Advert
Advert
Advert
ONİKİ YAŞIN ANLAMI VE YAKICILIĞI
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

ONİKİ YAŞIN ANLAMI VE YAKICILIĞI

Bu içerik 1080 kez okundu.

Oniki yaşındaki pek çok anımızı biraz zorlarsak belki anımsayabiliriz.

Erkeksek ve erilliğe adım da atmaya başlamışsak, bıyıklarımız yeni terlemeye başlamıştır ve bir an önce çıksınlar diye de gizlice yüzümüze jilet bile vururuz. Artık, kızlar-erkekler zıtlaşmasının sonuna gelmişizdir, çaresizce platonik aşkımıza içimizi nasıl açacağımızı düşünür durur, korkular/kaygılar girdabında dünyanın sonunun gelmesi ile dünyayı kurtarma arasında şaşkın ördek gibi salınır dururuz. Hem, “baba ben artık büyüdüm, bana karışamazsın” der, hem hiç deneyimlemediğimiz dış dünyadan korkar ve en küçük bir sorunda ailemizin korunaklı limanlarına sığınıveririz. Sahi, o yıllarda uğruna ölmeyi göze aldığımız platonik aşkımızı kaçımız hatırlıyor? Laf aramızda, bu tür durumlarda size sığınıp medet uman hiçbir ergene, “amaann üzüldüğün şeye bak, ben de senin gibiydim, sonra unutur gidersin” demeyin; hiçbir işe yaramayacağı gibi, size olan güven duygusunu da zedelemiş olursunuz. Ama her şeye rağmen, erkek egemen bir kültürde karşı cinse göre çok daha rahatızdır.

Dişiysek, erkekler düşman olmaktan çıkmaya başlamış, özellikle de dişilerin bizim gibi ülkelerdeki kültürel sıkıntılarından dolayı “öcü” olan erkeklere nasıl yaklaşılacağı korkusu her yanımızı sarmıştır. Annemiz hem en büyük rakibimiz hem de sığınılacak en güvenilir liman olmuştur.

Her iki cinsin, cinsel gelişiminin ilk basmaklarında yaşadıklarına ve kabuslarına değinmek bile istemiyorum. Her iki cins de, cinselliğin doğal/normal değil, anormal karşılandığı bir toplulukta bu döneme girmişse vay haline! Zaten, bilgilendirilmediğimiz için bedenimizdeki değişiklikleri anlayamaz ve korkarken, bir de toplumsal ‘frankeştayn’ ile karşı karşıya kalıveririz.  Hatırlayamasak da cinsel farklılık ilk kez 4-5 yaşlarında bizi sarsmaya başlar; sonrasında (7-12 yaş arası) ise bunun üstünü geçici olarak örter, dişiysek daha önce giydiğimiz abimizin elbisesini (ya da tersi) artık bize hiçbir güç giydiremez… Dişiysek erkeklere, erkeksek dişilere düşman kesiliriz; ama içinde bulunduğumuz kültürün toplumsal cinsiyet rollerini de böyle ediniriz, bu fırtına öncesi sessizlik döneminde… Ama gel gör ki biz henüz bilmesek de bedenimizdeki uyanışın şiddetli sarsıntıları artık çok uzakta değildir.

Yaşam boyu karşılaşacağımız şeyler, bu dönemdeki sarsıntıların yanında (artık unutmuş olsak da) hiç kalır. Cinsel kimlik ve mesleki kimlik bulmanın başlangıcı olan ve bize dikte edilenleri sorgulanmaya başladığımız, kendimiz ve çevremizle (aile-toplum) çatışmalar yaşadığımız bu dönemde tam bir kaosun içinde buluveririz kendimizi: Birey olmaya başlıyoruzdur, ama nasıl olunacağı konusunda en küçük bir fikrimiz de yoktur. Bu dönemde tam bir bedensel, cinsel, düşünsel, ahlaki, duygusal vb fırtınanın ortasındayızdır; ne yapacağımızı bilmemize de olanak yoktur. Ne kadar uygar bir çevredeysek (aile-toplum), yani bu dönemin doğallığı hakkında ne kadar bilgilendirilir ve bu doğal bir geçişi ne kadar bizim gibi şaşkın ördek olan yaşıtlarımızla birlikte yaşarsak, bu fırtınalı dönemi o kadar daha rahat atlatırız; aksi halde vay halimize! Yaşanmamış yılların acısı ve sancısı artık yaşamımız boyunca peşimizi bırakmayacaktır: El ele tutuşan gençlere düşmanlıktan (yoksa kıskançlık mı) tutun da tacize vb varıncaya kadar patolojik bir yetişkin(!) olup çıkarız…

 

Tüm dünyadaki kültürlerde insan gelişiminin bu dönemi benzerdir ve oniki yaşındaki bir çocuğun cinselliği bile tam değildir; ne karşı cinsi tanımakta ne de bu konuda özgür bir seçim yapabilecek yaştadır. Bu nedenle (ve sonraki yazılarda ele alacağımız nedenlerle), onsekiz yaşına kadar her birey tüm dünyada, hem sokakta hem çağdaş hukukta “çocuk” kabul edilir.

Ortaçağ karanlığında yaşayan erkek egemen toplumlarda ise, ne bu dönemin özellikleri bilinir, ne de umursanır. Bu tür toplumlarda, bırakın yaşamı, daha cinselliğin ne olduğunu bilmeyen küçücük dişi çocuklar dedesi yaşındaki yaratıklara “satılır”, geride gözü yaşlı platonik çocukluk aşkları kalır; ya cinayetler işlenir ya intihar edilir ya da “fıtrat” denilip tüm yaşam zindan olur çıkar.

Ey çocukluğunu ve ergenliğini yaşayamamış, erkek egemen toplumun kendini erkek sanan yetişkin görünümlü patolojik yaratıkları, düşün çocuklarımızın ‘eteklerin’den… Bakın sizin oniki yaşındaki dişi çocuğunuza dişleri dökülmüş bir erkek yaratık “talip”, ne dersiniz, hoşunuza gitti mi? Altı, dokuz derken, tacizi-tecavüzü-evlenmeyi onikiye çekmeniz sizi ahlaklı yapar mı; bu tür “yasal” (ne hukuki ne insani olmayan) düzenlemeler ve “kafalar” olduğu sürece, taciz/tecavüz/ahlaksızlık son bulur mu?

21. yüzyılda ele aldığımız konulara bakın hele, ne utanç verici değil mi? Daha ne kadar taciz, tecavüz, kadın cinayetleri ve “çocukanne” doğumlarına tanık olacağız? “Çocukanne”lerin ‘meşrulaştırılmasına’ hayır!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Gizem     2018-03-02 Ülkemizde son dönemlerde ardı ardına yaşanan çocuk istismarı, taciz ve tecavüz olayları ve hayvan tecavüzleri biz kadınları artık çileden çıkarıyor. 21. yüzyılda bunları konuşuyor olmak beni de utandırıyor...