Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
VİCDAN SEYAHATE ÇIKARSA?!
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

VİCDAN SEYAHATE ÇIKARSA?!

Bu içerik 600 kez okundu.

Komşumuz Yunanistan’da büyük bir yangın çıktı ve şimdiden 74 kişi, binlerce hayvan ve bitki yandı, kül oldu. Ülkemiz insanlarının tam ortadan acımasızca ikiye yarıldığını ne yazık ki bir kez daha bu yangında gördük, yaşadık. Bizzat kendim doğrudan yazan kişilere tanık olduğum için “uydurma” vs diyemeyeceğim, işte birkaç tanesi: “Ateşleri bol olsun!”, “Etme bulma dünyası”… Bir insan nasıl olur da bunları söyleyebilir, nasıl bu hale gelebilir? Aslında şaşmamak gerekir, benzer örnekleri son yıllarda o kadar çok yaşadık ki… Arabasının arkasına köpeğini bağlayıp sürükleyenler, denize atanlar, ayaklarını kesenler… Yine yardımımıza ilk koşan Yunanistan’ın olduğu 1999 Marmara Depremi’nde kundakta ve anne karnında ölenleri dahil ederek “sarhoştular, laiktiler, dinsizdiler” diyen zihniyetler, karısına-çocuğuna işkence yapanlar, küçücük çocuklara tacizi savunanlar, kendi para hırsları için binlerce ağacı kesenler, börtü böceği yakanlar, kendi mezhebinden olmayan küçücük çocukları bile gözünü kırpmadan öldürünce cennette hurilere kavuşacağını düşleyenler… İnsanların “kanlarıyla duş alacağını” söyleyenlerin dışarıda gezdiği, buna karşı çıkanların “içeriye” atıldığı, çocuk tecavüzlerinin araştırılmasının “oyçokluğu” ile reddedildiği vb ortamda, asıl azmettirici ve yardım-yataklık yapanlar kimler acaba?

Hemen her gün bir abuk ve travmatik olay yaşar olduk; sanki ülkenin yarısı iyice zıvanadan çıkarken, diğer yarısı sabır savaşı vermekte ve kendi psikolojik sağlığını koruma direncinde dünya rekoru kırmak üzeredir. Bir taraf Freud’un “id”(oğlu it)ini açığa çıkarmış fütursuzca libidonun etkisinde her türlü cinsel ve saldırgan dürtülerinin doyumunu yaşıyor; diğer taraf da ayıp, günah, insanlık, evrensellik, ahlak, vicdan çemberi içinde sabır taşını çatlatıyor! Hemen söyleyeyim; böyle bir “kitle” yaratanlar, onun altında er geç ezilir ve yok olurlar; bu “kitle”den hiç ama hiç kimseye yarar gelmez!

Freud (birilerine göre, bilimci ne kelime insan bile değil “pis Yahudi”!), kişiliği üç ana yapıda ele almıştır: Libidonun ürettiği temel cinsellik (ha, ama herkesin anladığı gibi cinsellik değil) ve saldırganlık dürtülerinin hep doyum sağlamak istediği, çocuklukta ve sonraki en travmatik olay ve yaşantıların ve anıların bilince çıkmaması için (ensest gibi) bastırıldığı id; içinde yaşanılan toplum tarafından kazandırılan ayıp, günah, ahlak vb üstyapının bu id (oğlu it)i baskı altına alan ve vicdan temelinde çalışan süperego ve bu ikisinin arasında denge bulmaya çalışan ve buna çabalarken biçimlenen ego! Aslında vicdan, özellikle “canlı” dış çevreyle kurduğumuz ilişkiler sonucunda, egonun kendince oluşturduğu bir içdisiplindir. Eh elbette, Freud’un ardıllarıyla birlikte bugüne kadar derenin altından çok sular akmıştır. Ancak ne olursa olsun, kendinden önce vicdan konusunda çok şey söyleyenler olsa da ilk kez Freud bunu sistematik bir şekilde ele almıştır. Vicdan nedir?

Vicdan kabaca; kişinin kendi davranışları, davranış eğilimleri ve hatta niyetine ilişkin olarak, neyin doğru-neyin yanlış olacağına karar vermesini sağlayan içsel güç olarak tanımlanabilir. Ahlak ile ilişkisi varsa da, içinde yaşanılan kültürün normlarından (“büyüklerin yanında ayak ayak üstüne atılmaz” gibi) farklı olarak, tüm farklı kültürler için temel ahlak kurallarının (İng. “moral”) yön verdiği ve bireyin doğumundan sonra içinde yaşadığı ve etkileşimde olduğu çevre ile bilişsel gelişimine paralel olarak gelişen kendi oluşturduğu yargılardır. Canlılara acı çektirmeme, acı çeken bir canlıya acıma; başkalarının haklarına (yaşam biçimi vb) saygı duyma, kişisel değil evrensel sorumluluk duygusu, empati, başkalarına saygı gibi bilinç ve duygularla kendini bulan vicdan, bizlerin davranışlarına yön veren önemli bir özelliğimizdir. Buna göre, başka canlılara acı çektirenlerde, işkence yapanlarda, hatta bu tür söylemlerde bulunanlarda vicdan gelişmemiştir.

Vicdan mademki öğrenmeyle gelişiyor, çocukluğu sevgisiz bir ortamda geçenlerde vicdan gelişmez, hatta sadistliğe doğru yol alırlar. Ancak vicdanı var görünenlerin de kişisel çıkar için vicdanlarını sattığı görülür. Din-vatan, kişisel çıkar gibi söylemler için vicdan, mantığa büründürme denilen bir savunma mekanizmasıyla rafa kalkabilir: “Cennete gitmek için”, “vatan için işkence yapmak”, “ben yapmasaydım başkası yapacaktı”, “zaten pek çok kişi öyle yapıyor” gibi… Bu bakımdan, “pür” vicdanın gelişimi ancak bireyin özgür olmasıyla, evrensel ahlak anlayışı ve bilincine ulaşmasıyla olanaklıdır.

Dinin-dilin-geçmişin ne olursa olsun, “Komşi, kalimera!” Acın acımızdır!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500