Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
YATAĞAN FACİASI-1
Kemal ÖZCAN...

YATAĞAN FACİASI-1

Bu içerik 579 kez okundu.

19 Temmuz sabahı Yatağan Termik Santralinde meydana gelen faciadan bu yana yazamadım.
Bir gün önce gece 24’te vardiyadan çıkmıştım.
Sabah uyandığımda saat 9’u geçiyordu.
Kahvaltı yapmaya hazırlandığım bir sırada, saat 10 civarında telefonum çaldı.
Arayan gazeteci-yazar ve aynı zamanda Yatağan Madende İSG Uzmanı olan,
çok değer verdiğim abim Nevzat Çağlar Tüfekçi’ydi.
Telefonu açtığımda bana Kemal, 23 bantlarının çökmesi ne demek ?’ diye sordu.
‘Hocam o bantlar kopar, çökmez, galeri mi çöktü acaba?’ dedim. 
‘Sizin İSG ekibiyle birlikteydik, telefon geldi alelacele santrale gittiler’ deyince durumun vahametini anladım.. 
Hemen ardından telefonla sabah vardiyasındaki ustabaşımız Haydar Ustayı aradım, sordum. 
O da yaklaşık 45 metre yükseğe kömür taşıyan 23 bantlarının olduğu galerinin tamamen çöktüğünü söyledi.
İçeride iki kişi kaldığını onları kurtarmaya çalıştıklarını söyledi.
Oy anam oy oy!
Beynimden vurulmuşa döndüm.
Fatih Başkanla görüştükten sonra, Maden-İş Şube Başkanı Osman İlhan’la birlikte, yaralı arkadaşlarımızın sevk edildiği Muğla’daki hastanelere gittik.
3 arkadaşımız Muğla Sıtkı Koçman hastanesine, 1 arkadaşımız Yücelen hastanesine geldi. 
Hayati tehlikeleri yoktu.
Yücelen'deki arkadaşımızın dalağında bir yırtılma tespit edildiği için ameliyata alınacaktı.
Ertuğrul Katı geldiğinde nefes almakta zorluk çekiyordu ama genel durumu iyiydi.
Oradan ayrılıp santrale geldiğimizde gördüğüm manzara korkunçtu.
Adeta Çorlu’daki tren kazasını andıran bir görüntü vardı ortada.
Bizim yıllarca mavi tren dediğimiz ayaklar üstündeki köprü galeri yerle bir olmuştu.
Termik Santraller tarihinde görülmemiş, yaşanmamış bir faciayla karşı karşıyaydık.
Bana santralde hiç olmayacak üç şey söyle deselerdi, birincisi bu galerinin (Mavi Tren) çökmesi, ikincisi bacaların devrilmesi, üçüncüsü çelik kolonlar üzerindeki santralin yıkılması derdim. 
Mavi tren çöktüyse demek ki, artık her şey mümkün. 
Faciada herkesin sevdiği, saydığı ve özellikle bendeki anıları oldukça fazla olan iki yiğit emekçi kardeşimizi kaybettik.
Seray Şimşek ve Sezgin Kılıç’ı sonsuzluğa uğurladık.
Günlerce uykusuzluk ve yutkunma zorluğu yaşadım.
Elim bir türlü klavyeye gitmedi.
Tabi bu arada ağzı olan konuştu.
Gayet samimi olanları, acımızı paylaşanları tenzih ederek yazıyorum. 
Kimi birkaç fotoğraf çektirip gitti. 
Kimi timsah gözyaşları akıttı.
Kimisi acımızı magazin ve sosyal medyada meze yaptı.
Bazıları da bilip bilmeden ilgi çekmek adına,popülizm adına, 
konuyu başka mecralara çekip, felaket tellallığı yaparak infial yaratmak istedi..
Kendine pay çıkarmaya çalışanlar olduysa da, sonuçta ateş düştüğü yeri yaktı.
Yaşadığımız facianın nedenleri ve sonuçları üzerine yazmam gerektiğini biliyorum.
Hatta bu konuda Kemal Özcan ne yazacak diye merak edenler olduğunu da biliyorum.
Yazacağım merak etmeyin.
Bu facianın nedenlerini, gerçek sorumlularını ve sonuçlarını yazmayı kendimde tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum.
Yatağan Termik Santralinin macerası dönemin Enerji Bakanı Deniz Baykal’ın 7 Nisan 1978 tarihindeki davullu zurnalı temel atma töreniyle başladı.
Çünkü o günlerde günde 2 saat elektrik kesintileri yaşanıyordu.
Deniz Baykal Yatağan Sanralinin temelini atarken bir de müjde vermişti.
‘Elektrik kesintileri yarıya düşecek!’

Yanlış enerji politikaları yüzünden yapılan elektrik kesintileri milletin canını bezdirmişti.

Sanayileşme ile enerji üretimi at başı gitmesi gerekiyor.

Çünkü enerji depolanamayan ve üretilir üretilmez tüketilmesi gereken bir ürün.

Bu sistem arz ve talep dengesi üzerine çalışıyor.

Yatağan Termik Santrali ve ardından,

Milas’taki Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri gibi birçok Termik Santral devreye girince,

Deniz Baykal’ın müjdelediği gibi elektrik kesintileri yavaş yavaş ortadan kalktı.

Ancak Yatağan ve Kemerköy Termik santrallerinin yer seçimleri yanlıştı.

Birisi Yatağan ovasındaki çanak şeklinde olan en verimli topraklar üzerinde,

diğeri Gökova Körfezi kıyısına inşa edilmişti.

Elektrik kesintilerini ortadan kaldıracak denilerek davul zurnayla temelleri atılan,

ve devreye alınan bu santrallerin bir süre sonra hava kirliliği,

radyasyon ve çevre mevzuatı nedeniyle kapatılmaları gündeme geldi.  

Özellikle Yatağan’da sık sık inversiyon denilen hava olayı yaşanıyordu.

Genellikle mevsim değişikliklerinde gerçekleşen bu inversiyon olayı,

çevreyi ve insan sağlığını tehdit ediyordu.

Santral, bir grup çevreci avukatın açtığı  dava sonucu Aydın İdari Mahkemesi kararıyla,

1994 yılının Mart ayında süresiz olarak kapatıldı.

Biz çalışanlara ne mi oldu?

O günkü idareciler torpili olanlara, siyaseten ayrıcalıklı olanlara Santralde nöbetçi bıraktı,

hatta bir çoğunu da diğer santrallere geçici görevle çalışmaya gönderdi.

Geride kalan bizler ise süresiz olarak ücretsiz izne çıkarıldık.

90 yılına kadar karın tokluğuna çalıştığımız santralde, 

89 bahar eylemlerinin de etkisiyle yapılan,

Toplu Sözleşmeyle durumumuz biraz düzelir gibi oldu ama bu sefer de işsiz kalmıştık.    

Santralin açılması için yaklaşık 10 gün boyunca yaptığımız eylemler,

ve bölgede yeniden baş gösteren elektrik kesintileri sonucu oluşan,

yoğun medya ve kamuoyu baskısının da etkisiyle bakanlar kurulu,

mahkeme kararına rağmen  santralin tekrar çalışmasına karar verdi.

İşimizi geri kazanmıştık.

Muğla valiliği önünde, sağanak yağmur altında,

eş ve çocuklarımızla birlikte sırılsıklam ıslandığımız o büyük mitingi herkes gibi bende asla unutamam.

Bir de bizlere ücretsiz izin dayatan idarecilerle ve santral kapatılsın diye açıklama yapanlarla birlikte,

santralden Yatağan’a kadar kol kola yaptığımız o yürüyüşü de hiç unutamam.

‘Filtre takılsın, Santral çalışsın’ mücadelesi sonuç vermişti.

Santral açıldı açılmasına da, bu defa santralin satılması gündeme geldi.

Yani ‘barikat çocukları’ olarak tarihe geçeceğimiz özelleştirmeye karşı mücadele süreci başladı.

Faciayı anlatırken ‘nasıl buraya geldin?’ der gibisiniz.
19 Temmuz perşembe günü yaşadığımız ve iki emekçi kardeşimizi kaybettiğimiz,
Yatağan faciasının nedenlerini ve bu facianın gerçek sorumlularını daha iyi tanımak için,
25 yıl süren özelleştirme ve taşeronlaştırma sürecinde yaşananları bilmemiz gerektiğine inanıyorum.
Sevgili dostlar beni tanıyan bilir, tanımayanlara da öncelikle şunu söylemek istiyorum.
Yazdığım yazılar bazılarının hoşuna gitmeyebilir, hatta batabilir, acıtabilir,

bu saatten sonra hiç kimse umurumda değil!
Benim herkes tarafından sevilmek, herkese şirin görünmek gibi bir derdim, tasam ve kaygım asla olmadı.
Bundan sonra da olmayacak!
Şimdilik hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!
Kemal ÖZCAN-07/08/2018

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500