Advert
Advert
TARİH YAZMAK…
Kemal ÖZCAN...

TARİH YAZMAK…

Bu içerik 2341 kez okundu.

İnsanın duygu ve düşüncelerini bir kağıda dökmesi,

onu diğer insanlarla paylaşması müthiş bir şey..

İnanılmaz keyif veriyor insana.

Yazarken dünyayı değiştirebileceğinizi filan düşünüyorsunuz..

Ama yazı yazmak gerçekten de çok zor..

Eteğinde bir sürü taşla oturuyorsun bilgisayarın başına,

ve kalktığında eteğin yine taşlarla dolu..

Yalansız,dolansız, anlaşılır ve inandırıcı olmak zorundasın.

Kırmadan,dökmeden, abartmadan yazacaksın..

“Yazı yazmak” demiş yazar Doctorow, 

“geceleyin araba sürmeye benzer.

Önünüzü sadece farların gösterdiği yere kadar görebilirsiniz,

ve bu şekilde seyahatinizi tamamlarsınız.”

Tarih yazmak ise yazı yazmanın ötesinde bir şey..

Tarihi yapana sadık kalarak yazılırsa sorun olmaz.

Atatürk ‘’Tarih yazmak,tarih yapmak kadar önemlidir.’’ demiş.

Tarihi gerçekler yazanlar tarafından değiştirilebilir,abartılabilir,hatta saptırılabilir.

Resmi tarih, devlet ideolojisine göre şekillendiğinden,

yalan,dolan ve gerçek üstü hikayelerle doludur.

Öyle ki bazen ortaya Kara Murat, Malkoçoğlu,

Tarkan filmlerinin senaryolarına benzer şeyler de çıkabilir.

Resmi tarih bende hep kandırılma hissi uyandırdığından inanasım gelmez,

Gayri resmi tarih beni daha çok cezbeder.

Bu konuda kendi tarihimizden bildiğim onlarca örnek verebilirim.

Osmanlı dönemindeki savaşlardan,İstanbul’un Fethinden,

Çanakkale’den,Kurtuluş savaşından..

Bugün Hasan Tahsin’le ilgili tarihi bir kesit paylaşmak istiyorum.

Hani şu attığı tek kurşunla Kurtuluş savaşının meşalesini yakan,

asıl adı Osman Nevres olan,Selanikli 31 yaşındaki gazeteci gencin hikayesinden.

Osmanlı emperyalist işgali kabullenecek,Yunanlılar İzmir’de her türlü talanı,

tecavüzü,katliamı yapacak,ama biz karşı koymayacaktık.

Böylelikle mağdurları oynayıp, dünya milletlerinin desteğini alacaktık.

Ve 15 Mayıs 1919 günü planlandığı gibi Rum halkının sevinç çığlıkları arasında,

Yunan askeri İzmir’e ayak basar.

Alay tramvay durağına geldiğinde kalabalığın arasından uzun boylu,

siyah takım elbiseli bir adam kendini feda ederek fırlar ortaya .

En öndeki bayraktarı tek kurşunla  yere yıkar.

Kurtuluş savaşının meşalesi orda yakılmıştır.

Osmanlının oyunu bozulur.

İşgale karşı çıkarak,oyunu bozduğu için  tüm katliamların sorumlusu olarak gösterilir.

Savaş suçlusu sayılır, vatan haini ilan edilir..

Ne tarihçiler, ne tarih kitapları, ta 27 Mayıs 1960 darbesine kadar ondan hiç,

ama hiç bahsetmezler.

Atatürk kendisi gibi bir Selanik’li olan hemşerisi,

Hasan Tahsin’i bilmemesi,duymaması mümkün değildir.

Hasan Tahsin’e yıllarca sansür uygulandı.

Neden mi?

Çünkü dünya milletlerine, Yunanlıların İzmir'e çıkarken bir zulüm makinası gibi davrandıkları gerçeğini kabul ettirebilmek için çırpındıkları sırada,

onlara karşı ilk kurşunun tarafımızdan sıkıldığının yazılması sakıncalı görülmüş..

İlk kurşunu yok şu attı,yok bu attı tartışmalarından sonra,

1973 yılında İzmir Konak Meydanına İlk Kurşun Anıtı dikildi..

İlginç olan ne biliyor musunuz.?

Sosyalist bir gazeteci olan Hasan Tahsin anıtının dikilmesi emrini verenin ,

27 Mayısın önemli Albayı Alparslan Türkeş olmasıydı.

Tarihin ne kadar ağır bir baskı altında yazıldığını anlayın istedim.

Bir Afrika atasözü de der ki, “Aslanlar kendi hikayelerini yazana dek, avcıların kahramanlıklarını dinlemek zorundadırlar.”

Hoş kalın,İnançla ve Dirençle kalın..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500