Advert
Advert
Advert
EĞER YILGINLIK ÖĞRENİLİYORSA ONDAN KURTULABİLİRİZ
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

EĞER YILGINLIK ÖĞRENİLİYORSA ONDAN KURTULABİLİRİZ

Bu içerik 1185 kez okundu.

Hayvanlar ve insanlar “çaresizliği/yılgınlığı” doğuştan getirmez, sonradan yaşayarak öğrenirler. Çaresizliğin nasıl öğrenildiğine ilişkin 1967 yılı ve sonrasında bir dizi deney Seligman ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. İlk deneyler, iki köpek grubu üzerinde yapılmış, köpeklerin bir grubu kafeste kendilerine elektrik şoku verilince burunlarıyla dokunduklarında şoktan kurtulacakları (şoksuz alana geçişe olanak sağlayan) bir düzenek, diğerleri ise ne yaparlarsa yapsınlar şoktan kurtulamayacakları diğer kafeste tutulmuşlar; burunlarıyla bir davranışta bulunanlar bir süre sonra şoktan kurtulmayı öğrenmiş, diğerleri ise ‘ne yaparlarsa yapsınlar’ şoktan kurtulamayacaklarını ‘öğrendikleri’ için kafesin bir köşesine büzüşüp kalmışlardır. ‘Ne yaparlarsa yapsınlar’ şoktan kurtulamayan grubun, daha sonra kafeslerinin kapısı açılmış olsa da şok verildiğinde şoktan kurtulmak için hiçbir hamle (kafesten çıkma) yapmadıkları gözlenmiştir. Bu duruma, psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” denmektedir. Bu deney insanlar için de değişik biçimlerde yapılmış, bazı farklılıklar olsa da insanların da bazı durumlarda “davranışlarının sonuçlarını kontrol edemedikleri” gözlenmiştir; üstelik insanlarda, kendi yeteneksizlikleri söz konusu olduğunda çaresizliğin arttığı ve bunun kişinin tüm yeteneklerine genellediğinde durumun daha da vahim olduğu bulunmuştur.

 

Bir insanın öğrenilmiş çaresizlik belirtileri; sonucu değiştirecek olmasına rağmen bir çaba göstermeme, pasiflik, zihinsel yetersizlikler, üzüntü, kaygı, iştahsızlık, çeşitli psikosomatik rahatsızlıklar (ülser, kabızlık, kalp rahatsızlıkları vb) ve depresyon ile kendilik algısının bozulmasıdır.

 

Öyle bir tarihsel dönemden geçiyoruz ki ülkemizde özellikle yakınıp da bir şey yapmayan büyük çoğunluğun ‘tepkileri’ bu öğrenilmiş çaresizliğe benzemektedir. Buna ne isim verirseniz verin; Osmanlı’nın yaklaşık 624 yıllık yönetimi, acı dolu askeri darbeler, son yıllarda yaşadığımız sivil darbe olsun bu durumu epeyce pekiştirmiştir. Çünkü tıpkı Seligman’ın deneyinde olduğu gibi, ‘cezalandırıcı’ ve ‘kurtarıcı’ bizzat o denetimi elinde bulunduran bir otorite olarak görülmekte ve bilerek ya da bilmeyerek ‘ne yapılırsa yapılsın bundan kurtulmak olanaksızdır’ inancı yerleştirilmeye çalışılmakta ve epey de başarılı olunmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik, bireyin bizzat yaşayarak öğrenmesinin yanında, kitle iletişim araçlarındaki (TeVe, radyo, sosyal medya, yazılı basın vb) haberleri izleyerek,  kendisi gibi düşünenlerin sürekli cezalandırıldıklarını görmesi sonucunda da oluşabilir. Kişinin beyninde, ne yaparsa yapsın bu olumsuz durumdan kurtulamayacağının oluşmasıyla birlikte yoğun bir korku ve yılgınlık duygusu da egemen olmaya başlar. Ancak, asıl önemlisi, insanları öğrenilmiş çaresizliğe sürükleyenlerin korkularının, öğrenilmiş çaresizlik yaşayanlardan çok daha fazla olmasıdır.

 

Öğrenilmiş çaresizlikten kurtulmanın yolu, bıkmadan usanmadan denemek, küçük de olsa bir davranışta bulunmak ve korkuyu paylaşarak azaltmaktır. Antikçağ’da Spartaküs’ler; Ortaçağ’da Bruno’lar, Campenalla’lar, Galileo’lar; Şeyh Bedrettinler, Hallacı Mansurlar, vb olmasaydı bugünler olur muydu? Psikolojide, insan davranışları ile sonuçları arasında bir ilişki vardır; bir davranışta bulunmayanların sonuçlarından şikayet etme hakları da yoktur.

 

Bak, kafesin kapısı açık, haydi kalk ayağa ve bir davranışta bulun. Hiç de yalnız olmadığını görecek ve karamsarlıktan hızla kurtulacaksın. Hele aynı kafeste olanlar sadece elektrik şokundan kurtulabilmek için bir birleşse, ne elektrik şoku ne de kafes kalır… Böyle bir durumda, deneycinin(!) sonunu düşünmek bile istemiyorum…

 

Su damlaları, damlaya damlaya en sert kayayı bile aşındırır. Bak bahar da geldi; çiçekler açıyor, yaşam her yerden fışkırıyor, suların çağlama zamanı…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500