Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
CAN PULAK’IN AĞZINDAN, BİR ÇEVRE DOSTUNUN ÖYKÜSÜ VE O’NA YAŞATILAN ZULÜM!
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

CAN PULAK’IN AĞZINDAN, BİR ÇEVRE DOSTUNUN ÖYKÜSÜ VE O’NA YAŞATILAN ZULÜM!

Bu içerik 479 kez okundu.

Bir doğa savaşçısını, yiğit bir deniz adamını, sualtının rakipsiz kâşifini sevgili Tahir Özmen'imizi kaybettik. Tahir çok sevdiğim bir dostumdu. İçi dışı bir, pırıl pırıl, kalbi sevgiyle dolu, bozulmamış bir insandı. Onu 1970'li yıllarda Göcek'te tanıdım. Göbün koyunda küçük bir restoranı vardı. Bu küçük restoranın sahibi Tahir, çok büyük kalbine yerli yabancı binlerce dostunu sığdırmıştı. Tahir'i tanıyıp da onu sevmeyen kimseye rastlamadım.

Birlikte Göcek'in altını üstünü, tüm adalarını, dağ-tepe-ormanlarının tamamını dolaştık. İyi bir çevreciydi ve çevrenin korunması için elinden gelen gayreti sarf ederdi. Onun küçük restoranını yıkmak istediler, çalışmasını ve ekmek parası kazanmasını engellemeye çalıştılar. Her defasında beni arar, yardım isterdi. Elimden geldiğince ona hep yardımcı olmaya çalıştım, onun ve benzeri iki köy çocuğunun daha ekmek teknelerine dokunulmamasını sağladım.

Ağaç dikti; 3 yıl hapis yattı…

Aradan yıllar geçti, ben devletten ayrıldım. Ama Tahir'in çilesi bir türlü bitmedi. Onu Göbün'den uzaklaştırmak, yerini elinden almak için olmadık işler yapıldı. Tam durum düzeldi derken, bu güzel deniz insanını hapse attılar. Neden mi, tahta restoranının(bulunduğu yerin) kel tepelerine ağaç dikip yeşillendirdiği için. Meğer devletin kel arazisine bile ağaç dikilemezmiş. Ormanları cayır cayır yakanları, ağaçları bir gecede kesenleri, doğal güzellikleri tahrip edenleri hapsedemeyen devletimiz, Tahir'imizi ağaç dikti diye hapse attı ve 3 yıl yatırdı.

Bunu bana Necati Zincirkıran ağabeyimiz haber verdiğinde, deliye döndüm. Doğayı tarumar edenler dışarıda, kel tepeleri yeşillendiren bizim Tahir içerde... Olacak iş değildi. Derhal dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek'i aradım, durumu anlattım ve Tahir'in Muğla Hapishanesinden Dalaman açık tarım cezaevine naklini sağladım. Ancak bu kadarını yapabildim Tahir'e... Oysa onun gibi bir doğaseverin, onun gibi bir Türkiye ve deniz sevdalısının değil hapiste yatmak, omuzlarda taşınmak hakkıydı.

Bir anı…

Merhum Tahir kardeşimle ilgili çarpıcı bir hatıram vardır ki, onu ilk defa anlatıyorum. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Güneş Taner'e ait GAP adlı bir sürat teknesiyle Göcek'e gidiyorduk. Öğle yemeğini İrfan Tezbiner'in Ekincik'teki Yat marinasında yemiş ve oradan Göcek'e hareket etmiştik. Karadan ayrıldıktan 10 dakika sonra İrfan Tezbiner'in bizi hâlâ el sallayarak selamladığını görmüş ve bu selamın uzun süre devam ettiğini fark etmiş, ancak buna sevgiden başka bir mana verememiştik. Meğer İrfan, bize tehlikede olduğumuzu iletmeye çalışıyor, teknenin kenarının yarılmış olduğunu belirtmeye gayret ediyordu.

Göcek açıklarına gelmiştik. Teknede bir tuhaflık vardı. Kıç kısmı suya gömülmeye, baş tarafı ise iyice yükselmeye başlamıştı. Güneş Taner'i uyardım, oralı olmayınca rahmetli Turgut Bey ile yüzme bilmeyen Sağlık Bakanı Halil Şıvgın durmamızı istediler. Durunca, motorun kapağını açıp gördük ki, tekne su alıyor ve bu suyu pompayla boşaltmaya başlamazsak, açık denizden Göcek'in içine dönebilmemiz mümkün değil.

Hemen sağı solu taradım, yer tespiti yaptım ve Göbün koyunun arkasında olduğumuzu fark ettim. Telsizle ''denizkızı-denizkızı-beni duyuyor musun?'' anonsunu yaptım. Bir dakika geçmedi ki, sevgili Tahir'in ''dinliyorum'' cevabını duyduk. Kendisine kaza geçirdiğimizi, batmak üzere olduğumuzu söyleyip, yerimizi bildirince, “hemen geliyorum” diyerek, bir sürat motoruyla bize ulaştı ve başta merhum Özal'ı, eşini, Halil Şıvgın'ı, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı merhum Ahmet Selçuk'u, Doktor Cengiz Aslan'ı kurtararak kıyıya ulaştırdı.

Hayata küsüş…

Denizkızı, bizim Tahir'in telsiz kod adıydı. Onu bilmeseydim ve Tahir'e ulaşamasaydım, başımıza kim bilir neler gelirdi? Canım Tahir o mütevazı, efendi haliyle sanki bizi kurtarmamış da, biz onu ziyarete gitmişiz gibi sevindi, bizi ağırlamak için çırpındı. İşte bu Tahir, ağaç diktiği için hapse girince hayata küstü. Göbün koyunu, restoranı filan akrabalarına bırakıp, doğum yeri olan Fethiye Kayaköy’deki evine çekildi. Anlayacağınız Tahir'i küstürüp, çok sevdiği denizlerden, işinden, gücünden ettirip, hayattan elini ayağını çektirdik.

Bizi affet Tahir; biz ne insanlıktan, ne güzellikten, ne de doğadan anlayan bir toplumuz. Ne olur affet bizi... Tahir kardeşimin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor, ona Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekânın cennet olsun Tahir kardeşim.

xxx

SÖZÜN ÖZÜ: Biz böyle bir toplumuz işte; orman yakanı affeder, ağaç dikeni hapse atarız! (NÇT)

Kaynak: Can Pulak’ın Facebook Paylaşımı

Not: Bu yazı, yazarının oluruyla köşemize alınmıştır. (NÇT)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500