Advert
Advert
Advert
Yalakalığın Dayanılmaz Hafifliği
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

Yalakalığın Dayanılmaz Hafifliği

Bu içerik 1026 kez okundu.

Yalakalık, yağcılık, dalkavukluk, çanak yalayıcılık vb hemen hepsi aynı anlamlarda kullanılmaktadır.

Çocuğuna ünlü bir sahilde ihale kapmak için takla atan “sanatçıları” mı ararsınız; bilmem kaç bin tanelik bağlama satışını bağlamak için elpençe duranı mı; dizilerde rol kapmaya çalışanı mı; çıplak fotoğraflar çektirirken tesettüre gireni mi; sayın sayabildiğiniz kadar… Bu ülke, “madem seviyorsun, takla at da göreyim” deyince, fiziksel olarak takla atanları bile görmüştür; bugün ise takla atanlar ile attıranlar değişmiştir sadece… Hepimizin izlediği “böyyük TeVE”lerin, “böyyük Gastelerin” el değiştirmesiyle, bu yalakalar hemen “arkadaşlarından” boşalan odaları-masaları dolduruvermişlerdir. “Amma mide ha, nasıl sindiriyorlar acaba!?” diyen sanırım sadece bizim gibi insanlar; göz ardı ettiğiniz bir şey var, onlarda işkembe gayet böyyük demek ki…

Bir insan bunu niye yapar, neden “bu duruma düşer”? “Bu duruma düşer” sözü bile tiyatro sahnesinin ardında olanlar için çok acı olsa gerektir; ama ne de olsa o gün için sahnede soytarılar ve izleyen bir hükümdar vardır! Ya yarın?

Yalakalık, soytarılık, dalkavukluk, yağcılık vb için açıktır ki ortada bir otorite, bir hükümdar, bir güç olması gerekir; bu olmadan kime-neden bu soytarılıkları yapacaksın ki!? Her hükümdar, zaten yapayalnız olduğu için poh pohlanmak ister, iyi güzel de bir soytarı bunu neden ve nasıl yapa(bili)r? Neden gayet açık değil mi? Kişisel Ç-I-K-A-R! Ama korkup bağışlanmak için olsun, ama “cukkayı doldurmak” için olsun, ama “yükselmek” için olsun, hep kişisel çıkar için yapar. Ama, bunu NASIL yapa(bili)r? Valla, orası benim uzmanlık alanım değil, hükümranlık bitip de işsiz kaldıklarında onlardan bilgi toplamak gerekir; piyasada bulabilirseniz elbette… Bu kadar mide kaldırıcı, kendisini ayaklar altına seren, kimliğini hatta benliğini ortadan kaldıran bir yalakanın; zaten ya kimliği ve benliği yoktur, ya da küçük kırıntı olarak bile kalmışsa onu da feda etmeyi göze almış demektir. Benlik saygısı “insanlar” için o kadar önemlidir ki, bunun uğruna aynanın karşısına geçip saatlerce kendilerine bakarlar, zengin olmaya çalışırlar ve hatta cinayet bile işlerler; zaten benlik saygısı olmayanlar için tek yol da yalakalık olsa gerektir; ama bunun için de bir hükümdar gerekir, onu da bunlar oluşturuverirler. “Çocuğunun yüzüne nasıl bakıyor, yarın torununun yüzüne nasıl bakacak” vb sorular onlar için geçerli değildir ki, soruyorsunuz… İnsan bir kere vicdan, onur, gurur elbisesini üstünden çıkarmaya görsün; babasını bile satar, satmadılar mı?

 

 

Hiçbir soytarı hükümdarını “ilânihaye” memnun edememiştir ve hiçbir soytarının adı da tarihte yazılı değildir. Soytarılardır hükümdarı hükümdar yapan, hükümdar kalmayınca hepsi yok olur ya da cüppe-bıyık-rozet vb değiştirip yeni hükümdar yaratıverirler… Ne de olsa, “güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar; güç merkezleri değiştikçe döner, sonunda fırıldak olurlar.” Ben de hemen döktüreyim:

“Yalakalardır hükümdar yapar adamı…” Herhalde sonlarının gelmesi biraz da olsa bunlardan dolayıdır.

Sevgili Orhan Veli ta 1941 yılında (Kuyruklu Şiir) şunları yazmış:

“Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak tanrının günü.”

Orhan Veli Kanık, ciğercinin kedisinin cevabını da yazmış, zahmet olmazsa “google amca”dan buluverin (en güzeli kitabını alıverin) gari… Ne de çok günümüze (ya da Abdülhamit dönemine) benziyor değil mi?

Gerçek sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e (ve diğerlerine) saygıyla… Zaten “müsveddeleri” herkes biliyor ve tanıyor!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500