Advert
Advert
Advert
GERÇEKLİK ve SANAL GERÇEKLİK
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

GERÇEKLİK ve SANAL GERÇEKLİK

Bu içerik 566 kez okundu.

İlk geldiklerinde, “müthiş demokrattılar”, yaptığı darbelerden solcuların da az çekmediği “ceberrut ordu (12 Mart-12 Eylül vb)” ve onun “türbanlı” halkı yok saymasına son verilecekti, demokrasi gelecekti ve türban bayrak yapıldı; AB’ye girilecekti ve onlar gibi demokrat olunacaktı, Kürt sorunu çözülecekti; laiklik de neydi ki “beyaz Türklerin ve ordunun kendi yaşam biçimlerini dayatmasıydı”… Hiç unutmam, o tarihlerde, rektör adaylığı bildirisine “bilimsel laik eğitim” diye yazdığım için (rektör seçimlerinin bir tiyatro olduğunu vs ele alan bir sayfalık bir manifestoydu aslında) en yakınlarım (!) bile salt bu nedenle karşı çıkmıştı. Liboşlar ve bazı eski solcular yeni iktidarı hemen desteklediler, AB’den gelen tepki minimuma indi, ABD zaten memnundu… Ülkeye demokrasi(!) geliyordu ne de olsa…

Arada bir çıkış yaptıklarında, “aa affedersiniz, biz yapmadık söyleyenin kişisel sözü-davranışı” deyip hemen geri adım attılar; ne de olsa yalan (takıyye) günah da sayılmazdı! Oysa ki;

- Daha partilerini kurmadan ABD’ye gidip çoktan icazet almışlardı ve ülkede bazıları (!) da bunların iktidara gelmeleri için önlerine kırmızı halı döşemişti (ne kadar ilginç değil mi?);

- Şeriatçı görüşün ne AB ile ne de demokrasiyle bağdaşır hiçbir yanı olamazdı(!), ama yeter ki iktidara gelsinler ne kendileri için ne İsrail ne de ABD için zaten sorun olamazdı; öyle ya S. Arabistan’ın, Ürdün’ün vb demokrasiyle ilişkisi yoktu ve “onların” en sağlam müttefikleriydiler; geriye “demokrasi” hamleleriyle belirli bir süre oyalanacak bazı AB ülkeleri ve içeride de bazı aymazlar vardı;

- Kürt sorunu mu, hiç sorun olmazdı; çünkü, kendileri zaten “ümmetçi”ydiler, “milliyetçi” değil… Zaten Osmanlı da çokuluslu değil miydi?

Ülkemizde gerçek demokrasi sorunu yok muydu? Elbette vardı, işte bu tam da, ister takıyye deyin, ister toplum mühendisliği… harekete geçmenin ilk adımları olarak “cuk” oturuyordu. “Yetmez ama ‘Evet’çiler” artık yedekteydi, AB ve zaten ABD ve İsrail (arada bir “Eyyy ABD!” veya “One minute!” denilip toplumun gazını almak nasıl olsa kolaydı) zaten arkalarındaydı ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin “eş”başkanı değil miydi?

Ekonomi mi? Şeriat zaten kapitalistti; yeni zenginler (kendi burjuvazisini) yaratıp (önce “Gazze’ye, Bosna’ya bilmem nereye yardım diyerek, sonra düşman ilan ettiklerinin mallarına vb ‘ganimet’ deyip el koyarak, bazı en zayıf kapitalistlerden başlayarak çeşitli vergiler çıkarıp diz çöktürerek vb), kendini destekleyenleri mahalle mahalle fişleyip sadece onlara “yardım” adı altında halkın vergilerinden ulufe dağıtarak, tüm ballı ihaleleri yandaşlarına vererek kendi kitleni oluşturursun olur biter. Zaten sol tüm dünyada ve kendi ülkende ağır bir yenilgi almıştır; geçmişle bağlantısı kopmuş, garip eğitimle başı dönmüş ve teknolojinin harikaları içinde boğulmuş bir gençlik vardır; ha bu arada sadece kendi kitlene ‘tavşanlar gibi doğurun’ talimatıyla geleceğe yatırım amacıyla ‘yeni tavşanlar’ nüfusa katılmıştır. Kısacası topluma gerçek hedefi gösterecek güçler ezilmiştir, geçmiş ile bugünün ideolojik-kültürel bağı koparılmıştır; ver buzdolabını, kömürü, mehteri… işte sana “kitle”!

Eğitimi de adım adım kendine benzettin mi, deme keyfine! “Kindar ve dindar gençlik!” Bir tarafta okula gitmeden diploma alan, hak etmediğini hakkı sanan, gerçeklikten kopmuş, zaten geçmişle bağı kalmamış, kitap okumayan, sorgulamayan, sanal dünyayı gerçek sanan, bu hep böyle devam edecek hülyası kuran ve kendisine hiç sıra gelmeyecek yanılgısında olan… diğer tarafta, kendinden başka herkesi düşman gören ve onları yok ederse cennete gideceğini düşleyen, normal gençliğini yaşayamadığı için elele gezenlere vb kıskançlık ve düşmanlık besleyen, sorgulamayan-düşünmeyen, sorgulamayı ve düşünmeyi günah sayan ve kendisi ancak ilkokul mezunu olan “mahalle hoca(!)sına”–tarikatına biat eden, kafası birkaç nöronun ilişkisine hapsedilmiş gençlik…

Yaratıldı mı, yaratıldı! Nasıl? Tam da, evrimsel politikalarla, adım adım, kurbağa gibi önce ılık suda hoşluk yaratıldı… Şimdi haşlanma zamanı…

Doğrudan politik yazılarımı bu yazıyla sonlandırıyorum, bundan sonraki yazılarımda yine popüler bilim yazılarına döneceğim. Bıkmadan usanmadan, hammaddemiz olan insanı anlamaya devam edeceğiz.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500