Advert
Advert
Advert
 “ESKİ MUĞLA” EVLERİNDE SOKAK KAPILARI…
Ünal TÜRKÖZ...

“ESKİ MUĞLA” EVLERİNDE SOKAK KAPILARI…

Bu içerik 465 kez okundu.

           Ne zaman çocukluğumu ve ilk gençlik yıllarımı hatırlasam, önce eski mahalleleri ve o eski sokakları gözümün önüne gelir “Muğla”mın… “Hamamönü“, “Sekibaşı“, “Üçerenler“, “Demirci dükkânının önü“, “Şemsiana“, “Saburhane“, “Emirsek“ ve diğerleri… Tıpkı, bir film şeridi gibi, peş peşe gözümün önüne geliverirler hepsi de… Kimi meydanlarında, ya da meydanın belli noktasına yerleştirilmiş o “Meydan çeşmeleri” bir de… O çeşmelerde su dolduran kimi teyzelerimiz, kimi ablalarımız veya yaşıtlarım olan kızlar aklıma gelir… Ya su dolduruyor, ya sıra bekliyor olurlardı çeşme başlarında gördüğümde onlar… Ya da sularını biraz önce doldurmuşlar, evlerinin yolunu tutmuş olurlardı… İki ellerinde “toprak” testiler, güğümler veya bakraçlarla… Kim bilir, belki de, çoktan bu dünyadan göçüp gitmişlerdir bazıları… Kimileri de, artık köşelerine çekilmişler, belki de, son demlerini yaşıyor olmalılar şimdilerde… Kim bilir?

          Yaşıtlarıma gelince… Bildiklerimin, neredeyse tamamı, ne yazık ki  “Eski Muğla” da oturmuyorlar artık… Evlenip bazılarının, eşleriyle uzak-yakın başka kentlere veya kasabalara taşınmış olanları, yani, Muğla’yı terk edenlerini de düşünürsek eğer… Günümüzde, “Eski Muğla evlerinde” oturanların önemli bölümünü oluşturan hemşerilerimiz; ya, civar köy ve kasabalardan veya başka il ve ilçelerden gelip kentimize yerleşen insanlarımız…

          Evlenip,  eşlerinin çalıştıkları memleketlerde, yaşamlarını sürdürenler – ki, bunların hemen tamamı -  “Muğlalı gelinlerdir”.

          Bunlardan, eşlerinin emekliliklerinin ardından Muğla’ya dönenlerse; zaten, doğup büyüdükleri çocukluklarını yaşadıkları o “Eski Muğla” da değil, şimdiler de “Sessiz sedasız” ovaya doğru yayılmaya devam eden “Yeni Muğla” nın apartman dairelerinde oturmayı yeğliyorlar çoğunlukla…

 

 

         Ne zaman,  çocukluğuma ve ilk gençlik yıllarıma dönme isteği duysam içimde derinden… Doğruca koşar giderim, “Eski Muğla” mın, o, içinde birbirinden güzel evlerin yer aldığı, kimi dar, kimi çıkmaz, kimi bir genişleyip-bir daralan beyaz badanalı sokaklarına…

         ”Kurşunlu”nun önlerine geldiğimde, çoktann vermişimdir kararımı… Ayaklarım beni, ya “Saatli Kule”ye doğru yönlendirmiştir ya “Tabakhane”ye… Ya, “Ulu Cami”den yukarılara doğru uzanacak olurum, ya da “Demirci dükkânı” nın önünden taaa “Emirsek” e veya daha ötelere akarr giderim…

         “Hüznüm”, de işte tam buralarda, “sokak başlarında” başlar benim… O, “sokak kapıları” önlerine geldiğimde…  İşte… Ben, hep oralarda kahrolurum her keresinde…

          1960’lı yıllardaki,  hep o sokak kapılarını arar oldu gözlerim… İnanır mısınız? Yükseköğrenimim nedeniyle İstanbul’a giderken, o geride bıraktığım… Ama onlar yok artık… O kapılar yok… Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda, gerek akrabalarımız veya tanıdıklarımızın evlerine gider gelirken sıklıkla kullandığımız o sokaklardaki olsun… Gerekse, o yıllarda, “davetsiz misafiri” olduğumuz “Muğla düğünleri”nin yapıldığı, pek çok sokağa girip çıkarken aşina olduğumuz, o sokak kapılarının yerlerinde “yeller esiyor” şimdilerde…

           İlk sahiplerin son bireylerinin de, tıpkı, “Son kuşlar” gibi bir daha hiç geri dönmemek üzere bu dünyadan göçüp gitmelerinin ardından… Ardıllarının da,  bir daha hiç “Yanlarına bile uğramadıkları”… Uğranılmadığı için de, adeta “Kaderlerine terk” edilen, sayısız, o, pek çoğu “Konak” özelliği taşıyan Muğla evlerinin… İnsanda yarattığı o “hüzün” bir tarafta, “bu kapılar”ın ki bir tarafta… Hele ikincileri, bir başka “hüzün kaynağı” oluyor insana… Nasıl olmasınlar ki…

 

           Kim bilir, hangi “Rum usta”nın, ya da “kalfasının”, belki (100) yıl önce, özene bezene örerek tamamladığı ve sonra,  evin ilk sahibine “gururla teslim ettiği” bilinmez… Taş kemerli güzel bir sokak kapısının ahşap kısmının,  “Kuzulu kapı” olmaması mümkün mü? Mümkün değil tabii… Ama gidin görün ki… Ne o “kuzulu kapı” dan bir eser var şimdi… Ne o kemerin güzelliğinden bir eser… Ne de, bir parçacık güzellik kalmış olsun onlardan geriye…

          Kuzulu kapının/kapıların yerinde,  şimdilerde, “Bu kapı, ancak bu kadar özensiz yapılabilir” diyeceğiniz bir “Demir kapı/demir kapılar” var artık… Üstüne üstlük, bir de “Zevksiz mi zevksiz” renklerde boyanmışlar mı kimileri? Gelin de, siz siz olun üzülmeyin…

 

         “Yeni” sahiplerin ya da, “Eski Muğla” da, on yıllardır oturan kimi ev sahiplerinin, “güvenlik” nedeniyle ahşap kapılardan vazgeçmek zorunda kalmış olabilecekleri belki anlayışla karşılanabilir… Onu tam bilemem… Fakat “Eski Muğla’nın ve Muğla evlerinin, Türkiye’de koruma altına alınmış özgün kentlerin “En başında” geldiğinin, artık herkes tarafından bilinmesi ve bu bilincin, hemen herkes tarafından iyi kavranması gerekmiyor mu? Ben, gerektiğini düşünenlerdenim…  Hal böyle olunca, buralardaki sokak kapılarının -zaman içinde olsun- yenilenmesi, gerçekten ihtiyaçsa –ki, öyle olduğu ortada… Bu kapıların; “Arkalarında sakladığı” ya da daha doğru bir ifadeyle söyleyelim:

        “Koruduğu”, çoğu “Tescilli” olan evlerin;

        Hem o güzelliklerini, hem de, o “Sokağın güzelliğini” tamamlayacak olduklarını düşünerek… Hiç olmazsa, “asgari ölçüde” bir güzellikte ve özenle yapılmış/yaptırılmış olmaları gerekmez mi? Doğru olan da bu değil mi? Haksız mıyım?

         Esenlik dileklerimle. Hoşçakalın.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500