Advert
Advert
Advert
“ARASTA” YI MUHAKKAK GÖRÜN…
Ünal TÜRKÖZ...

“ARASTA” YI MUHAKKAK GÖRÜN…

Bu içerik 933 kez okundu.

BİR GÜN YOLUNUZ DÜŞER DE, EĞER MUĞLA’YA GELİRSENIZ

“ARASTA” YI MUHAKKAK GÖRÜN…

Bir gün, yolunuz düşer de “Muğla”ya gelirseniz eğer, ”Arasta”yı, muhakkak görün…

Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Doktor Osman Gürün’ün, Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önceki Muğla Belediye Başkanlığı döneminde “Restorasyon”u yaptırılan, bir zamanların “Muğla” ekonomisinin adeta kalbi sayılan “Arasta” ve “Tarihi Muğla Çarşısı”nı, içinize sindire sindire şöyle bir gezin, dolaşın sevgili okurlar…

Ama mutlaka yapın bunu… Sakın ihmâl etmeyin…”Şadırvan” ve çevresindeki, o küçük küçük dükkânlarda, bundan yarım yüzyıl öncesinin, sıra sıra kundura ve pabuç imalâtçılarından bu güne kalabilmiş tek bir örnek göremeseniz de olsun… Buraları, muhakkak görün…

Bu gün, çoğu bu dünyadan göçüp gitmiş olan ve her biri, gerçekten, “Muğla”nın birbirinden renkli simaları olan o tanınmış ustaların, o yıllardaki, sabahtan akşama bütün gün süren ve birbiri ardından, ya da, farklı aralıklarla kulaklarınıza çalınan… Önlerindeki “örs”leri üzerinde, hazırlamakta oldukları o, en son, kimi “ısmarlama” kunduraların… Kimi, birazdan tamamlanıp, dükkânlarının girişindeki çivilere asacakları… Ve sonra, müşteri bekleyecekleri “lâstik” pabuçların tabanlarına çaktıkları o çivilerin… Dövdükleri o köselelerin, “Arasta” da şimdi sadece yankılanan çekiç seslerini… İşte, onları, siz de duymaya, siz de tahmin etmeye çalışın… Sanki bir zamanlar orada bir süre yaşamış, ya da, o atmosferi siz de teneffüs etmiş gibi… Hani, divan edebiyatımızın ünlü şairlerinden olan “Bakî”nin, bir şiirinde geçen: “Bakî kalan, bu kubbe de bir hoş seda imiş” diye yazdığı o ünlü dizedeki gibi… Tıpkı, şimdi ”Bakî kalan ”Arasta”,”Şadırvan” ve çevresinde de… Her ne kadar onlar, birbirleriyle “iç içe geçmiş sesler” olsalar da… Kulağa hep hoş gelen… Bir zamanların, o “çekiç” sesleri…

İşte, onlar yankılanır durur hiç durmadan… Sadece o sesler mi orada yankılananlar? Elbette ki değil…

Çevredeki, hemen her dükkân sahibinin, sabah dükkânını açar açmaz ilk yaptığı işlerinden biri olan… Akşam eve giderken içeri alınan kanarya kafesleri daha dışarı çıkarılır çıkarılmaz, “onlarca” kanarya kafesinden, birbirleriyle yarışırcasına şakıyan o kanaryaların etrafa yayılan sesleri de…

Ya, o “Şadırvan”ın orta yerindeki ağzından, yukarı doğru gürül gürül akan… Ve sonra, şırıl şırıl havuza dökülen o buz gibi soğuk suların sesleri? Bu seslere, siz bir de oradaki esnafın, sabahtan akşama “şakasına” birbirlerine karşıdan karşıya lâf atmalarını, lâf yetiştirmelerini de eklediniz mi, işte size Muğla çarşısı içinde, başka hiçbir yerde kolay kolay rastlayamayacağınız “Karma sesler musıkî topluluğu” sevgili okurlar…

Burası, böylesine güzel bir yer ve böylesine güzel insanlarla doluydu bir zamanlar… Onlar, Muğlalı kunduracı ve pabuççu ustalarıyla diğerleriydi...

Oraya geldiğinizde, Şadırvanın hemen önündeki, yani güney tarafındaki, etraftakilerden daha büyük olan bir işyerini, siz daha merak edip sormadan da gösterebilirler… Ulusal televizyon kanallarımızın birinde, geçtiğimiz yıllarda izlediğimiz… Çoğu sahneleri, “Muğla”nın çevresindeki şirin köylerinden biri olan “Dirgeme” (yeni adıyla, Akkaya) de çekilen “Düriyemin Güğümleri” dizisinin kimi bölümlerinde de izlediğimiz o mekân da, bir zamanlar “Muğla’nın” tek meşrubatı olan “Aktar” gazozlarının üretildiği yerdi… O işletmenin sahibi olan “Gazozcu Abdullah” adıyla maruf “Ali Aktar” da, Arastanın en

renkli simalarından biriydi… Yine, Şadırvanın tam köşesindeki dükkânında, mesleğini onlarca yıl sürdüren, Muğla’nın renkli simalarından “Baba-oğul” birlikte çalışan: Partalların Berber Kamâller“ini de sorun oraya geldiğinizde… Onun dükkânını da göstereceklerdir bilenler… Sorduğunuz kişi olur’a… Bir de doğma büyüme Muğlalıysa eğer:

”Taaa bak. Berber Kamâl’in dükkânı. U köşedeki…” Diyebilir… Sonra, onun tam karşı köşesindeki o küçücük dükkân komşusunu da deyivereceklerdir belki de… Bütün geçimini, o yıllarda “Muğla”nın yakın köylerinden, şimdilerde “Muğla”nın uç mahallelerinden biri olan “Düğerek”lilerin -halk ağzındaki söylendiği haliyle: Dümbüreklilerin- kendisine getirdikleri yoğudu satarak sağlayan, Muğla’lının onu tanıdığı adıyla, yine “tanınmış” bir siması olan “Yoğurtçu Arif Dayı” yı da hatırlamadan sakın oradan geçmeyin…

Burada isimlerini sayamadığımız daha pek çok insan, hem Arastanın hem de Muğla’nın renkli ve tanınmış simaları, tanınmış “el sanatları” ustalarıydı… İşte o insanlar, yaşamları boyunca yaz kış demeden, her sabah oraya yani Arastaya geldiler, dükkânlarının kepenklerini açıp, sabahtan akşama değin, şimdilerde çoğu kaybolmuş olan “zanaatlarını” icra edip para kazandılar ve her akşam evlerine ekmek götürdüler…

Sonra, gün geldi, yazımızın en başında da değindiğimiz gibi, Arastadan birer birer eksilmeye başladılar… Kimileri, artık çok yaşlanmıştı… Aralarında hastalananlar, köşelerine çekilenler de oldu… Sonra yine gün gelip, birer birer aramızdan ayrıldılar… Ama Muğlalılar, onları hiç unutmadı… Tıpkı… Bu satırların yazarının, onları hiç unutamadığı gibi…

Bir gün sizin de yolunuz düşer, Muğla’ya gelirseniz eğer sevgili okurlar…“Tarihi Muğla Çarşısını” yani “Arastayı” ,“Şadırvan” ve çevresini görmeden sakın gitmeyin…

Esenlik dileklerimle, hoşça kalın

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500