Advert
Advert
Advert
ZAMANIN ÖLÇÜLMESİ: NEYE GÖRE?
Prof. Dr. Adnan ERKUŞ...

ZAMANIN ÖLÇÜLMESİ: NEYE GÖRE?

Bu içerik 721 kez okundu.

Bir dersin, bir yaşamın, belirli bir hızda belirli bir yolu giden bir aracın vb gitme süresini birim ne olursa olsun çok dakik bir şekilde saptayabiliriz; çünkü, tümünün gerçek bir başlangıcı (sıfır-0,0) vardır. Peki, tam bilemediğimiz bir geçmişten-geleceğe uzanan zamanın başlangıcını ne alacağız? Dünyanın oluşum ‘anını’ mı, güneşin ilk oluşum ‘anını’ mı, yoksa büyük patlama ‘anını’ mı? Böyle bir an var mı, varsa bile nasıl geriye doğru ‘gidip’ o ‘an’ı’ (başlangıcı) bulup saptayacağız? Saptayamazsak takvimleri nasıl yapacağız? Ünlü birisinin doğum gününü mü, bir diğerinin kendine göre önemli bir etkinlik tarihini mi, bir hanedanın iktidarı ele geçirmesini mi zamanın başlangıcı olarak kabul edeceğiz? Herhangi birine göre başlatsak ne olur, zaman ölçülemez mi? Ölçülür: Birim aynı olmak koşuluyla, aradaki fark kadar ekler ya da çıkarırız olur biter… Eğer başlangıcın ne olduğu sorun değilse, zaman birimi değişirse ne olacak? Gece ve gündüzden oluşan bir günü mü alsak? Böyle olursa, kutuplarda yaşayanların 6 ay gece - gündüzü ile ekvatorda yaşayanların 12 saat gece - gündüzü nasıl karşılaştırılabilecek? Çünkü, dünya dönme düzlemine göre 23,5 derece eğik ve bu nedenle gece-gündüzlü bir gün de değişkendir. Yoksa, gece-gündüze göre değil de, nerede olunursa olunsun, dünyanın kendi çevresinde bir tur atmasını mı alsak? Ayları mı birim olarak alsak, ay neye göre belirlenir ki; ayın dünyanın etrafındaki bir turu mu, dünyanın güneşin etrafındaki bir turunun parçaları mı? Ayın dünyanın etrafındaki bir turunu aldığımızda, dünyanın güneşin etrafındaki dönüşüne ve eğikliğine bağlı olarak oluşan mevsimler ve döngüyle bir uyuşmazlık (Ay Takvimi başka, zaman birimi olarak bir “ay” farklıdır) yaşamayacak mıyız? Çünkü ayın dünya etrafındaki bir turu 29,5 günde tamamlanıyor. Adnan’ın doğumunu bir kar yağarken bir süre sonra denize girerken mi kutlayacağız? Sahi, yeni moda yapılmaya çalışılan Mekke’nin Fethinin, Ay Takvimine göre her yıl 1 Ocak’ta kutlanması (başlangıç farkına bakmasak bile iki takvim arasında yılda yaklaşık 29 günlük fark varken) söz konusu olabilir mi? Öyleyse, “her yıl orucu niye değişik mevsim, ay ve günlerde tutuyoruz; Eskimolar neye göre oruç tutacaklar” diye sorulmaz mı? Birileri, peygamberin doğum günü diye, üstelik her yıl geriye kayan günlerde kutlanan Mevlit Kandili gecesini de hiçe sayarak, her yıl üstelik de tam da 23 Nisan’a getirip “kutlu doğum haftaları” yapmamış mıydı? “Zaman” ve benzer başka özellikler konusunda ortak bir dil kullanmak, yani iletişim kurmak için aynı birimi ve başlangıcı kullanmanız gerekir. Aksi halde, tüm bunlar, başka kötü amaçlar için bir aldatmaca halini alır. Ha bir takvimi diğer bir takvime dönüştürmek olmaz mı, olur elbette… Matematikteki bir doğrunun eşitliğinde (Y=a+bX), başlangıç farkları ve birim oranlarını bulup yerlerine koyarsanız, istenilen X (takvim veya benzer başka özellik) diğerine (Y) dönüştürmüş olursunuz. Ama sadece birindeki belirli bir tarihin diğerinde hangisine karşılık geldiğini belirlemek için bu yapılır; aksi halde her takvimin kendi içinde her iki farklı başlangıç ve farklı birimi kullanmak ise en hafif deyimiyle komik olur; bırakın başkalarını, kendi içinizde bile iletişim kuramazsınız. Hicri Takvime göre belirlenmiş kendi kutsal günlerinizi Miladi Takvime göre kutlamak, her şeyden önce kendi kutsalınıza hakaret değil midir?

            Ay, Dünya, Güneş, Samanyolu, Evren… Hepsi de üçboyutlu uzayda birbirine göre ‘göreli’ ve üstelik zaman da ‘göreli’ olduğuna göre, bir kısmını (Ay’ın, Dünya’nın, mevsimlerin değişimini) kısacık yaşamımız içinde gözleyip fark ederken, bir kısmını (Güneş-Samanyolu, Samanyolu-Evren) ‘çok’ fark etmesek de sürekli değişim içinde… Zamanı nasıl ve neye göre tanımlayıp ölçeceğiz? Kutsal kitaplara (her şey bizim için bize göre yaratıldığına) ve bizim benmerkezci zihin gelişimimize göre; Dünya, Evrenin merkezi olmak durumunda değil mi? Öyle ya, yine bazı zır cahillerin son zamanlarda iddia ettiği gibi, “dünya dönmüyor, güneş ve yıldızlar bizim etrafımızda dönüyorlar”, “gece ve gündüz yok; gece ve gündüz denen varlıklar var, bunlar sürekli kavga ediyorlar, hangisi galip geliyorsa o oluyor” ne de olsa… Ah “dünya merkezli” evren, ah bizim “benmerkezli” bakış açımız ah! Eh, Batlamyus da yüzyıllar önce öyle tanımlamış evreni ve bu görüş Ortaçağ kilisenin de temelini oluşturmuş; ta ki Kepler, Kopernik ve Galile’ye kadar… Sonra? Valla, Ay’ı geçtik, ne Dünya, ne Güneş ne de Samanyolu evrenin merkezi… Eee n’olcek şimdi? Endişelenmeyin bilim imdada yetişecek… Bilimden neden korkuyorlar sanıyorsunuz, tüm dogmaları birer birer yıkıyor da ondan…

            Gelecek yazıda takvimleri ele alacağız.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500