Advert
Advert
Advert
ONİKİ YAŞ NEDEN KRİTİK BİR YAŞTIR?
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

ONİKİ YAŞ NEDEN KRİTİK BİR YAŞTIR?

Bu içerik 1355 kez okundu.

Yeryüzünde ebeveynlerinin bakımına en uzun süre gereksinim duyan canlı, insandır. Hayvanlarla ilgili belgeselleri izliyorsunuzdur; göç sırasında ve sınırlı bir zaman aralığında doğum yapan hayvanların yavruları bir an önce ayaklarının üstüne dikilmek ve yaşama devam etmek zorundadır, aksi halde yaşaması olanaklı değildir. İnsan, iki ayağı üzerine dikilip kendine korunaklı ‘evler’ yaptıktan sonra giderek bu ‘aceleciliği’ bırakmıştır.

 

Bu nedenle insan yavrusunun beslenmesi, korunması, yaşama hazırlanmasında ana-babası (veya onların yerine dolduracak kişiler) çok önemli duruma gelmiştir. İnsan yavrusu ebeveynlerine bu ‘bağımlılığından’ dolayı, ilk olarak “neyin doğru neyin yanlış olduğunu” da ebeveynlerine bağımlı olarak geliştirir. Bu nedenle çocuğun neyin doğru “neyin yanlış olduğu yargıları” da (yani “ahlâk”) buna göre biçimlenir. Buradaki “ahlâk” (moral), kişinin içinde bulunduğu ve zamandan zamana ve toplumdan topluma değişen normlar (büyüklerin yanında gülünmez, ayak ayak üstüne atılmaz vb) değil, vicdan anlamında, tek başına olsa da doğru ve yanlış yargılarıdır.  Bu açıdan çocuk için öncelikle ana-babasının yanlış-doğru yargıları “doğru”dur. Ancak, ilkokula başladığında bu kez ana-babanın yerini öğretmen alır ve onun doğru-yanlış yargıları egemen olmaya başlar.  Daha önce ebeveynlerinin söylediği her şey doğru iken şimdi öğretmeninki doğrudur. Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu dönemdeki çocuk bilişsel olarak somut işlemler aşamasındadır. Bu dönemdeki çocuk için “devlet” ya üniformalı Kenan Evren ya da (içinde doğduğu dönemde devlet egemen kimlerle özdeşleştirilmişse) sarığı içinde bir padişah olarak anlaşılır. Çocuk bu dönemde, davranışların altında yatan niyete ve nedene değil, sonuçlarına odaklaşır. Bu bakımdan ahlak da, kısasa kısas, yani bir anlamda Mecelle kanunları gibi, çocuk için iyiliğe olduğu gibi kötülüğe de aynı ölçüde karşılık vermek esas olur: “Hırsızlık yapanın elini keseceksin”, “Her köşe başında bir kişiyi sallandıracaksın bak nasıl her şey düzeliyor” mantığı! Bu dönemin sonuna doğru, öğretmenin koyduğu kuralların yerini daha üst “sosyal” otoritenin (din/devlet/parti) koyduğu kurallar, davranışın sonucu değil altında yatan niyet (kurallara karşı gelmişse acaba neden) almaya başlar. Bu bakımdan, devletin ve dinin kuralları uyulması gereken kurallar halini alır. Alınan eğitimle farklılıklar gösterse de bu dönem yaklaşık oniki yaş civarına denk gelir. Yine alınan eğitime, sorgulamaya vb bilişsel gelişimine bağlı olarak, çocuk, bundan sonra devlet/millet/ din gibi soyut kavramların anlamını öğrendikçe, sosyal kuralların (Anayasa, yasalar, din vb) “kuralları insanlar koymuşsa ve insanların gereksinimini karşılamıyorlarsa yine insanlar tarafından demokratik olarak değiştirilmesi gerektiğini” düşünmeye ve sorgulamaya başlar. Bunun, zihinsel (bir anlamda bilişsel) olarak soyut düşünme aşamasına karşılık geldiğini belirtmeliyiz; çünkü, pek çok yetişkin (TeVelere bakın yeter) eğer yeterli düzeyde eğitim almamışsa bu döneme asla geçemez. Bu sorgulama ve düşünme, “kuralların tüm insanlık için olması gerektiği” gibi evrensel bir yöne doğru gitmeye başlar ki, zihinsel olarak da çocuğun artık din-devlet gibi soyut kavramları anlamaya ve sorgulamaya başladığı soyut işlemler dönemine karşılık gelir. Bu bakımdan, bir insanın “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” gibi bir evrensel açıklamayı anlayabilmesi için zihinsel ve ahlaki olarak bu aşamaları sağlıklı geçmesi gerekir. Kısacası çocuğun ahlaki gelişimi başkalarına (önce ebeveyn, sonra öğretmen, daha sonra devlet vb) bağımlılıktan kendine bağımlılığa (özerklik) doğru bir yol izler; ama bu yol kesinlikle zihnin gelişimine paralel olur: Beyni çalışmayanın ahlaki yapısı da ona uygun olur!

 

Bu kısa açıklamadan sonra, dünyadaki tüm toplumlarda belirli bir yaşa ve eğitim düzeyine ulaşamamış çocukların “devlet/millet/din/cennet/cehennem” gibi soyut kavramları anlamalarının mümkün olmadığını belirtmeliyiz. Çocuklar bu soyut kavramları anlar hale gelirlerse, yani soyut düşünebilir ve evrensel adalet ilkeleri anlayışına ulaşırlarsa ne olur? Ne olacak, tarihöncesi fikirlerini aşılamak isteyenlerin pınarları kurur! Bu bakımdan çağdışı kafalar, çocuklarımız bunları daha anlamadan/öğrenmeden/araştırmadan onları ele geçirmeye çalışırlar, çünkü bu aşamadan sonra “atı alan Üsküdar’ı geçmiştir”…

 

Küçücük çocuklarımız için niye kurslar düzenlemeye, yurtlar açmaya vb çalışıyorlar anladınız mı? Soyut kavramlar ve evrensel ahlak ilkeleri aşamasına ulaşmış bir “genç” ONLAR için artık çok geçtir ve artık kandırılamaz; çünkü her şeyi sorgular ve sorgulamak ONLAR için çok tehlikelidir.

 

Gelin çocuklarımızı, Ortaçağ ahlak ve kafasından (ve de tacizlerinden) kurtaralım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500