Advert
Advert
Advert
SU SARNIÇLARIMIZA NE ZAMAN SAHİP ÇIKACAĞIZ?
Ünal TÜRKÖZ...

SU SARNIÇLARIMIZA NE ZAMAN SAHİP ÇIKACAĞIZ?

Bu içerik 199 kez okundu.

       Sevgili okurlar,

 

       Bu gün, çoktan beri yazmak isteyip de, bir türlü fırsat bulup yazamadığım, önemli bir konuyu, “SU SARNIÇLARIMIZI” yazacağım: …

       Ne zaman ve nerede bir su sarnıcı görsem, inanın, içim burkuluyor ve üzülüyorum... Ya yıkıldı yıkılacaklar, zamana karşı inatla direniyor sarnıçlarımız…Ya da, “çimentolu harçla bir güzel sıvanmışlar”, güya, yıkılıp gitmeleri bu suretle önlenmiş olacak!!!

       Yıkıldı yıkılacak olanların önünden veya yanından her gün, ya da ara sıra olsun gelip geçenler, acaba bir günden bir güne hiç demiyorlar mı ki:

       “Yahu… Bu sarnıçlar, atalarımızdan bize kalan bir miras… Onların, konar-göçer oldukları dönemlerinde, davarlarının olsun

 kendilerinin olsun su ihtiyaçlarını karşılıyordu… Neden bu yapıları biz onartıp da geleceğe, çocuklarımıza ve torunlarımıza miras olarak bırakmayalım?”  

       Yahut yolu üzerinde bulunan ya da tarlasındaki sarnıcın, arada bir olsun farkına varıp gördüklerinde:

        ”Yahu bu sarnıç, gözümüzün önünde, göz göre göre ve günden güne eriyip gidiyor… Yıkılıp gitmesin. Yazık… Atalarımız konar-göçer oldukları dönemlerde, bu sarnıçlardan hem davarlarının, hem kendilerinin su ihtiyaçlarını karşıladı… Bari bunun her tarafını, şöyle elbirliği ile bir güzel sıvatalım da koruma altına alalım!!” diyerek, o sarnıcı çepeçevre sıva ile kaplatıp, yağmura-yaşa karşı korumuş ve böylece onu geleceğe miras mı bırakmış oluyorlar acaba? Ne dersiniz sevgili okurlar?

      Kimse, sakın alınıp gücenmesin ama:

      Her iki anlayış ve tutum, baştan aşağı yanlıştır… İlki, ancak “Duyarsızlıkla!”, ikincisi ise “Bilgisizlikle!” izah edilebilir… Her iki anlayışın da, ne iler, ne tutar hiçbir tarafı yoktur, bu durum, zaten başka türlü de açıklanamaz…

      Sevgili okurlar,

      Yıllarca, bu köşelerden hep “”Kültürümüz ve Kültürel varlıklarımız…“Kültürümüz ve Kültürel varlıklarımız” dedim durdum… Bunları korumamız ve yaşatmamız gerekli dedim sürekli… “Yaşatmak için yaşamak, geleceğe miras bırakmak içinse korumak”  gerekir dedim…

 

      Birkaç gün önce bir köy düğünündeydim… Gelin alayı, düğünden sonra, bütün köyü çepeçevre dolaştı ve gelin, oğlan evine öyle girdi… Soruyorum köylülere… Köyün geçmişinin, 300 yıl öncesine dayandığını söylüyorlar:   

     “Atalarımız, 300 yıl önce gelip bu köyü kurmuşlar” yanıtını alıyorum... Üç yüz yıl önceki “Bir düğün geleneği” demek sürekli yaşanmış ki o köyde, 21. yüzyıla hiç bozulmadan, yozlaştırılmadan gelebilmiş… İşte, bunun adı “KÜLTÜR” dür sevgili okurlar… KÜLTÜR… İnsanlar, atalarının bu geleneğine sahip çıkmışlar ve onu sürekli yaşayarak bu gün de yaşatmaktadırlar...

     Anadolu’nun hemen her ilinde, insanımızın, atalarından gördüğü pek çok gelenek ve görenekleri bu gün de sürdürdükleri bir gerçek…

     Muğla’da, pek çok ilçe ve köyümüzde de bu tür gelenek ve görenekler, bu günde sürdürülerek yaşatılmaktadır…

     Atalarımızın bize miras bıraktıkları, bizim de aynılarını sürdürerek, geleceğe miras bırakmamız yani korumamız gerekenler, sadece ama sadece bu gelenek ve göreneklerimiz değildir… Değildir…

      En az onlar kadar, onların kullandıkları, içlerinde yaşadıkları bazı tarihi yapılar… Ev ve konaklar… Tarihi öneme haiz çeşmelerimizdir… Ve bu yazımızın konusu olan “SU SARNIÇLARI” dır… Hani şu karayolunun sağında solunda, yol kenarlarında,  köylerimizde, bazılarını çınar ağaçları altlarında rastladığımız o su sarnıçları…

     “Bu ev, eski bir ev yahu zaten… Yıkalım yenisini yapalım!”, “Bu konağın yerine, bir apartman dikilse ooh ne iyi olur!” gibi düşünce ve anlayışlar, belki bazen çok yerinde olabilir… Ama bazen, bu tür düşünce ve yaklaşımlar, mutlak korumamız gereken kültürümüz ile hiç mi hiç bağdaşmayan, sadece bu günü düşünen “sığ bir anlayış” ve yaklaşım biçimleridir.

     Unutmamak gerekir ki;

     Tarihte, geçmişine sahip çıkmamış, gelenek ve göreneklerini yok etmiş, kültür varlıkları olan yapılarını yakarak veya yıkarak, onları ortadan kaldırarak “Koruyamamış”, ama yine de ayakta kalabilmiş tek bir ülke gösterilemez… Çünkü yoktur…

     İlgililerin dikkatlerine…

                                                                                                                 Esenlik dileklerimle Hoşça kalın

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500