Advert
Advert
Advert
KORKU VE UMUT
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

KORKU VE UMUT

Bu içerik 1641 kez okundu.

Korku, en temel duygularımızdan birisidir. Bütün duygular gibi temelini, beynimizin dışsal veya içsel somut bir olayı-nesneyi tehdit olarak yorumlamasına dayanır. Örneğin, karşımıza aniden çıkan bir yılan korku tepkisine yol açar. Tehdit algısından sonra limbik sistem uyarılır ve korkunun fizyolojik tepkileri ortaya çıkar: Hızlı solunum ve kalp atışları, gözbebeklerinde büyüme, kanın yaşamsal organlara yönlendirilmesinden dolayı el ve ayaklarda üşüme, ağız kuruması vb. Korkunun evrimsel kökeni yaşamda kalmaya ve en ilkel yaşamda kalma organlarımızdan olan amigdalaya dayanır. Korku duygusu, bu bakımdan herkesin anlayabileceği bir duygumuzdur; oysa fobi, kaygı korkudan farklıdır, daha özneldir. Öte yandan, derinlik algısı dışında korku öğrenilen bir duygudur. İlk kez yılan gören bir çocuk ondan korkmaz; çevresindekilerin verdiği korku tepkilerinden dolayı korkmaya başlar. Bu bakımdan aslında korku bulaşıcı bir duygudur.

Bir insan ya da bir yönetim kendisine baş eğmeyenlere karşı sürekli şiddet uygularsa korku nesnesi bu kişi veya yönetim olur. Gücü elinde bulunduran birey veya yönetim, uyguladığı şiddet yoluyla bireyleri teslim alma amacı taşır. Dikta yönetimleri tarih boyunca insanlara şiddet uygulayıp korku salarak onları teslim almaya çalışmışlar; kendilerine boyun eğenlere bazı ayrıcalıklar sunarak da kendilerine koşulsuz uyacak bir ‘sürü’ yaratmayı hedeflemişlerdir. Bu korku iki türlü gerçekleştirilir; ilki doğrudan zulüm ve baskıyla kendi yarattıkları korkudur; diğeri ise hayali bir düşman (öteki) yaratıp uydurulan yalanlarla onun hayali korkusunu kitlelere salmak şeklindedir. Birincisi kitleyi doğrudan sindirmeye, ikincisi kitleyi bir arada tutup dağılmalarını önlemeye yöneliktir. İkinci yolu kullanırken, başvurdukları yalanları pompalayan ve ötekine ilişkin haberleri gizleyen kendi güdümlerindeki medyadan yararlanırlar. Bu yöntem, Faşist Mussolini tarafından da Naziler tarafından da yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Ancak çağımız iletişim çağıdır; kendi güdümlerindeki medyada ne kadar pembe dünyalar çizilirse çizilsin, ne kadar yalanlar sıralanırsa sıralansın, öteki ne kadar görmezden gelinirse gelinsin ve düşmanlaştırılırsa düşmanlaştırılsın; gerçekler bir şekilde sessizleştirilmiş kitleye ulaşmaya başlamıştır. Hele bir de ülke ekonomik çöküşe girmişse kendine boyun eğenlere verilen ayrıcalık ve sus payları da kesilmeye başlar ki, kör ve sağır edilmiş kitle hızla uyanmaya başlar. Tarih göstermiştir ki, diktatörlük ne kadar sert ve acımasızsa, çöküşü de o kadar hızlı olmaktadır.

Bu uyanma dönemlerinde, yıllarca bu baskıya direnmiş olan “ötekiler” tarafından dillendirilenler ve diktatörün saklamaya çalıştığı gerçekler, “uyuşturulmuş” kitle tarafından artık duyulmaya ve görülmeye başlar ki bu da çözülmeyi hızlandırır. Fareler hızla gemiyi terk etmeye ve suça ortak olanlar itirafçı olmaya başlarlar.

Pandora’nın kutusunda kalan son şey olan umut, daha çok beynimizin geleceğe dönük olumlu beklentilerini içerir ve o da korkunun tersine olumlu heyecan tepkilerine yol açar. Korku aşıldıkça yerini umuda bırakmaya başlar.

Ötekilerin önerileri bir umut ışığı yakmaya başladığında ve kendi denetimindeki kitle çözülmeye başladığında ise, bu kez türlü suçlar işlemiş diktatör korkmaya başlar ve şairin dediği gibi, “hiçbir şeye benzemez halkını aldatanın korkusu”… Güçten başı dönmüş, egosu iyice şişmiş kibirli diktatör bu korkuyla artık ne söyleyeceğini de şaşırır hale gelir ve sürekli saçmalamaya başlar. Artık diktatörün durumu kurtarmak için yaptığı yapacağı her şey, kullandığı ve kullanacağı her yöntem daha da geri teper; onun suçunu ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz olur. Mussolini, Franco, Hitler, Salazar, bilumum diktatörler son zamanlarında hep benzer durumlara düşmüşlerdir. Tarih okumak öğreticidir, iyidir.

Korku duvarı bir kez aşılmaya görsün, gerisi çığ gibi gelir. Çünkü korku, diğer olumsuz duygular gibi paylaşıldıkça azalır; sevinç ve umut ise paylaşıldıkça artar.

Bilmem anlatabildim mi?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Nevzat Çağlar Tüfekçi     2018-06-12 Güzel bir yazı. Tam da toplumun içinde bulunduğu ruh halini anlatıyor.