Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
KRAL ZATEN HİÇ GİYİNİK DEĞİLDİ Kİ!
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

KRAL ZATEN HİÇ GİYİNİK DEĞİLDİ Kİ!

Bu içerik 283 kez okundu.

             Yaşı biraz geçkin olanlar anımsayacaktır; daha 1980 öncesi, “kanlı mı olacak, kansız mı” demişti birisi; sonra “ondan çıkan” birisi de “demokrasi bir trendir, gideceğimiz yere varınca ineriz” demişti. Daha ne desinler ki!? Kabahat, takiyye ve sadakayla avutulan kitlelerde değil, bu sözleri anlamayan okumuş cahillerde… Diyeceksiniz ki ya takıyye de mi yapmadılar, yapmaz olurlar mı hiç; o sadece düşün(e)meyen veya çıkarı olanlar ve araştırmayanlar içindi, geri kalanlar için zaten hep çıplaktılar. ABD’nin BOP başkanlığı desteğiyle daha parti bile kurmadan ve başbakan olmadan kırmızı halı serilerek karşılananlar, ilk aşamalarda elbette “takiyye” yaptılar, ama artık onu da bir yana bıraktılar, aklımızı başımıza devşirmezsek, yakında gerçek amaç resmen ilan edilecek!

            “Babalar gibi satacağız” dediler ve sattılar mı, sattılar; öyle ki satılacak bir İş Bankası’nın hissesi ve “şeyimiz” kaldı. Madenlerimiz, ormanlarımız, fabrikalarımız, limanlarımız ne varsa üstelik…

“Kindar ve dindar gençlik” deyip, ucube 4+4+4’ü bir gecede hayata geçirdiler ve okula gitmeyip “koca”ya giden kızlar yarattılar mı yarattılar; “türban”la yola çıkıp “giyimde özgürlük” deyip okulöncesi yavrularımızı bile türbana sokmadılar mı soktular; “neden böyle giyiniyorsun” deyip genç kızlarımıza saldırmadılar mı, saldırdılar. Ne üniversite, ne bilimci, ne de bilim kaldı mı? Ey “nitelciler” üfürükçülük, hacamatçılık, manevi danışmanlık nereden çıktı ki? Bilimciler üniversitelerden atılırken burnunu kuma sokup “bana dokunmasalar da” diyen ey “memur-akademisyenler”, neye hizmet ettiniz?

“Sağlığı ‘şey’ yapacağız” deyip, hastayı müşteri, hastaneleri de ticarethane yaptılar mı yaptılar. Devletin hastaneleri gitti, “şehir hastaneleri” diye ticarethaneler geldi mi, geldi. Kendi sermayelerini yarattılar mı, yarattılar; büyük sermaye şimdilik borçlarını sildiği için istediği kadar “ben onun çocukluğunu bilirim, iyidir” desin, sıra onlarda…

“Milliyetçiliği ayaklarımız altına aldık” deyip, “Devlet”i bile yedeklerine aldılar mı aldılar. Ülkenin her şeyini satan ve buna ses çıkarmayan “milliyetçi” olur mu ki!?

Hukuku “guguk” yaptılar mı yaptılar. Bırakın öncekileri, sadece “rahip” olayı bile “guguk”un tescili değil mi?

TBMM sizlere ömür!

Zaten son 5 seçim tümüyle şaibeli ve seçilmiş belediyelere kayyum atanmışken veya görevden alınmışken, üstelik bundan sonra da kayyum atanacağı belirtilmişken; hem seçimlere hem de belediyelere ne olacağı açık değil mi? Seçim mi dediniz, anlayamadım.

Yahu, “yıkacağız” dediler ve yıkıyorlar…

Siz halâ, “Salı günü parti toplantıları”nda atın tutun; gaz almaktan başka ne işleviniz kaldı ki!?

Siz halâ, “ama bu anayasaya da aykırı” vb deyin durun, anayasayı da kim takar ki, “babayasa” var artık… Anayasa ve var olan hukuk zaten umurlarında değildi, amaçları Mecelle-Şeriat hukukunu getirmekti: “Vay yaptıkları Anayasaya aykırı” söylemi ne kadar gülünç kaldı, değil mi?

Eğitim zaten umurlarında değildi; amaçları var olan eğitimi yıkıp “kindar-dindar” eğitimi getirmekti.

Vatan, zaten sadece “ümmetin olduğu her yerdi”, siz kendi vatanınız sandınız (geçenlerde birisi bunu da yumurtladı: “Vatan ikinci planda, davamız ilk planda” dedi), yıkmak gerekiyordu ve yıktılar… Demokrasi mi? Güldürmeyin beni! AB, liboşlar ve bilumum “şey”ler ne güzel kullanıldı…

Bu ülke hiçbir zaman umurlarında değildi ki… 2023 ne, o zaman ne olacaktı; “dava” neydi, kimse sormadı ki… Amaç zaten, yenisini kurmak için eskisini yıkmaktı… “Diyar-ı  küffar”, “darül-harp” nedir; “cihat” kime karşı ilan edilir ve bu kafayla yetiştirilenler için “ganimet” ne demektir, araştırdınız mı hiç?

Tüm yaşadıklarımız o kadar açık ki, kral zaten hep çıplaktı! “Kimse görmek istemeyenler kadar kör, duymak istemeyenler kadar sağır olamaz!”

Vallahi solun çıkaracağı çok ders var; ama “geçmiş ola mı”, yoksa daha da çok geç olmadan, gafletten uyanıp en temel varlık nedenlerimizi ve strateji ve taktiği hatırlayıp (1979 İran’ını hatırlayın yeter), ortak hedef doğrultusunda (her katılanın kendi görüşü saklı kalmak koşuluyla) en geniş kitleleri bir araya getirmenin tam da zamanı mı? Tarihte hiç olmadığı kadar “objektif koşullar” olgundur, peki biz olgunlaşabildik mi?

Unutmayalım: Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin amaçladığı bir iç savaşın tek kazananı, onu çıkaranlar olacaktır! Çok yazık!

Yoksa, gitti gidiyor, haberiniz ola! Buna da birileri sonra, “fıtratlarıydı” diyecekler!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500