyesinin haberi vardı, ya da vardı ama baĞzı çıkarları da vardı herhalde… Güllük’ün temiz su ve atık su işleri, nasıl, ne karşılığında ve ne amaçla olduğu belli olmayan(!) bir şekilde ve şimdi bilmem ne MV olan eski belediye başkanı tarafından ülkemizin ilk ve tek özel şirketine devredilivermişti! Ama ne su yeterliydi ne de kanalizasyon, kim takardı ki, belediye nasıl olsa %20+15 = %35 payını sektirmeden alıyordu ya, kim takardı Güllüklüleri; şirketin ihmalinden 7 işçi ölmüştü, kim takardı ki bilirkişi raporlarını, raporlar yenileniverirdi, olur biterdi. Liman, Dalyan’ın tam ağzındaymış, orada ta Meksika’dan gelen yılan balıkları, kuşlar, endemik bitki ve hayvan türleri yaşıyormuş; Dalyan’ı balık işleme, ağ yıkama, balık yemi fabrikaları arıtmasız kirletiyormuş, Akfen atıksuyu Dalyan’a boşaltıyormuş; kanserojen maden tozları Güllüklüleri ve doğayı mahvediyormuş; tarih boyunca Hermias’ın diyarı olmuş Körfez zaten balık üretim çiftlikleri ve evsel atıklarla da kirletiliyormuş kime ne? Güllük halkı, balıkçılık, tekne turları, zeytincilik, turizm ağırlıklı yaşıyormuş kime ne? Nasıl olsa kimse ses çıkarmıyor, vur dibine kadar! Milaslılar şehirlerarası yolun Milas’ın içinden mi, çevresinden mi geçecek onunla meşgul oladursun, Güllük’ten kime ne ki?

Duyarlı-sorumlu birer yurttaş olarak kolları sıvadık bu sorunları çözmek için… Mahalle Meclisi yetmedi, Güllük Çevre, sonra da Güllük Körfezi Koruma Platformu’nu (bunu kurduk diye yine aforoz edildik) kurduk; Güllük konusunda bir konferans yapıp, basılması için broşürler hazırladık (“birileri” hepsini ustaca engelledi) bu sorunlarla uğraşırken değerli arkadaşımız-dostumuz, Meclis Başkanımız Em. Öğretmen Mukaddes Gündoğdu’yu kanserden yitirdik. Özel şirketin, su yetmediği için, sağlığa zararlı suyu devreye sokacağı ihbarını alıp kuyularımızın bulunduğu Çamköy’de suçüstü baskın yaptık, kaynağı belirsiz suyu tankerlerle taşıyıp Güllüklülere içirdiler; yetmeyen kanalizasyon için bizlere (haberleri olduğu için) şov yaptılar ama ertesi gün ne arıtma çalışıyordu ne de bir görevli vardı, üstelik kanalizasyon doğrudan Dalyan’a akıtılıyordu, kameralarla tespit ettik. Su sorunu için Milas ve Muğla belediye başkanlarından randevu almaya çalıştık, görüşmediler bile; bu özel şirket bu arada Güllük’teki bazı sitelerin kendi kuyu suları ile arıtmaları için site yönetimleriyle “güzel” ilişkiler kurmasından olsa gerek site sakinlerine sürekli baskılar yapılıyordu; zaten en borçlu muhalefet (!) kuruluşlarından olan MUSKİ ise malum! Her hafta, sanki Güllük’ün asli yöneticileriymiş gibi toplanıp sorunları saptayıp, ilgili mercilere yazılar yazdık; hepsi hava-cıva! Tam basına açık büyük bir toplantı yapacakken aramızdan ikili oynayan kişiler çıktı, tam da seçim öncesi garip ilişkiler içine girdiler; öğrendik ki baĞzı kişilerden baĞzı paralar almışlar ve bu toplantı seçim öncesi birilerinin mevcut yerel yönetime karşı bir propaganda malzemesine dönüşecek (tam da ülkemiz bir kader seçimindeyken), iptal ettik. Aramızdan muhalif baĞzı kişileri MV yapmıştık; su, liman, marina sorunlarımızı, MUSKİ’ye verdiğimiz ama bir türlü yanıt alamadığımız dilekçelerimizi vb bunlara gönderip yardım istedik, yazılarımıza-telefonlarımıza nezaketen bir geri dönüş bile yapmadılar. Bir kez daha anladım ki bizi bizden daha çok yaralayan yok. “İlle dostun bir tek gülü yaralar beni!”

Yerel böyle de genel ve özel yaşantı farklı mı? Bizim gibi duyarlı ve sorumluluk sahibi kişilerin herhalde en büyük “düşmanı” en yakınlarıdır. Büyük bedeller ödediğimiz öncesinden hiç söz etmiyorum, en az son 10 yıllık dönemde ülke olarak korkunç baskılar altında, her şeyin yağmalandığı-satıldığı, hak-hukukun kalmadığı, eğitimin-sağlığın vb yok edildiği bir süreç yaşadık ve yaşıyoruz. Duyarlı-sorumlu insanların sinir sistemi altüst oldu, küfür nedir bilmeyen bizler küfürbaz olduk, vs. vs. Ama inanın, kimseden çekmediğimiz kadar en çok yakın çevremizden çektik: “Yeter artık, sana mı kaldı”, “Senin yüzünden çocukların ve ben de zarar göreceğiz, konuşma, yazma artık”, “Bizim de psikolojimizi bozdun, ben artık bunları duymak istemiyorum, huzur istiyorum”… Ha, bir de “senin psikolojik desteğe ihtiyacın var, bir psikoloğa gitsen” demiyorlar mı... Bilmiyorlar ki bizler onlardan daha çok huzur istiyoruz ve zaten onlar (ve gelecekleri için) mücadele ediyor ve acı çekiyoruz. Sevgili dostlar, asıl anormal olan;  bunca abukluğa, haksızlığa, zulme, yalana, yağmaya ses çıkarmamaktır! Bu tür durumlarda öfke, en doğal tepkidir; bu tepkiyi göstermemek anormaldir. Bunları bir psikolog olarak söylüyorum. Gerisi bencilliktir; “aman bana senin yüzünden zarar gelmesin; rahat edelim” vs. Güzel kardeşim, öyle bir tehlikeyle karşı karşıyasın ki, “sustukça sıra sana gelecek, hiçbir kurtuluşun yok”… Benim gibi ununu eleyip eleğini duvara asmış kişiler, senin ve senin gibi kişiler için kelle koltukta mücadele ediyor, ama bunu bile göremiyorsun korkundan, bencilliğinden…

Bir taraf, “sen-ben-bizim oğlandan değilsin” aymazlığında; bir taraf, “bize zarar vereceksin” bencilliğinde… Gezi, 23 Haziran vb size bir şey kazandıramadıysa, kaçınılmaz sona doğru hep birlikte koşun o zaman… Salakları, “daha en” salakların yönetmesi doğaldır. Ha, şu günlerde rüzgar tersine dönmeye başladı ya, baĞzıları “bizi aldatmışlar” deyip saf değiştirirken, baĞzıları ise “hah işte biz buyduk” diyecekler… Bizler mi? Öyle bir süreçten geçtik ki, hepinizin (alayınızın) ta içini gördük; biz zaten hep kendimizle barışıktık, yakındığımız ve mücadele ettiğimiz şeyler zaten bizim varoluş (ontolojik) sorunumuzdu ve hep öyle kalacak, başka türlü olmayı da zaten beceremeyiz ki! Bizler mutluyuz düşündüğümüz gibi yaşamaktan, ya sizler?

Her başlangıcın bir sonu vardır. “İşte geldik gidiyoruz, hoşça kal kardeşim deniz” ezgisiyle, bana bu köşeyi hiçbir engelleme olmadan açan ve beni sizlerle buluşturan başta basın emekçisi arkadaşım Gizem Kapusuz olmak üzere www.habermilas.com ailesine çok teşekkür ediyorum. Bir yanlışım olmuşsa af ola! Hoşçakalın!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Faik Binici     2019-07-31 Değerli hocam, sevgili arkadaşım. Yaptıkların kalıcıydı. Unutulmayacak iz bırakacak. Yerin kolay kolay doldurulamayacak. Tanıyanlar seni hep hatırlayacak.
Caner Ekici     2019-07-26 Hergün seni daha çok seviyor ve daha da saygı duyuyorum.