Advert
Advert
Advert
KISA KISA KISSADAN HİSSE
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

KISA KISA KISSADAN HİSSE

Bu içerik 783 kez okundu.

1. Tarihimizin en önemli seçimlerinden birini geride bıraktık. Muhalefeti hazırlıksız yakalamak amacıyla bir baskın erken seçim planlandı, ancak bu plan CHP’nin desteğiyle bozuldu; İyi Parti ve Saadet Partisi seçime girdi, Muharrem İnce’yle de önemli bir rüzgâr yakalandı ve halkta bir umut yeşerdi.

2. Seçime OHAL koşullarında girildi ve iktidar, yandaş medya ile devletin her türlü olanağını kullanarak seçim kampanyası yaparken, muhalefet kıt olanaklar ve engellemelerle propagandasını yürüttü. Yine her türlü engellemelere rağmen, HDP’nin adayı cezaevinden kampanyasını yürüterek kendisi olmasa da partisi artık işlevini kaybetmiş olan meclise girdi. Kendilerini bile şaşırtan bir şekilde MHP %11 küsur oy aldı. CHP’den HDP’ye, HDP’den İnce’ye, AKP’den MHP’ye oy akmış görünüyor. Bakarsanız, sonuçta herkes kazanmış görünmektedir, ama bu matematiksel-istatistiksel olarak olanaklı değildir; ancak şimdiden söyleyelim Türkiye kaybetmiştir!

3. Her seçimde olduğu gibi, tüm muhalefet oy hırsızlıkları için önlemler almaya çalışırken, iktidar, “olur mu öyle şey” bile demedi; YSK’nın malum durumu bir yana, alandaki oy hırsızlıkları yine belgelendi. İktidar partisinin bu yönde şu ana kadar hiçbir açıklama yapmaması neyin göstergesidir, takdir sizin. Ancak, ben iktidar partisine oy veren bir vatandaş olsaydım, tüm bunları kendi oyuma bir hakaret sayardım. Galiba, “salt oy kullanmak demokrasi değildir, bu tür koşullarda seçim bir aldatmacadır, demokrasi aşağıdan yukarıya herkesin söz ve karara katılımıdır” diyenler haklı çıktı…

4. Politik yaşamı salt oy verme davranışına indirgersek, her şey olmuş bitmiş görünmektedir; geriye, oturup neler olacak bekleyip görmek kalacaktır. Ama durum hiç de öyle görünmemektedir, her şey yeni başlıyor. Zaten “galip” olan, sanki kaybetmiş gibi (galiba o durumda B-C planlarını(!)  devreye sokmak daha iyi olacakmış gibi- seçim gecesi henüz sonuçlar açıklanmadan olanlar kanıtıdır) hemen “geri kalanlara” saldırılara başlanmış durumdadır. Neden? İktidar; üretmeyen-beton-borç-sadaka vb açıdan ekonomik olarak yolun sonuna gelmişti; şimdi bu enkazla kendileri baş başa kalacak: 450 milyar dolar dış borç, bu yıl ödenecek 280 milyar dolar faiz borcu vs. Zaten ülkede satılacak bir şey kalmamış, kendi belirledikleri ve sadakaya alıştırılmış kişilere şimdi ne verilecek; kur farkından doğan ve ertelenen zamlar ne olacak? Çöken tarım? Sağlık? Dış ilişkiler (elbette bazıları hariç!)? Suçlanacak muhalefet de yok, “ne olacak şimdi” sorusu bu bakımdan yakıcıdır ve muhalefet hiçbir şey yapmasa bile iktidar başta olmak üzere herkesi yakacaktır da… İlk etapta dik duranların başına neler geleceği açıktır, ancak gün geçtikçe bunu her yurttaş tadacaktır!

5. Dünyada eşi benzeri olmayan bir “tekadam” (teknik olarak “diktatörlük”) yönetimi, yasama-yargı ve yürütmeyi tek elde toplamakta, hiçbir şekilde denetlenememekte vs. Bu da halka bir şekilde onaylatılmıştır. Bunun getireceği şeyler (zaten gelmeden acı bir şekilde yaşadıklarımız göstermekte), aslında uzun konuşmaya gerek yok, gayet açıktır. Peki neden, bu tekadam yönetiminde ısrar edildi? “Dava”dan kasıtları nedir? Böyle bir yönetim kimin-kimlerin işine neden gelir? Bunlar okuyup araştıranlara göre açık olmasına rağmen, asıl önemlisi bundan sonra yaşanacaklarla tüm ülke halkının acı bir şekilde görecek ve öğrenecek olmasıdır. Acı ve zor, en güzel öğretmendir! Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana bedel ödememişlerin (aslında hep ödeyenler vardı!) karşılaşacakları yeni gerçekler bunlar olacak gibi görünmektedir.

6. İktidar, onca manipülasyonlara rağmen ve muhalefet onca baskıya vb rağmen bu noktada ise, aslında kazanan muhalefettir. Bu seçimler, onca içsavaş kışkırtıcılığına, baskıya vb rağmen; bu güzel ülkede boyun eğmeyen ve eğmeyecek olan, güzel “şeylerin” peşinde koşan %50’den fazla insanımızın yaşadığı bir ülkemiz olduğunu gösterdi. Bu kitle, ne yapılırsa yapılsın asla yok edilemeyeceğini gösterdi; galiba birilerinin en büyük korkusu da bu oldu ve olacak. Çünkü, seçimden şu ya da bu şekilde “galip” çıkmış bir iktidarın, halkın güvenliğinden sorumlu bakanı bu kadar sorumsuz açıklamalar yapabilir miydi, birileri başka şeyleri (çocuklarımız daha önce tacize uğrarken nerelerdeydiler) bahane ederek idamı getirmekten söz edebilir miydi, kazananların suratı bir karış olabilir miydi? “Arap Baharı” denen emperyalist yok etme projesinin en son noktası Suriye’ydi; bu süreçte CIA ajanlarıyla nasıl içsavaşlar başlatıldığını ve neler yaşandığını hepimiz gördük, yaşadık. Şahsen güzel ülkemin tüm solunu bu açıdan kutluyorum, onca provokasyona rağmen şiddete sarılınmadı; böyle olsaydı, ABD vd işi çok daha kolay olacaktı herhalde...

7. Ancak asıl önemlisi, ezilen-sömürülen büyük kitle nasıl olur da kendisini savunanları değil de tam karşıtını destekler, geçmediği köprüye para isteyene, kendisini işsiz bırakana vb oy verebilir? Şeker fabrikalarının satıldığı ve işçilerinin işsiz, köylülerinin üretimsiz kaldığı bir ülkede nasıl olur da (bir tek demeyeceğim), bunları yapanlara büyük oranda oy çıkabilir?

 

Rengarenk ve güzel ülkem herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Bundan sonraki yazılarımda ağırlıkla bunun sosyo-psikolojik temellerine değinmeye çalışacağım.  

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500