escort izmir

Advert
Advert
‘SADECE DİKTATÖR’
Kemal ÖZCAN...

‘SADECE DİKTATÖR’

Bu içerik 5417 kez okundu.

‘Ben diktatör olacağım, birisi kalkacak bana diktatör diyecek.

Onun vay haline!’

Bu sözleri söyleyen kişi bu ülkenin partili Cumhurbaşkanı.

Sözün söylendiği yer RTE üniversitesinin salonu.

Tabi salonda empati süsü verilmiş bir alkış tufanı.

Bunları söylerken kendisinin diktatör olmadığını anlatmaya çalışıyor.

Burada diktatör diyenlerin başına neler geldiğini teker teker yazmak istemiyorum.

Ancak Tekirdağ Süleymanpaşa belediyesinin,

CHP’li belediye başkanı Ekrem Eşkinat’ı yazmam gerekiyor.

İlçe kongresinde ‘Bir faşist diktatör var, altını çizerek söylüyorum’ dedi.

Soruşturma açıldı, ifadeye çağrıldı, mahkemeye sevk edildi,

adli kontrol şartıyla serbest bırakılarak, yurt dışına çıkış yasağı kondu.

Bülent Tezcan ona sahip çıkmak için çıktı ‘şeddeli diktatör’ dedi.

Bekir Bozdağ ise ‘edepsiz, ahlaksız, terbiyesiz’ diye saldırdı.

Nedir diktatör?

Tüm yetkilerin tek kişide toplanmasıdır.

Halk arasında astığı astık, kestiği kestik demektir.

Peki diktatörün şeddelisi nedir?

Katmerlisi, yani dublesi demekmiş.

Ben sanatın ve sanatçıların içinde bulunduğu durumu yazmak istiyorum.                                            

Kendi ifadesiyle yandaş değil ama  uyumlu türkücü Yavuz Bingöl,

Diktatör dediğiniz insana her şeyi söyleyebiliyor, konuşabiliyorsunuz’ diye savunmaya geçiyor.

İktidara itaat eden, ondan beslenen sanatçı sayısı az değil..

Akil sanatçı Hülya Koçyiğit ise oturduğu yalısından ‘baskı yok, aksine fazla özgürüz’ demiş.

Fazlaysa birazını Avrupa’ya ihraç edebiliriz!

İnsan bunları söylerken Tarık Akan’dan, Levent Kırca’dan, Barış Atay’dan utanır.

Bakanın karşısında konuşan robotun akıbetinden utanır.

Günlerce demokrasi nöbeti tutmuş veya tutturulmuş ve iki yıldır OHAL koşulları altında ezilen bu milletten utanır.

Grevleri yasaklanan işçilerden utanır.

KHK’lerle işinden atılan 115 bin kişiden utanır.

Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 155’nci sırada olmaktan utanır.

Sanatçı Ayşen Gruda buna cevap vermiş,

‘Daha ne yapsınlar, kamçıyla mı dövsünler bizi?

‘Bu hülyalardan uyanması lazım’ dedi.

Toplumsal yaşam biçimini konu alan, siyasi çağrışımlar yapan muhalif sanat ve sanatçılar susturuldu.

İzole edildi.

Tüm konular Osmanlıcı, savaşçı veya bol kahkahalı gaygıdı gupbak bir zekanın eseri oldu..

Sanata ve sanatçıya baskı uygulamayı kendine görev edinmiş bir iktidar var karşımızda.

Sanatın her alanına düşman!

İstiyorlar ki sanatçılar iktidara itaat etsin...

Barış Atay’ın sahnelediği ‘Sadece Diktatör’ adlı tiyatro oyunu engelleniyor, yasaklanıyor.

Oyun, yalnızca bir diktatörün tipik hareketlerini, davranışlarını anlatıyor.

Siyasi iktidar veya AKP genel başkanı ilgili tek cümle yok.

Acaba bir oyundan, sebepsiz yere niçin rahatsız olunur?

Tüm ülke genelinde izin verilmiyor.

Salonların önü çevik kuvvet ve tomalarla kapatılıyor.

Valilikler oyunu sakıncalı bulup oynanmasını yasaklıyor.

En komik olanı ne biliyor musunuz?

Ankara valiliği sadece diktatör oyununu değil, Barış Atay’ın kendisini yasakladı..

‘Barış Atay isimli şahıs ile çeşitli kurum ve kuruluşlar,

sivil toplum örgütleri organizesinde ilimizin muhtelif yerlerinde,

salonlarında yapılacak etkinlikler, Ankara valiliğince süresiz olarak yasaklanmıştır.’

Buyrun burdan yakın!

Ankara Barış'a yasak!

Yakında Ankara’ya girmesini de yasaklar bunlar..

Bir oyunu yasaklamak onu daha ilgi çekici hale getiriyor.

Dilerim bu oyunun üstündeki yasaklar bir an önce kalkar ve bu utanç sona erer.

Onur Orhan yazdı, Caner Erdem yönetti, Barış Atay sahneledi.

Bu yasaklara karşın tüm Türkiye’de oyunun metni okunsun istiyorlar.

Onlar da çaresini bulmuşlar http://www.kadikoytiyatrolari.com adresine,

‘Sadece Diktatör’oyununun metnini bir dosya halinde yayınlamışlar.

İnternetten indirip okuyabiliyorsunuz.

Ben indirdim, en kısa zamanda okuyacağım.

Konu Kudüs üzerine olsaydı, konu Osmanlı olsaydı yasaklanmazdı.

Sanattan ve sanatçıdan bu kadar korkuyorlar.

Bir tiyatro oyunundan korkmak nasıl bir psikoloji?

Bu tür uygulamalar sadece diktatörlüklerde görülebilir.

Ama muktedir ‘ben diktatör değilim’ diyor.

Evet doğru söylüyor, diktatör olsaydı bu oyunu izleyemezdik.

Dünyanın en geri ülkelerinde bile böyle bir çelişki yok.

Yıl 1984, daha 12 Eylül faşist darbesinin sıcaklığı üstümüzde iken,

Muğla’daki Ahmet Kaya konserine gitmiştim.

Sinemanın içinde seyirciden çok sivil polis vardı ama en azından yasaklanmamıştı.

1985 yılında Grup Yorum Muğla stadında bir konser verdi.

Her yer polis kaynıyordu ama türküler söylendi, halaylar çekildi.

Bugün kültür merkezleri basılıyor, albümleri yasaklanıyor, üyeleri tutuklanıyor.

Örgütsel bağlar kuruluyor.

Bugün Grup Yorum üyelerinden bazıları o bilindik suçlamalarla tutuklu,

müzisyenleri kırmızı, yeşil, mavi, turuncu ve gri olmak üzere ebemkuşağı rengindeki bültenlerle aranıyorlar.

İhbar edenlere 300 bin lira para ödülü vaat ediliyor.

Bu ülkede vatanseverlikle, terörist ilan edilmeniz arasında çok ince bir çizgi vardır.

Bazen türküler suç, halaylar örgütsel eylem niteliği taşıyabiliyor.

İşte öyle karanlık günlerden geçiyoruz.

Tuncel Kurtiz’in Grup Yorum konserinde derinliği olan o çatallı, gizemli sesiyle,

İnönü stadındaki yüzbinlerce kişi önünde okuduğu ‘Geçit Yok!’ şiiri hala kulaklarımda.

Geçit yok Amerika'ya!

Buralarda biz varız hey..

Türküz, Kürdüz, Arabız biz..

Sömürü, işgal, istila varsa

ya istiklal ya ölüm diyenler de vardı,

varlar, var olacaklar hey!

Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, o şafaklar tutuşacak çaresi yok!

Türküler susmayacak, halaylar sürecek!

Çünkü ‘bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür’

Hoş Kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-25/02/2018

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500