Advert
Advert
Advert
ADANA’YA GİDEK Mİ?
Kemal ÖZCAN...

ADANA’YA GİDEK Mİ?

Bu içerik 191 kez okundu.

Geçen hafta eşimle birlikte Müslüm babafilmini izledik.

Ne zamandır gitmek istiyorduk, filmin son gününe yetişebildik.

Aslında izlediğimiz bir film değildi, hayatın ta kendisiydi.

Hem de ne hayat?

Adam imkansızı başarmış!

Sen bunca acıyla nasıl hayatta kaldın be Müslüm gardaş?

Bir cehennemin içinden çıkıp gelmiş.

Yüreğim yandı, ciğerim parçalandı, üzüldüm, hüzünlendim ve hatta ağladım.

Öyle ki eşimle göz göze gelmeye utandım.

Ancak kendisine olan saygım daha çok arttı.

Ne yazık ki ülkemizde böyle hayatları yaşayan çok insan var.

Hatta bizim kuşak filmde kendini bulmuştur diye düşündüm.

Evet dostlar sokakta yürürken gördüğünüz her insan aslında farklı bir hikaye..

Ne acılar, ne açlıklar, ne yokluklar yaşanmıştır kim bilir?

Hayat herkesin karşısına Limoncu Ali diye birini çıkarmaz öyle.

Filmin tekniği, senaryosu bir yana, verilmek istenen mesaj verilmiş bence.

Müslüm’ü oynayan oyuncu şarkıları kendi söylemiş.

Kendi orijinal sesini kullansalarmış çok daha iyi olabilirmiş.

Aile ilişkilerinin çocukların hayatını nasıl etkilediğini daha iyi anlıyorsunuz.

Babası cezaevine girdiğinde ailenin ne kadar mutlu olduğunu görüyorsunuz.

Müslüm’ün müzikten kazandığı ilk parasını anasına verdiği sahnede çok duygulandım.

Hele o halkevinde bütün müzik aletlerinin sesinin karıştığı sahnede etrafında dönmesi vardı ya müthişti.

Limoncu Ali’ nin‘uzun ince bir yol dediğin hayattır evladım’ demesi,

ve ‘herkesin hayatı farklıdır o yüzden herkes farklı okur bu türküyü,

şimdi bak bakalım aynaya uzun ince yolunda ne görüyorsun?’ dediği sahne filmin düğüm noktasıydı.

Onun söylediği gibi okursan kendini türküde bulursun.

Nitekim orda bulmuş kendi tınısını, kendi ritmini.

Babasının annesini bıçaklayıp öldürdüğü sahnedeki yaşadığım duygu yoğunluğunu tarif edemem.

Filmin birinci bölümünü başka, ikinci bölümünü başka yönetmen çekmiş.

Fark açık ve net bir şekilde belli oluyor.

Filmin etkisinden birkaç günde anca çıkabildim.

Ne yalan söyleyim, filmden önce Müslüm babayı pek dinlemezdim.

Filmi izledikten sonra hemen ‘sevda yüklü kervanlar’ şarkısını dinledim baştan sonuna kadar.

Ardından Hüsnü Şenlendirici’nin klarneti eşliğinde Ormancı türküsünü.

Hiç de fena okumuyormuş dedim herkes gibi.

Hatta adam derdinden içmiş, şarkılarını hissederek söylemiş.

Çok büyük haksızlık yapmış olmanın ezikliğini yaşadım bir süre.

İşte böyle de riyakar ve hovarda insanoğlu.

Çıksa gelse bizim gibi insanlara ne dese haklı, hak ediyoruz.

Sağlığında hor görülen Müslüm baba,

şimdi sinema salonlarında millete salya sümük içersinde hayatını izlettiriyor.

Babam ve Oğlum ve Ayla filmlerinden sonra beni derinden etkileyen üçüncü film oldu.

Ben film eleştirmeni değilim, filmin bana verdiklerine bakarım.

O babası yüzünden baba olmaktan korkmuş biri.

Ama milyonların Müslüm babası oldu.

Gençliğinde söylediği söz ve müziği ustası Limoncu Ali’ye ait olan türküye bayıldım.

Adana’ya gidekmi?/ Şalvarından giyek mi?

Kebabından yiyekmi?/Heyegardaş gel gidek..

Bugün bile hala bu ülkenin varoşlarına gidin bakın ,

bir dünyaMüslüm Gürses tarzında acınacak hayat yaşayan insan vardır.

Ama onlar tabi ki kimsenin umurunda değildir.

Tarifsiz bir kardeş sevgisine tanık olduk.

İnsanların değerini, önemini hatta tanımayı maalesef hep gittiklerinde anlıyoruz.

Toprağın bol olsun kimsesizlerin, acı çekenlerin Müslüm babası!

Bu toprakların, bu dokunun sevda yüklü kervanıydı o..

Onun gibi daha nicelerinin olduğu ama kadir kıymet bilmediklerimiz var..

Böyle filmler çekilmeli, bilmeliyiz insanların hayat hikayelerini.

Hayatı filme çekilmeyi hak eden o kadar çok sanatçı var ki,

Mesela Yılmaz Güney, mesela Ahmet Kaya en çok merak ettiklerim.

Filmin sonunda Muhterem Nur’un ‘keşke o yaşasaydı ve ben ölseydim’ sözlerine bittim.

Muhterem Nur’un hayatı da tam bir drama.

‘Ömrümce ağladım’ isimli bir kitabı var.

Makedonya’dan Türkiye’ye gelen bir ailenin kızı.

Annesi 16 yaşında onu doğururken ölmüş, teyzesi büyütmüş.

Asıl adı Olga, bebekken ölüme terk edilmiş ve 12 yaşında saklambaç oynarken tecavüze uğramış.

14 yaşında enişte tacizine maruz kalmış.

Kendisinden 21 yaş küçük Müslüm baba ile evlenmiş.

Müslüm babadan çok şiddet görmüş, kaburgaları filan kırılmış.

Neyse dostlar filmdeki oyuncuların hepsi iyiydi.

Müslüm babayı oynayan sanatçı rolünü gerçekten çok çalışmış.

Bazı sahneler o kadar gerçekçi olmuş ki,

ulan dedim ‘yaşarken adamın kendisini mi oynatmışlar?’

Geçirdiği bir trafik kazası sunucu öldü denilip morga atılışı ve morgda yeniden canlanışı ilginçti.

Uzun uzadıya yazmayım, izleyin kendiniz görün.

Tavsiye ediyorum, mutlaka izleyin.

Koskoca bir hayatı iki saate sığdıran,emeği geçen herkese teşekkürler.

Müslüm baba yaklaşık 6 yıl önce bir by-pas ameliyatı geçirdi.

Ameliyata girmeden önce söylediği sözler onun hayatının bir özetiydi sanki..

‘Hayat bana zordu ama güzeldi...

Herkesten tek isteğim var, haklarını helal etmeleri’ 

Müslüm baba 120 gün yoğun bakımda yattı.

3 Mart 2013 tarihinde, 59 yaşında hayata veda etti.

Güzel insandı.

Kabus gibi bir ömür yaşamış, çok çekmiş, ona rağmen hayata tutunabilmiş.

Şarkılarının arkasındaki esrar perdesini öldükten sonra anlayabildik.

Müslüm baba olabilmek için çekilmesi gereken bedeli de anlattı bu film bize.

O halkevi olmasaydı, halkevinde Limoncu Ali ile tanışmasaydı,

Müslüm’de muhtemelen ya katil olmuştu ya da kaybolup gitmişti.

Işıklar içinde yat Müslüm Gürses.

Hayat bu ülkede emeğiyle kıt kanaat geçinen herkese zor,

ama yine de yaşamak güzel.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-10/01/2019

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500