escort izmir

Advert
Advert
Uyanma-Uyandırma
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

Uyanma-Uyandırma

Bu içerik 455 kez okundu.

Sürücü olan emekçi kardeşlerimiz çok iyi bilir; uzun gece sürüşlerinde uykunun en ağırlaştığı saatler gecenin de en koyu olduğu sabah saatleridir. Oysaki uzun bir geceden biraz sonra tan ağaracak, gecenin karanlığı sıyrılacak ve tüm yaşam sevinciyle ışık dolduracaktır yolları…

Gecenin en koyu zamanında yılgınlık, bıkkınlık sarar yolcuyu ve sürücüyü; siyasette de en karanlık dönemlerde “er geç sabah olacak” diyene kuşkuyla, hatta biraz da ‘aklını kaçırmış’ diye bakılır. Ama er geç sabah olur, çünkü diyalektik bunu gerektirir.

Ne yazık ki ülkemiz de epeydir uzun bir gece yaşıyor. Ne tarihle, ne bilimle, ne yaşamın pratiğiyle bağdaşan bir dipsiz kuyuya çekiliyormuş duygusu yaşıyoruz toplumca… Tıpkı, “er geç sabah olacak” diyene verilen tepki gibi, uzun süre “ne yapılırsa yapılsın değişim olmayacak” anlayışına karşı çıkanlara kuşkuyla-korkuyla bakıldı. Bunun elbette tarihsel, sosyolojik, psikolojik, siyasi ve maddi gerekçeleri vardı… Ama, tıpkı sabahın en karanlık saatlerinin gün ışımasına yakın anlarda olduğu gibi, çığlık atanların kendilerini yalnız hissettiği anlarda mutlaka bir ışık doğacaktır, yeter ki çığlık atılmaya devam edilsin.

Sanayi, tarım, dış ilişkiler ne varsa battı, satıldı, yenip-yutuldu… Haramiler, güzel ülkemin iliğini-kemiğini sömürdüler. Evrensel ahlak ve vicdan, yolsuzluk ve yalan-dolanın altında kaldı. Hukukun, bilimin, sağlığın, eğitimin vs “esamisi” kalmadı. Ancak sabahın ışığı gibi “YSK darbesi” herkesi uyandırdı! Peki bu “sabah” herkesin beklediği sabah mıydı? Olmalı mıydı? “Hele bir sabah olsun, birbirimizin yüzünü görelim” karanlığın koyuluğundan daha önemli değil miydi? Orman yanarken, aslan ile karacanın birlikte kaçmaları gibi bu yangın da önemli bir uyanış hareketini başlattı. Çünkü ortak sorun, ormanın yanmasıydı. Madem ibre seçime döndü, bu “son” fasıl “nasıl geçerse geçsin” değil de büyük değişimin başlangıcı olarak görülürse, kimseyi ötelemeden bir uyandırma servisi olarak değerlendirilirse işte o zaman çok güzel şeyler olacaktır. İki yazı önce, “haydi merhaba diyelim, ne kadar çok olduğumuzu göreceksiniz” demiştim; bugün o merhabalar çoğaldı, yarın sele dönmesi işten bile değil.

Korku nasıl bulaşıcıysa, cesaret de bulaşıcıdır; doğru yönlendirilirse önemli bir sinerji yaratır. Ancak, bu tür enerji patlamalarının bir rehavete yol açması da olasıdır ve suçlarının çok kabarık olduğunun farkında olan ve halâ gücü elinde bulunduran karanlığın sahiplerinin bu psikolojik üstünlüğü tersine çevirmek için var güçleriyle türlü oyunlar tezgahlayabileceklerini unutmamak gerekir. Bundan böyle daha da büyük yalanların, manipülasyonların yapılacağı akıldan çıkarılmamalıdır. Bu bakımdan, herkese büyük sorumluluklar düşmektedir ve uyanık olmakta yarar vardır. Şimdi bu korku duvarının yıkılışıyla herkesin yüksek sesle konuşmasının, ortak hedefte birleşenlerin geniş bir şekilde örgütlenmesinin zamanıdır. Korkan siz olmayın, çünkü asıl korkanlar açıkça bellidir ve bundan sonra atacakları her adım onları daha da batıracaktır. Her türlü kötülük artık gözler önündedir, bunları açıkça dillendirmek ve en yakınlarımızdan başlayarak herkese anlatmak artık bir görev olmalıdır. Tüm güzel şeylerin olduğu gibi, demokrasinin de bedeli vardır; bedelleri göze alamayanlar o güzel şeylere ulaşamazlar.

Unutmayın; somut işlemler döneminde düşünceye sahip olanlar, soyut işlemler düzeyinde düşünenlerle baş edemezler, haksız olanlar haklı olanın bileğini bükemezler, güneş balçıkla sıvanmaz, er geç karanlık yerini aydınlığa bırakır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Faik Binici     2019-05-11 Güneş doğacak,sabah olacak.Her şey çok güzel olacak.