Advert
Advert
Advert
HACI ARİF BEY (2)
Ünal TÜRKÖZ...

HACI ARİF BEY (2)

Bu içerik 422 kez okundu.

Sevgili okurlar

Belki hatırlayacaksınız... Birkaç yıl önce,bir yazımda sizlere,Hacı Arif Bey’i tanıtmaya başlamış,ancak sayfamız yetmediği için,yazımızın devamınısonraki haftaya bırakmıştık...Kitap çalışmalarımın birden öne çıkması nedeniyle, bu bölümü, sizlerle bir türlü paylaşamamıştım… Özür diliyor, kaldığımız yerden,aynen devam ediyoruz:

Hacı Arif Bey, “Kürdilihicazkâr” makamını “tertipledikten”(düzenledikten) sonra, bumakamdaki ilk şarkısınıÇeşm-iDilber için besteler...

Klâsik Türk Müziği Repertuarı’ndada yer alan,builk şarkının sözleriaynen şöyledir:

 

 “Geçti zahm-i tîr-i hicrin tâ dil-înâ-şadıma”

 “Öyle bîhuş eyledin, âzâr ile kim tab’ımı”

 “Gelmez oldubir dahi lutf-û kelâmın yadıma”

 “Öyle bîhuş eyledin,âzâr ile kim tab’ıma”

 

Hacı Arif Bey’in, gönlünü kaptırdığı ve uğruna şarkı bestelediği Çeşm-i Dilber, aslında, Arif Bey’e hiç âşık olmamış, sadece onun yakışıklılığına vurulmuştur...Kendisi dışında, saraydaki diğer cariyelerin,Arif Bey’e hayranlık duymalarınıçekemeyenÇeşm-i Dilber, az görülen bir kıskançlık örneği sergileyerek Hacı Arif Bey’leevlenir...

Ancak,Padişah Abdülmecit’in,(60) altın maaş bağlayarakevlendirip saraydan çıkarılmasını “irad ettiği” Hacı Arif Bey ile Çeşm-i Dilber’in evlilikleriuzun sürmez...  2 yıl sonra Çeşm-i Dilber, Hacı Arif Bey’i iki çocuğu ile baş başa bırakarak, İstanbul Taşlıkta’ki konağı terk eder...

10 yıla yakın bir süre, Taşlık’taki konağında acı ve sıkıntı dolu bir yaşam süren Hacı Arif Bey’in, “Hüseyni” makamında bestelemiş olduğu bir şarkı,Padişah Abdülmecit’i insafa getirir ve Hacı Arif Bey’in bağışlanarakyeniden saraya dönmesini sağlar...

 

Hacı Arif Bey’in bestelediği ve Padişah Abdülmecit’i insafa getiren bu şarkının sözleri ise şöyledir:

 

“Bana lûtf eyler iken sen”

“Neden menfûrun oldum ben”

   “Acep sorsam efendimden”

   “Neden menfurun oldum ben”

 

Hacı Arif Bey, 30 yaşlarında iken, yeniden döndüğü sarayda yine rahat durmaz... Bu kez, bir başka Çerkezgüzeline,Zülf’i Nigâr’a gönlünü kaptırır... HacıArif Bey’le Zülf’i Nigâr’ın aşkları da, tıpkı önceki gibi,  Sultan Abdülmecit’in kulağına gider...Bestecimiz, ikinci evliliğini bu kezZülf’i Nigâr’la yapar... Ne var ki,Zülf’iNigâr, 20 yaşlarında veremden ölünce, bestecimiz yine yalnız,yine hüzünlüdür...

 

 

 

    “Olmaz ilâç sine-i sad pareme”

    “Çare bulunmaz bilirim yareme”

    “Baksa tabibanı cihan yareme”

    “Çare bulunmazbilirim yareme”

 

Bestecimizin,eşi Zülf’i Nigâr’ın ölümü ardından bestelediği bu güzel “Segâh”  şarkı,  bu gün dahi pek çok insanımızın ezberinde olan ve Klâsik Türk Musikimizin, “Segâh” makamındaki eserleri arasında yerini almış olanbaşyapıtlardan biridir...

     Hacı Arif Bey’in,  bu şarkıyı bestelediği sıralarda,Padişah Sultan Abdülmecit de ölmüş, yerine Sultan Abdülaziz geçmiştir... Sultan Abdülaziz, tıpkı Sultan Abdülmecit’in davrandığı gibi Hacı Arif Bey’in,konağında yalnız başına oturmasına, herhalde “gönlü razı olmamış” olmalıki, şarkı formunun bu “Dahî” bestekârını yeniden saraya aldırır...Bestecimizin saraydaki yeni görevi bu kez:Cariyelerin başında musiki hocalığıdır...

Hacı Arif Beyyine rahat durmaz...Bu kez de,Nigârnik adlı bir güzele âşık olur... Bu olayı haber alan padişahın annesi Pertevnihal Valide Sultan, gençleri alel-acele evlendirir...

    Üçüncü evliliğini de sarayda yapan Hacı Arif Bey, saraya yine veda etmek zorunda kalır... Ancak, Taşlık’ta bulunan “padişah ihsanı” olan konağa taşınmayıp,Zincirlikuyudakibir çiftliğe yerleşir...

   Sultan Abdülaziz’in, (40) altın maaşla saraydan çıkarılmasını “irad” ettiği Hacı Arif Bey’in,(10) yıl kadar  süren üçüncü saray hayatı da böylece sona ermiş olur...

Hacı Arif Bey, öylesine sevilen ve kendisinden vazgeçilemeyen bir bestekârdır ki, daha sonra onun,Padişah Abdülhamit zamanında da dördüncü kez saraya alındığını görürüz...

 

Sevgili okurlar,

“Türk Musikisi”nin, sözlü ve en küçük formu olan “Şarkı”yı, yeniden ele alarak,onu bir anlamda “yüceltip ölümsüzleştiren” bu “dahi” bestekâr,hiç nota bilmediği gibi, hiç bir sazı da çalmazdı...Türk Musikisi’ini,daha önce de ifade ettiğimiz gibi “meşk” yolu ile öğrenir...

Hacı Arif Bey, ”Dahî” derecesindeki bestekârlık yeteneği ile bir gecede (8) şarkı birden besteleyebilen ender bestecilerimizin başında gelir...

   Bütün bestekârlık yaşamı boyunca, 1000’den fazla şarkı bestelemiş olan Hacı Arif Bey,eserlerini  bestelerken(50) makam kullanmıştır...Yaptığı şarkıların büyük bölümü,hemen notaya alınamadığı için unutulmuş, bunların,ancak (328)kadarıgünümüze gelebilmiştir...

    Hacı Arif Bey’in, musikimizin diğer formlarında da eser bestelediğini görüyoruz…Bunlardanbiri Nihavend makamında yaptığı bir “çenber” ilediğer ikisi,terennümlü bir “beste” vebir “yürük semai” olup,ötekileriise dini parçalardır...

Sevgili okurlar,

Musikimizin engüzel makamlarından biri olan Kürdilihicazkâr makamının “yaratıcısı” ve Hamam-ı zade İsmail Dede Efendi’den sonra gelen 19.yüzyılın en büyük bestekârı ve “Türk Musikisi” nin en küçük formu olan şarkı bestekârlarının da en büyüğü olan Hacı Arif Bey, 28.Haziran.1885 tarihinde Mızıkay-ı Humayin’deki odasında, bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapar....

   Bu büyük bestecimizin, ölümünden hemen önce yaptığı en son şarkı da, yine kendisinin “tertiplediği” Kürdilihicazkâr makamındadır:

 

   “Gurup etti güneş, dünya karardı”

   “Gül-i bağı, emel soldu sarardı”

   “Felek de, böyle matemler arardı”

   “Gül-i  bağı, emel soldu sarardı”

 

Esenlik dileklerimle. Hoşça kalın

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500