escort izmir

Advert
Advert
BU KARARI TANIMIYORUZ!
Kemal ÖZCAN...

BU KARARI TANIMIYORUZ!

Bu içerik 180 kez okundu.

4 bin 300 işçiyi kapsayan Tüpraş sözleşmesi Yüksek Hakem Kurulunda bitti.

Petrol-İş sözleşmeyi masada bitirmek için çok gayret sarf etti.

Ancak işveren masadan kaçtı.

Çünkü kazanılmış haklara göz dikmişti.

Yüksek Hakemden bunu elde edeceğini biliyordu.

Böyle olunca taraflar anlaşamadı,

ve işkolunda grev hakkı da olmayınca, sözleşme Yüksek Hakeme gitti.

Yüksek Hakem Kurulu toplanmadan önce,

verilecek kararı etkilemek adına işçiler tanker dolumlarını durdurarak,

işyerlerini terk etmeme eylemi yaptılar.

İşçiler ve sendika işvereni son kez masaya çağırdı.

‘Siz bizim bileğimizi bükemezsiniz. Biz de sizin bileğinizi bükmeyelim.

Gelin bu iş berabere bitsin.

Biz buradayız.

Durduğumuz yer parayla hasiyet arasında hasiyetten yanadır’ dediler.

Ama dinleyen kim?

Sanki işveren bir şeylerin sözünü almış gibiydi.

Daha şimdiye kadar hakemin işçi lehine bir karar verdiği görülmedi.

Onlar her zaman patronları düşünürler.

1 Temmuz tarihinde Tüpraş işçilerinin kazanılmış haklarını gasp ettiler.

2 yılda bir yapılan sözleşmeyi 3 yıla çıkardılar.

Vardiya sistemindeki değişikliği patronun istediği gibi yaptılar.

İşçilerin mazeret izinleri işverenin keyfiyetine bırakıldı.

En çarpıcı gasp ise ücret zammında görülüyor.

Enflasyon yüzde 10,19 çıkarken, hakem heyeti yüzde 6 gibi komik bir rakam verdi.

Halbuki bu üç madde sendika tarafından kabul edilseydi,

yüzde 10 artı yüzde 2 ücret zammı ve yüzde 3 pirim alacaklardı.

3 madde geçti ayrıca yüzde 15 yerine yüzde 6 zam almış oldular.

Bunlar patron sevici işçi düşmanı.

Patrondan yana bir tavır takındılar.

İşveren istedi onlar onayladı.

Böyle durumlarda hiçbir şey eskisi gibi olmaz artık.

İşyerlerinde iş huzuru ve barışı ortadan kalkar.

Çalışma barışını bozar.

İşçi ve işveren ilişkilerinin karşılıklı anlayış,

ve güven içerisinde sürmesinin şartları artık ortadan kalkmıştır.

Bir daha ki sözleşmeye kadar gerginlik devam eder.

Yüksek Hakem Kurulu grev hakkı olmayan iş kollarının belasıdır.

İşveren bu grev yasağından aldığı güçle rahat hareket ediyor.

Hem grev hakkı yok, hem de hakem ne derse o oluyor.

Sanki grev olsa kıymeti mi var?

Hemen bakanlar kurulu grevi milli güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle erteler.

Ardından gene Yüksek Hakeme gidilir.

Hakem Kurulunda 8 üye var.

Bunlardan işveren, hükümet ve yargı temsilcisinin aynı nitelikte karar verme ihtimali yüksektir.

Bu durumda işçiler aleyhine 6-2 lik bir durum ortaya çıkmaktadır.

Yüksek Hakem Kurulu toplantıya katılanların çoğunluğu ile karar verir.

Lehte ve aleyhte oylar eşit ise başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlar.

Yüksek Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Mevcut kazanılmış haklar pazarlık konusu yapılmaması gerekiyor.

Kazanılmış haklara zarar vermeden her iki tarafı asgari düzeyde tatmin edebilecek karar vermelidir.

Geçmişte yapılmış toplusözleşmenin aleyhinde kara verebilir.

Mesela kıdem tazminatı sözleşmede 50 gün üzerinden hesaplanıyor ise,

Hakem Kurulu bunu yasal süreye yani 30 güne indirdiği olmuştur.

Tüpraş sözleşmesini de işçi aleyhine değiştirmiştir.

40 yıllık kazanılmış hakları bir çırpıda ellerinden alındı.

Koç holding için kara bir leke olarak tarihe geçti.

2018’de 3.6 milyar lira karı var.

Bu yılın en büyük sanayi kuruluşlarından biri oldu.

2019 da planlı duruşları ve revizyonları vardı, işçilerin üstün gayretleri ile planlanan tarihte bitti.

Gel gör ki işçiler ne yaparsa yapsın, mükafatı haklarının elinden alınması oluyor.

Toplu sözleşmede taraflar vardır.

Taraflar işçiler ve işverendir.

Burada işvereni Tüpraş yönetimi, işçileri de örgütlü oldukları Petrol-İş sendikası temsil ediyor.

Yüksek Hakem Kurulu bu sözleşmenin tarafı değildir.

Anti demokratik bir kuruldur.

İşverenin masa da Petrol-iş’e dayattığı tüm taleplerini kabul etmiştir.

Diğer görüşülmekte olan veya görüşülecek toplu sözleşmelere kötü örnek olmuştur.

Bu sözleşme işverenleri cesaretlendirmiştir.

Sonuçta Tüpraş işçileri 3 yıl boyunca işverenin istediği ücret ve çalışma şartlarında çalışacaklar.

Benim için Yüksek Hakem kararından sonra Petrol-İş’in tavrı önemli.

Kamuoyuyla paylaştıkları bildiride sanki bir kabullenmişlik hakimdi.

Bu sözleşme bitti önümüze bakalım cinsinden bir açıklama.

Hala birlik ve beraberlik güzellemeleri içeriyordu.

İtidalli ve sağduyulu bir yaklaşım öneriyorlar.

Muhtemelen aynı gemide olduklarını filan düşünüyorlar.

Yüksek Hakem kararından sonra ‘bu kararı tanımıyoruz’,

‘Andolsun ki unutmayacağız!’ şeklindeki açıklamalar ile biraz olsun umutlanmıştım.

Görünen o ki bu kararı tanımasalar da,

önümüzdeki 3 yıl boyunca YHK sözleşmesine boyun eğerek çalışacaklar.

Bu ülkede kanun yapıcı iki kurum vardır.

Biri Türkiye Büyük Millet Meclisi, diğeri toplu sözleşme yapan işçi ve işverenler.

Bugün her ikisinin de elleri kolları bağlı.

Ne Mecliste, ne de işçi ve işverenlerde böyle bir yetki yok artık.

Onlar adına başkaları kanun yapıyor, başkaları karar veriyor.

Bu işçiler açısından kabul edilebilir bir durum değil.

Petrol-İş,Mustafa Öztaşkın’ın genel başkanlığında kıskanarak izlediğim bir sendikaydı.

Özelleştirmeye karşı verdiği mücadele Yatağan işçilerinin yolunu aydınlatmıştır.

Yatağan direnişlerine örgütüyle birlikte en ön saflarda kitlesel destek verdi.

Sendikal Güç Birliği adına Türk-İş genel başkan adayı oldu.

Tes-İş Genel BaşkanıMustafa Kumlu’ya karşı kaybettiği kongrede ben de vardım..

Mustafa Öztaşkıno kongrede,

‘bize düşen ceketimizi ilikleyip başkanı tebrik etmektir’ dediğindeçok şaşırmıştım.

Özelleştirmeye ve sendikasızlaştırmaya ilkeli ve tutarlı bir mücadele verdi.

Toplumun algısını değiştirdi.

Petrol-İş sendikasını mücadeleci bir çizgiye getirdi.

Tabi hal böyle olunca karşısında siyasi iktidarı ve sermayeyi de kendine düşman yaptı.

27.Genel kurulunda AKP hükümetinin çalışma hayatına yönelik operasyonuyla seçimi kaybetti.

2015 yılındaki genel kurulda AKP ve Türk-İş’e yakın bir yönetim kazandı.

Ali Ufuk Yaşar genel başkan seçildi.

O gün gerçekten işçi sınıfı adına çok üzülmüştüm.

Mustafa Taşkın’ın kaybettiği kongrede yaptığı konuşmada,

‘Petrol-İş'te herkes kendi özgür iradesiyle karar verebilecek bilgiye,

yeteneğe, her şeyden evvel cesarete sahiptir’ demişti.

Belki seçimi kaybetti ama ben Tüpraş işçilerinin öyle olduğuna inanıyorum.

Mücadele ruhu, inanç ve kararlılık öyle bıçak gibi birden kesilmez.

Aynı duyguyu Hava-İş genel başkanı Atilay Ayçin2013 yılında seçimi kaybettiğinde yaşamıştım.

O da takdir ettiğim, sınıf bilinci olan sendikacılardan biridir.

AKP iktidarının hedefi oldu.

Türk Hava Yolları yönetimi onun seçimi kaybetmesi için elinden geleni yaptı.

AKP Kahramanmaraş milletvekili Cafer Tatlıbay’ın oğlu,

Ali Kemal Tatlıbay genel başkan koltuğuna oturtuldu.

Türk-İş’in en mücadeleci iki sendikası siyasi iktidarın hışmına uğradı.

Tasfiye edildi.

Sadece basit bir bayrak mücadelesi ve genel başkan değişimi değildi bu yapılan.

Hak almanın, direnmenin, mücadele ruhunun söndürülmesiydi.

Türk-İş’in Hak-İş’leştirilmesiydi.

Tüm sınıf bu operasyonlardan bir ders çıkarmalıdır.

Nitekim bugün geldiğimiz noktada bunu gayet açık ve net olarak görüyoruz.

Sen 40 yıldır tüm örgütünle, eylemle, mücadeleyle, ödenen bedellerle kazanımlar sağlarsın,

hayatında bir gün bile ekmek parası kazanmak için,

bir damla alınteri dökmeden yaşayan bir grup insanın iki dudağı arasında yok olup gidersin.

Sonra bize eşitlik ve özgürlük masalları anlatırlar.!

Bunun 12 Eylül darbesinden ne farkı var?

Türkiye’de demokrasi, insan hakları, eşitlikler ve özgürlükler bir gecede yok edildi.

Yüksek Hakem de Tüpraş işçilerinin 40 yıllık haklarını bir celsede yok etti.

AKP'nin sendikaları kontrol altına alması gerçekleşti.

Bundan sonra sermaye ciddi bir dirençle karşılaşmaksızın işçilerin haklarını gasp edebilir.

Saldırının bundan sonraki aşaması kırmızı çizgimiz olan kıdem tazminatlarında.

Daha şimdiden ‘kazanılmış haklar korunsun!’ modundayız ya hayırlısı.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-13/07/2019

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500