Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
DEMİRTAŞ'IN YENİ ÖYKÜ KİTABI; DEVRAN
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

DEMİRTAŞ'IN YENİ ÖYKÜ KİTABI; DEVRAN

Bu içerik 927 kez okundu.

‘Devran’, HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın Edirne F Tipi Cezaevinde, Seher(2017)’den sonra yazdığı ikinci öykü kitabı. Kitap 12 Nisan’da raflardaki yerini aldı. Kitapta yer alan 14 öykü, birer Türkiye gerçeği ve toplumsal yaşamdan kesitler sunuyor okura… Kitabın yazarı, kendi deyimiyle 46 yıllık ömrünün 17 yılını cezaevi ve mahkemelerde geçiren bir siyasetçi olunca; öykülerinin olay örgüleri de siyasi ve sosyolojik gözlemlere dayanıyor. Öyküler, yoksulluk hallerimizin anlatımı… Olay mekânları, Anadolu’nun her yeri…  Yazar öykülerinin kurmacalarında; metinlerin içine akademik/bilimsel, sosyolojik ve psiko-sosyal öğeleri de ustaca yerleştirmiş… Yazarın dili, çok duru ve akıcı… Öyküleri okudukça, metinlerdeki duruluk ve akıcılık, bir akarsu gibi sizi alıp kitabın sonuna kadar sürüklüyor…

Kitaptaki öykü başlıkları şöyle: Gün Olur Devran Döner, Ardiye, Sultan Reşat’ın Torunu, Kapkaç, Direnmek Güzeldir, Baran’ın Beşiği, Taş Ocağı, AVM, Kobay, Şeftren, Aşk Boğar İnsanı, Dedemin Krallığı, Yeni Hayat ve İnsan Kalabilmek…

‘Gün Olur Devran Döner’  isimli öykü, bir iç hesaplaşmanın ve çekilen vicdan azabının öyküsüdür. Öykünün kahramanı, eski savcı Salim Bey’dir… Salim Bey’in görev yaptığı yerle ilgili unutmak istediği ama bir türlü unutamadığı bir hatırası vardır. Oğlu Kerem ağır bir trafik kazası geçirince, evlat acısının ne demek olduğunu anlar ve peşini bir türlü bırakmak istemeyen hatırasının peşinden kar ve tipili bir kış gününde 25 sene önce görev yaptığı Erzurum-Karayazı’nın yolunu tutar. Oradan dağ köyü Yüksekkaya’ya gidip Hasan Sürgücü’yü bulup, ona ‘her şeyi anlatmalı ve bu ıstırabını dindirmeliydi.’ Salim Bey, Hasan Sürgücü’nün evine ulaşır. Eski savcı Salim Bey, 25 yıl önce yaralı halde sorgulanan, işkence edilen ve sahte otopsi raporunu imzaladığı Devran’ın babasına ne anlatacaktı, ne söyleyerek içindeki ıstırabı dindirecekti? Bu belli değil öyküde. Salim Bey’in iç sesi de bunu söylemiyor, okura. Bu, okura bırakılmış…

‘Ardiye’, kışları çok soğuk geçen bir Anadolu kasabasında; eşi inşaattan düşerek ölen Esma’nın iki yaşındaki oğlunun; yoksulluktan odun alamamanın sonucunda soğuktan ölmesinin trajik öyküsüdür. Doksanların başında Ziraat Fakültesini bitiren ve gelecek hayalleri kuran bir fakir gencin hayal kırıklıklarını anlatır, ‘Sultan Reşat’ın Torunu’.

Bir siyasi saptama öyküsüdür ‘Kapkaç’. Yoksul bir gencin, kapkaç yaparak biraz daha iyi yaşama özentisidir anlatılan. Gazanfer’in, ilk ve son ‘kapkaç’ıdır, Yelda’nın telefonunu alıp kaçması. Sonra yaptığı işin doğru olmadığını düşünür ve ‘Devrimci Hayat Gençlik Derneği’nde buluşarak, Yelda’nın telefonunu iade eder… Telefonu bulduğunu söyler ona. Dernekteki gençlerden biri ona şöyle der: “Gençlik yoz kültürün parçası haline getirildi. Kapitalist düzenin çarkları arasında en çok da insani değerler öğütülüyor…”

Atama bekleyen servis şoförü Fizik öğretmeniyle işçi Sevtap’ın aşka dönüşen ilişkisi anlatılır ‘Direnmek Güzeldir’ öyküsünde. İşten çıkarılan işçiler için kalanlar greve gider. Gözaltına alınan grevci işçiler arasında Sevtap da vardır. Gözaltındakiler, Fizik öğretmeni şoförün kullandığı servis otobüsüne bindirilir. “Sevtap, otobüse girmemek için direniyordu. Döve döve soktular içeri. Ben sadece izledim. İçeri sokulunca bana baktı, göz göze geldik. Gülümsedi acı acı… Gamzesini gördüm. Dünyanın en derin çukuru gibiydi. İçine düştüm, kayboldum. Bir daha o çukurdan çıkamadım.”

 ‘Baran’ın Beşiği’, mevsimlik işçilerin bir minibüsle Diyarbakır’dan Çukurova’ya giderken, Çukurova düzlüğüne indiklerinde otobanda bir tırla çarpışmalarının hazin öyküsüdür. Kazada minibüsteki umut yolcularının hepsi ölür. Annesi Şevin’in kucağında uyuyan Baran’ın beşiği ise minibüsün üstünden yolun kenarına savrulur. Tıpkı Suriyeli Aylan Bebeğin cansız bedeninin, Bodrum sahiline savrulması gibi…

‘AVM’ öyküsü… Zeynep ve Serhat bir AVM’nin yemek katında çalışmaktadırlar. Her molada, herkes bahçeye-terasa çıkarken Serhat, kapalı otoparkın birinci katındaki 21 nolu park yerine oturur hep. Zeynep merak eder ve ‘neden burası?’ diye sorar. Serhat anlatır: “Bu AVM yapılmadan önce burası bizim gecekondu mahallemizdi. Evimiz tam da buradaydı. Anam kot taşlama atölyesinde çalışıyordu. Silikozis hastalığına yakalandı. İşten attılar. İlaç alamadık. Anam 3 ay çekti, sonra öldü. İşte anamın öldüğü oda, burasıydı. Ben her molada, buraya, anama geliyorum.”

“Senin yüzünden Yusuf, senin yüzünden. Kaçır beni dedim, hocalığına kıyamadın, günaha girmemek için beni bu cehenneme, bu günaha sen yolladın. Sen cennetine git, ben kendi cehennemimde yanayım.” Genç kızlığında Yusuf Hoca’ya aşık olan Esmer’in isyanıdır bu cümleler. Beni kaçır der ama hocalığına yakıştıramaz Yusuf Hoca. Esmer, Diyarbakır’daki pavyonlarda çalıştırılır kocası tarafından.  Yusuf Hoca bunu duyunca, soluğu Diyarbakır’da alır. O’nu bir pavyonda bulur. Yusuf Hoca’nın bir elinde Esmer’in sımsıcak eli, diğer elinde buz gibi silah; hızlıca yürüyüp giderler… Peşinden gelenleri de silahıyla susturur, dağıtır… Daha sonra Rasim Abalı adıyla Adana-İzmir ve İstanbul’da gazino-pavyon işletmeciliği yapan dede ve torun Mehmet Abalı’nın araştırmasıyla ortaya çıkan onun ilginç yaşam öyküsü; ‘Dedemin Krallığı’.

Torun Mehmet Abalı, yüksek lisans için gittiği Amerika’da bir kütüphanede, Amerikalı bir akademisyenin, Ortadoğu’da eğlence kültürü hakkında yazdığı kitapta dedesinin ismine rastlar. Bu kitabın, “Adana’da Gazino Eğlenceleri” bölümünde dede Rasim Abalı’nın gazinoculuk yaşamı anlatılmaktadır. İşte o bilimsel bakış açısının öykü içinde eritildiği bölümden küçük bir alıntı: “İlginç bir tarzları var bu tür ‘kabadayı’ denilen şahsiyetlerin. Güçlerini silah ve cesaretlerinden almakla birlikte, meşruiyetlerini ‘adaletli’ tutumlarından alıyorlar. Tıpkı devletlerde olduğu gibi. Adaletin dışına çıktıklarında önce meşruiyetlerini sonra güçlerini yitiriyorlar. Rasim Abalı, kudretini, adalet ve güç dengesini sağlayarak koruduğu gibi gazinosunu ancak bu şekilde elde tutabiliyor.’

‘İnsan Kalabilmek’ bir kıyaslamadır; ekmeğini kazanmak için dünyanın tatil cenneti Bodrum’a gelen Cemşit’in, buradaki insanların, aynı coğrafyanın başka yerinde ve dünyanın birçok yerinde yaşanılan acılardan habersiz oluşlarından… Bir sorgulamadır bu aynı zamanda; ‘Biz insansak bunlar kimdi, onlar insansa biz kimdik?’

Bunlar, öykülerden bazıları. Diğerleri de ilgiyle okuyacağınız öyküler…

xxx

Devran / Selahattin Demirtaş / İletişim Yayınları / 138 sayfa / 2019 / 2. baskı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500