Advert
Advert
İMAM YELLENİRSE...
Kemal ÖZCAN...

İMAM YELLENİRSE...

Bu içerik 516 kez okundu.

Cumhur hükümetinden bakanların biri geliyor, biri gidiyor.
Gelmeyen bakan kalmadı gibi.
CHP ‘nin olası iktidarında bakan olacaklar da aynı şekilde.
Genel başkan, genel başkan yardımcıları ve grup başkan vekilleri.
Muğla adeta siyasetçi akınına uğradı.
Eskişehir BŞB başkanı Yılmaz Büyükerşen'de gelse nasıl belediyecilik yapılır bize bir anlatsa?
Komşu ilimiz Aydın BŞB başkanı Özlem Çerçioğlu gelse de,

halk için nasıl belediyecilik yaptığını bir anlatsa?
Muğla seçmeni kararını ona göre verse diyorum.
Dün Özgür Özel geldi, Muğla ve ilçelerini gezdi
Özgür Özel gelirse Muğla’da kullanacağı tek enstrüman Atatürk olur.

Daha önce yazmıştım, iki AKP var, bir iktidarda, diğeri muhalefette.

Biri dinden besleniyor, diğeri Atatürk’ten.
‘Oy vermezseniz Atatürk’ün kemikleri sızlar’ filan demiş.
İmam yellenirken sızlamayan kemik, cemaat sıçarken niye sızlasın?.
Yeri gelmişken imamın yellenme hikayesini anlatayım. 
Vaktiyle dini hassasiyeti olan bir köyün genç ama şişman imamı, 
bir öğle namazının farzını kıldırırken secdede kendine hakim olamayıp, yüksek perdeden yellenmiş. 
O anda cemaatin tepkisini düşünüp selam vererek namaz bozmamış,
ve henüz cemaat secdede iken usulca aradan süzülüp evine varmış.
- ‘Hanım, demiş, pahada ağır yükte hafif ne varsa al, kaçıyoruz, gerisini yolda anlatırım’.
Gidiş o gidiş!
Yıllarca imam geri dönüp bakmamış. 
Ama ne var ki hanımın yıldan yıla durumu artmış. 
Çoluk cocukla birlikte kadının tasası, kaygısı büyümüş:
-‘ Bey, bizim o köyde tavuğumuz, koyunumuz var idi. 
Evimiz kim bilir ne oldu? 
Çeyizimi senin yüzünden kaybettik, eşyalarımızı heder ettin’
İmam efendinin canına tak edince bir gün,
- ‘Peki demiş, hatun, gidip şu köyü bir yoklayayım’
Merkep sırtında iki günlük yoldan sonra içi titreyerek köyün yamacına varmış. 
Hep ‘ya hala beni tanıyan ve o günü hatırlayan var ise!?’ diye düşünüyormuş. 
Köyün yoluna saptığında 10-12 yaşlarında bir çocuğun kuzu otlattığını görmüş.
Biraz istihbarat toplamak için yanına yaklaşıp selam verdikten sonra sormuş,
- sen bu köyden misin evlat?
- evet amca!
- falanca ne yapıyor?
- o mu, sizlere ömür amca, geçen yıl kaybettik?
- öyle miii? vah vah, allah rahmet eylesin (içinden de ‘oh oh!’ diyormuş.)
- ya falanca?
- üzerinize afiyet o kötürüm oldu, evden çıkamıyor.
- tüh tüh tüh! allah şifa versin! (yine içinden ‘oh oh’ çekmiş.)
- filanca adam iyi mi peki?
- sorma amca, onun da gözlerine kara su indi, kimseyi göremiyor?!
- eyvah, eyvah, eyvah!.. ne hoş insandı!

İmam böyle böyle ‘vah vah, tüh tüh, oh oh!’ diyerek bütün cemaati saymış. 
Hepsi ya yatalak, ya ölmüş, ya da kör… 
İçi rahatlamış ve ‘artık rahatlıkla köye gidip mallarımı isteyebilirim!’diye düşünerek,
çocuğa veda ederken gönlünü almak için başını okşamış ve sormuş,
- aferin sana delikanlı, kaç yaşındasın sen bakayım!?
- valla amca yaşımı bilmiyorum ama imamın yellendiği sene doğmuşum!

Demem o ki, partilerin ne kadar ağır topları varsa Muğla’ya geliyor.
Önceki seçimlerde hiç bu kadar siyasi trafik görmedim.
Muğla’yı siyasetin cazibe merkezi haline getiren nedir?
Çünkü Muğla’da CHP iktidarı sallanmaya başladı. 
Öyle eskisi gibi oy oranlarında uçuk farklar olmayacak.
Adayların alacağı oy oranları birbirine yakın gibi görünüyor.
İşte o yüzden Muğla seçmeni kıymete bindi.
Yoksa selfi çekecek adam bulamazdık.
Hele mevcut başkan Osman Gürün dört dönemdir, ‘on dönüm bostan, yan gel Osman’ modundaydı.
Ancak bu seçim pabuç pahalı ki, koşturuyor.
Yapılan haksızlıklar, emek hırsızlıkları, sen, ben, bizim oğlan şeklindeki kasaba politikaları,
adayları belirlemedeki yanlışlar, kendine dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışan muktedirler,
burnundan kıl aldırmayan elitist tavırlar, anti demokratik atamalar ve kongreler seçmeni isyan noktasına getirdi.
Kazandır beni kazandırayım seni tezgahının sonuna gelindi.
CHP’nin dağınıklığı, başı bozukluğu hat safhada.
Bu gelen ağır toplar bu savrulmuşluğu toparlama amaçlı geliyorlar.
Ancak saflar netleşmiş durumda.
Şimdiye kadar bu dağınıklığı ortadan kaldıracak, 
tüm herkesi kucaklayacak bir girişim olmadı. 
Aksine partilileri disiplinle, elde tüzük kitabıyla,

aba altından sopa göstererek terbiye etmeye çalıştılar.
Hiç kimsenin aleyhlerinde yazmasına, çizmesine, konuşmasına izin vermediler.
Tahammülsüz davranıldı.
Ve bugün geldiğimiz noktada yerel basının çoğu ile kavgalılar.
Kendi bölgesindeki basınla barışık olmayan yerel yönetici ağzıyla kuş tutsa bir işe yaramaz.
Mabadıyla inatlaşan donuna edermiş misali.
Dediğim gibi bu seçim Muğlalıların kafası karışık.
Halbuki üye bazında bir ön seçim yapılsaydı, 
seçmen gönül rahatlığı ile birinci sıradaki adayın etrafında kenetlenirdi.
Hiç kimsenin küsenlere, ayrılanlara, eleştirenlere laf söylemeye hakkı yok!
Bu sıkıntıların yaşanacağı biliniyordu, bile bile lades dendi.
Eğer ilçe belediyelerde kayıp olursa bunun sorumlusu Osman Gürün ve Muğla milletvekilleridir.
Osman Gürün kaybederse ‘kendim ettim, kendim buldum’ der gider.
Her iki olumsuz sonuçta hem Osman Gürün’ün, 
hem de Muğla milletvekillerinin istifa etmeleri gerekiyor..
İstifa ederler mi, hiç zannetmiyorum?
Buradan söylüyorum, bırakın istifa etmeyi zafer naraları atarlar,
ve yaşanacak tüm olumsuz sonucun faturasını diğer partilerden, 
aday olmak zorunda bırakılan belediye başkanlarına keserekler.
Hep söyledim, gene söylemeye devam ediyorum.
Mürsel Alban demokratik olmayan bir şekilde CHP il başkanı olarak atandığı gün bu partide,
emeğe, liyakata, hak, hukuk ve adalete darbe vurulmuştur.
CHP çözülme, parçalanma, dağılma sürecine girmiştir.
Ağır topların gelip gitmesi Muğla Oligarşisinin dağıttıklarını toplama,
birlik ve beraberliği sağlama operasyonudur.
Aslında CHP seçmenini en iyi Tayyip Erdoğan bir araya getiriyor.
İstanbul ve Ankara’yı almak için kullandığı üslup ve dil Muğla seçmenini kemikleştiriyor.
Tayyip Erdoğan 47 günde 60’a yakın miting yaptı.
Muharrem İnce 45 günde 100 miting yapmıştı.
Kılıçdaroğlu ise geçerken uğradım tadında ziyaretler gerçekleştiriyor.
Neyse dostlar köyün genç ve şişman imamı secdeye durduğunda yellenince,
utancından köyü terk etmiş gitmiş.
Bizim imamlar yellendikçe cemaat olarak ‘rahat ol’ diyerek altımızı pislemeyi meşru hale getiriyoruz.
Ya imamlar altını pislerse, cemaatin halini düşünmek bile istemiyorum.
‘İmam yellenirse cemaat sıçar’ sözünün Türkçesi şudur.
‘Bugün bizler memleket olarak sürünüyorsak, bunun sebebi bizi yönetenlerdir’ demektir.
Aslında imam yelleniyorsa, cemaatin sıçmaya meyilli olmasından kaynaklanabilir.
Öyle olmasa başımıza yellenmeye meyilli bir imam gelmez.
Açıkçası nasıl istiyorsak öyle yönetiliyoruz.
Kusuruma bakmayın bugünkü yazım boktan, fısırıktan bir yazı oldu.
Umarım duygu ve düşüncelerimi aktarabilmişimdir.
Niyetim kelebek etkisi yaratabilmektir.
Dünyanın bir ucundaki kelebeğin kanat çırpması yüzünden bile,

diğer ucunda bir şeylerin değişebileceğini düşünürüm hep.
Bir kelebeğin çırptığı kanatların yarattığı türbülansın sönümlenmeyip, 
binlerce kilometre uzakta kasırgaya neden olmasını istiyorum artık.
Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!
Kemal ÖZCAN-27/03/2019

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500