Advert
Advert
Advert
GÜZEL ATLAR ÜLKESİ – KAPADOKYA
TARİHİMİZİ TANIYALIM...

GÜZEL ATLAR ÜLKESİ – KAPADOKYA

Bu içerik 1490 kez okundu.

(Hasan SAYINHAN) - Peribacaları,yeraltı şehirleri,kayalara oyulmuş evler,derin ve uzun vadiler,balon uçuşları,çömlekçiler... Bütün bunları birarada görebilmek için  “Güzel Atlar Ülkesi” ‘ne yani Kapadokya’ya doğru yola düştüğümüzde güneş henüz doğmuştu.İnegöl-Eskişehir üstünden gidip Polatlı’yı da geçtikten sonra Haymana ovasından İç Anadolu’nun bereketli topraklarına daldığımızda ise vakit öğle bile olmamıştı. İnsana sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen ve uçsuz bucaksızmış hissi veren geniş düzlükler, dağdan ziyade minik tepelere benzeyen yuvarlak hatlı yükseltiler,kusursuz güzellikteki bulutlar;sarıdan beyaza,maviden yeşile bir renk cümbüşü refakatinde verdiğimiz yolüstü lezzet ve fotoğraf molalarıyla tatlanan bir yolculuk...

Yolculuk planındaki ilk durak olan Tuz Gölü’ne tahminimizden çok önce vardık.İyice tepeye yükselmiş Mayıs güneşinin altında parıldayan Tuz Gölü,uzaktan beyaz bir şerit halinde görünüyordu.Ankara,Konya ve Aksaray il sınırlarının kesiştiği noktada yer alan ve kuzeyden güneye 80 km boyunca uzanan Tuz Gölü’nden elde edilen tuzu yıkayıp öğüten tuz fabrikaları bölge ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor.Türkiye’nin tuz ihtiyacının % 40’ının bu gölden karşılandığı düşünülecek olursa 2001 yılında özel koruma alanı ilan edilen Tuz Gölü’nün ülke çapındaki önemi daha kolay anlaşılır.Türkiye’nin ikinci büyük ve en sığ gölü olan Tuz Gölü’nde derinlik 2 metreyi aşmaz.Ortalama su seviyesinin 40 cm civarında oluşu gölde yürümeyi mümkün kılmakta.Bu sığlığın sebebi,gölü besleyen su kaynaklarının zayıf olması.Bahar aylarında yağışların artmasıyla bir metreyi aşan su Ağustos gelince neredeyse tamamen yokolur ve gölün büyük bir kısmı kurur.Buna karşılık kış aylarında artan su miktarı,tuzlu ortamlara uyum sağlamış olan flamingo,angıt,yaban kazı,yaban ördeği gibi su kuşlarına geniş bir yaşama alanı sağlar.Ayrıca bölgede birçok endemik bitki toplulukları da bulunmakta.

Göl üstünde yürüyüşten başka yapılabilecek birşey olmadığı için girişimcilerin pek ilgisini çekmeyen Tuz Gölü’nde mola verip dinlenebileceğiniz küçük bir tesis mevcut.Tuzun hammadde olarak kullanıldığı kozmetik ürünlerinin yanısıra küçük hediyelik eşyalar da alabilirsiniz.Göldeki yürüyüşten sonra ayaklarınızı tuzdan arındırmayı unutmayın.Tur şirketlerinin de programa dahil ettikleri ve genelde dönüş yolunda kısa bir mola verdikleri Tuz Gölü ne yazık ki yokolma tehlikesiyle de karşı karşıya.

Tuz Gölü’nü yeterince gezip gördüğümüze kanaat getirdikten sonra rotayı Göreme’ye doğru çeviriyoruz.Niyetimiz bir an evvel başımızı sokacak bir yer bulup erkenden inzivaya çekilmek.Çünkü ertesi sabah gökyüzünde eşsiz bir gösteri olacak ve kaçırmamak için erken kalkmamız gerekiyor.Göl kıyısını takip ederek önce Aksaray’a ardından Nevşehir’e varıyoruz.Göreme yoluna çıktığımızda coğrafya değişmeye başlıyor yavaş yavaş.Ve sonunda...Bir dönemecin ardından ilk peri bacaları bütün güzelliğiyle karşımıza çıkıyor.

Kapadokya;Erciyes,Hasandağı,Göllüdağ gibi volkanik dağların püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakalara rüzgar ve yağmurun şekil vermesiyle oluşmuş,kulağımızın pek aşina olduğu Göreme,Ürgüp,Avanos,Derinkuyu,Ihlara gibi yerleşimlerin birbirine yakın denebilecek noktalarda bulunduğu bir bölge.Göreme ise gezide üs olarak kullanılabilecek en uygun yer.Çünkü milyonlarca yıl boyunca bıkmadan usanmadan çalışmış usta bir heykeltraşın elinden çıkmışcasına hayranlık uyandıran ve bölgenin alamet-i farikası sayılan peribacalarının yanısıra diğer ilginç jeomorfolojik oluşumlar da Göreme ve yakın çevresinde toplanmış.

Burada bir parantez açarak belirtmekte fayda var.Konaklama fiyatları açısından bölgede en uygun yer Göreme.Örneğin iki kişi oda kahvaltı olarak 100 liraya hatta pazarlık inadınıza bağlı olarak daha da düşük fiyatlara kalabilirsiniz.Söylenen ilk fiyatı hemen kabul etmemekte fayda var.Yemek konusunda da dikkatli olmak gerekiyor.Şöyle ki,yörenin en meşhur yemeği olan testi kebabının fiyatı ilk bakışta uygun gibi gelebilir.Fakat testiyi kırdıktan sonra pek de öyle olmadığını anlıyorsunuz.Dumanı tüten kebabı tabağa alınca “et” denen şeyin yerinde yeller estiğini görünce hayal kırıklığına uğruyorsunuz.Bu tür ticari pazarlama uyanıklıkları maalesef her turistik yerde karşımıza çıkıyor diyelim ve devam edelim.

Sabah uyanır uyanmaz aceleyle toparlanıp ve biraz da geç kalma endişesinden kaynaklanan telaşla kendimizi dışarı atıyoruz.Gökyüzüne bakıyoruz,henüz boş.Hani nerdeler,daha çok mu erken acaba,yoksa yanlış yerdemiyiz gibi sorulara cevap ararken beklenen misafirler teker teker görünmeye başlıyorlar.Allısı morlusu,yeşillisi sarılısı onlarca balon gökyüzünde yükseliyor.Sağımız solumuz,önümüz arkamız sayıları gitgide artan balonlarla doluyor.Rüzgarla dağılıp birleşen bulutlarla birlikte adeta dans ediyorlar.

Yaklaşık iki saat kadar süren bu gösteriyi yerden izlemek yerine bizzat katılmak isteyenler kişi başı 500 lira civarında bir rakamı hem gözden hem cepten çıkarmak zorundalar.O da en ucuzu.Standard olarak tabir edilen ve hava şartlarına göre ortalama bir saat kadar süren bu uçuş;uzun,vip,özel uçuş gibi diğer seçeneklerden daha çok tercih ediliyor haliyle.

Güne böylesine güzel bir gösteriyle başlamanın keyfiyle sıkı bir kahvaltı yapıp vakit kaybetmeden yola çıkıyoruz.İlk durak Göreme Açık Hava Müzesi.Turist gruplarının sabah neşesiyle hareketlenen müzedeki yürüyüş yolları,geziyi planlı bir hale getirip kolaylaştırmış.M.S 4 ile 13.yüzyıl arasında manastır hayatına yoğun bir şekilde ev sahipliği yapmış bölgede,kaya blokların içine kiliseler,şapeller,yemekhaneler ve oturma mekanları oyulmuş.Kızlar ve Erkekler Manastırı,Aziz Basileus Kilisesi,Elmalı Kilise,Aziz Barbara Kilisesi,Yılanlı Kilise,Karanlık Kilise ve Tokalı Kilise gezilebilen yerler arasında.Göreme Açık Hava Müzesi Unesco’nun Dünya Mirası listesinde bulunan önemli ve özel bir bölge.

Avanos,Kapadokya’nın bir başka popüler ziyaret noktası.Onu popüler yapan ise Çömlekçilik zanaatı.Geçmişi Hititler’e dek uzanan çömlekçilik,Avanos’da babadan oğula,usta çırak yöntemiyle kalıcılaşmış.Bölgedeki dağlardan ve Kızılırmak nehrinin eski yataklarından elde edilen yumuşak ve yağlı kil topraklar elendikten sonra yoğrularak çamur haline getiriliyor.Çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgah üzerindeki çamur elle şekillendirilerek istenilen forma sokuluyor.İşlik denilen atölyelerde üretilen çanak ve çömlekler önce güneşte sonra gölgede kurutuluyor,saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 ila 1200 derece arasında pişirilerek kullanıma hazır hale getiriliyor.

Kapadokya’nın yeraltı şehirlerinin bulunduğu güney ucuna inmeden önce Ürgüp’e uğruyoruz.İlçe halkının geçim kaynakları arasında yüzde yetmiş gibi büyük bir oranla başta gelen turizm,yüksek sezonun yanısıra yılın oniki ayı boyunca ekmek sağlıyor.Ürgüp’ün yöreyle ortak en önemli özelliği mimari biçimlenişi.Jeolojik formasyonun ana unsuru olan “taş” Ürgüp mimarisini belirleyen ana obje olarak öne çıkıyor.Bu küçük Anadolu kasabasının sokaklarını gezerken karşımıza çıkan bir çok yapının yarısı kaya oyuğu içinde yeralırken diğer yarısı da kesme taşlarla örülmüş şekilde göze çarpıyor.Bu yapıların birçoğu da butik otel olarak işletiliyor.

Ürgüp’ten ayrılmadan önce Temenni Tepesi denen ve kentin neredeyse tamamını 80 metrelik bir irtifadan seyretme imkanı veren yerde kısa bir mola veriyoruz.Her daim rüzgarlı olan tepedeki çay bahçesinde bir kahve içimi soluklandıktan sonra yeraltı şehirlerine doğru yola çıkıyoruz.

Derinkuyu,bölgede bulunan Kaymaklı,Özkonak,Mucur,Tatlarin gibi birçok yeraltı şehrinin en büyüğü. Derinkuyu yeraltı şehrini gezmek için girişten itibaren var olan yön levhalarını izliyorsunuz. Şehrin giriş katında hayvanların bağlandığı yerler bulunuyor. Sonra da yiyeceklerin depolandığı bir başka bölüme geçiliyor. Yeraltı şehrinin her bir bölümü diğerine dar tünellerle bağlanıyor. Ve her giriş değirmentaşı biçimindeki hareketli kaya kapılarla kapatılabiliyor, bu şekilde düşman saldırılarından korunuluyor. Yeraltı şehrinin şarap yapımında kullanılan odaları da var.Şehrin mükemmel bir doğal havalandırma sistemi var. Ortak mutfağı ikinci katta. Gerek Kaymaklı’daki, gerekse Derinkuyu’daki yeraltı şehirlerinin tüm katları henüz ziyarete açık değil. Kaymaklı’nın 20 metre derinlikteki 4. katına, Derinkuyu’da ise 55 metre derinlikteki 8. katına inilebiliyor. Derinkuyu’nun toplam alanı 4.5 kilometrekare. Yaklaşık 20.000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor.

Her ne kadar yön levhaları olsa da içiçe geçmiş daracık dehlizlerin oluşturduğu labirent insanı ürkütüyor.Diğer ziyaretçilerden ayrı düşmemeye çalışarak yeraltı şehrini gezdikten sonra Ihlara Vadisi’ne gitmek üzere yola çıkıyoruz.Lakin buna vakit kalmamış.Güneşin son ışıkları bugünlük bu kadar yeter,yarın devam edersiniz diyor.Yol üstündeki bir termal otelde konaklıyoruz mecburen.Bir krater gölü olan Narlıgöl’e komşu otelde huzurlu rahat bir uykunun sabahında Ihlara Vadisi’ne doğru yola çıkıyoruz.

Ihlara ile Selime arasında 14 km boyunca uzanan,yer yer yüz metreyi aşan derinliğe sahip,Hasandağı volkanından püsküren lavlar ile Melendiz çayının ortaklaşa çalışarak milyonlarca yıllık bir süreçte oluşturduğu,içinde kayalara oyulmuş birçok kilisenin yer aldığı bir kanyon Ihlara Vadisi.Döne kıvrıla vadi zeminine varan yaklaşık 400 basamaklık merdivenlerden inmesi kolay ancak dönüşü pek de öyle değil.Vadi içindeki yürüyüşün ardından bu kadar merdiveni oflaya puflaya çıkınca insan herhalde birkaç kiloyu eritmiş olur.Zayıflamak isteyenler için ideal bir seçenek.

Vadinin jeomorfolojik güzelliğiyle ilintili olarak din adamları için de yüzyıllar boyu bir inziva,gizlenme ve ibadet yeri olan kanyonda,bazı kiliselerdeki resimler çok iyi korunmuş durumda.Ağaçaltı,Pürenliseki,Kokar,Yılanlı,Sümbüllü kiliseleri bunlar arasında yer alıyor.Vadi boyunca mola verebileceğiniz çay bahçesi tarzında dinlenme tesisleri bulunuyor.

Tarih,kültür,doğa…Üçü birarada konseptinde bir gezi için ideal bir bölge Kapadokya.Mutlaka gezilmesi,görülmesi gereken yerlerden biri.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500