Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
Türkiye'nin virajı dönme ihtimali: 12 Eylül rejimi tarihe karışabilir
Ali GENÇOĞLU...

Türkiye'nin virajı dönme ihtimali: 12 Eylül rejimi tarihe karışabilir

Bu içerik 307 kez okundu.

            Seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrası olmak üzere üç yazılık bir dizinin ilk bölümünü takdim ediyorum.

            Uzun zaman önce okuduğum bir analizde 12 Eylül-AKP arasındaki ilişkinin Freudyen bir baba oğul ilişkisi olduğu iddia ediliyordu.

            Freud'un öne sürdüğü bu baba-oğul kompleksi şöyle özetlenebilir: oğul anneye aşıktır ve onu sahiplenir ama karşısında kendisine ait olduğunu düşündüğü anneyi halihazırda sahiplenmiş bir otoriter baba figürü vardır. Oğlanın nihai amacı babayı alt ederek arzu nesnesi haline getirdiği anneye ulaşmaktır.

            Analiz, bunu siyasal psikolojiye tahvil ederek otoriter baba figürünün yerine 12 Eylül generallerini ve oğul yerine siyasal İslamcı AKP'yi koymuştu.

            12 Eylül bir baba olarak oğlu için iyi bir gelecek tasarlıyordu 80'lerin başında. Nitekim 80 öncesi sol hareketin bir parçası olan bölgelerden bazılarına -doğu Karadeniz ve Kürt coğrafyası- cemaatlerle, tarikatlarla ve bilhassa diyanetle itaati sağlayacak kadar İslam dozu zerk etti. Nitekim bu rejimin evlatları da bu zerk edilen siyasal İslam'ı bünyelerinin bir parçasında taşıyarak büyüdüler. 

            Bu çocuk için biçilen kaftan; belli düzeyde otoriter, ama oldukça kapitalist, emperyalizmin istekleri karşısında milliyetçi duruştan taviz verebilecek esneklikte (dünyaya açık diye tercüme edildi sıklıkla) aktivizminden görece arınmış bir liberal İslamcılık idi. Nitekim İslamcılığın dozu kaçtığı zaman bir iki tokatla yerine oturtuluyordu.   

            Ancak işte çocuk belli olgunluğa geldiğinde arzu nesnesi haline getirdiği iktidarı babasının elinden alıp onun yerine geçti. Ve artık tokatlama hatta yerlerde tekmeleme(!) sırası kendine geldi.

            Şimdi ise değişen kuşakla beraber tarihi bir fırsat geldi. 12 Eylül rejiminin ön gördüğü muhafazakar, kapitalist, işçi ve emek düşmanı, anti-demokratik rejime 2000'ler sonrası eklenen İslamcılık, faşizme varacak düzeydeki otoriterlik kendi doğal sınırlarına ulaştı ve geriye doğru gitmeye başladı.

            İşte ideolojiler de tam böyle bir dönemeçte devreye girer. Şu anda elimizde AKP'nin tedrisatından geçmesine rağmen son seçimde %66 oranında bu politikayı reddeden bir genç kuşak var.

            Bu kuşak bir yandan siyer, Kuran, Din Kültürü, Kabe'yi tavaf etme provası, ümmet bilinci ile alakalı an itibariyle modern bilimin fersah fersah uzağında dersler alırken, masanın altında akıllı telefonlarıyla dünyanın geri kalanında neler olup bittiğini takip edenler.

            Nitekim olabilecek en zor yönetim biçimini deneyen -ekonomik olarak kapitalist sosyal olarak muhafazakar- AKP'nin, 12 Eylülden alıp geliştirdiği bu kültürel iktidar formülünün çöküşüne hep birlikte tanık olacağız.

            Görünen o ki bu kuşkusuz olacak. Ama bu, iktidar partisinin içe doğru çöküşünü bekleyerek biraz daha fazla acı çekerek ve açıkçası saçmalık izleyerek de olabilir. Veya 24 haziran virajını dönmeyi başarırsak daha az acı çekerek yaşanabilir.

            Eğer 24 haziran virajı dönülebilirse, Türkiye'nin yeni siyasal alanının konuları da, Türkiye'nin yenilenecek siyasal ideolojik hattının özelliği de yeni bir dengeye oturacak. Dolayısıyla 12 Eylül'de ideolojik kimlik olarak merkeze alınan ve makbul görülen milliyetçi muhafazakar kütle, sonrasında AKP'yle katı İslamcılığa dönüşen proje, merkezi konumunu bir başka kütleye  (bir sonraki yazımın konusu da bu) devredecek.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500