Advert
Advert
Advert
CEKETİ KİM ASACAK?
Kemal ÖZCAN...

CEKETİ KİM ASACAK?

Bu içerik 616 kez okundu.

Muğla gündemi bu günlerde çok sığ politik tartışmalara maruz kalıyor.

Aynı partinin içinde sanki gizliden gizliye siyasi bir hesaplaşma yaşanıyor.

Bir yanda Mehmet Kocadon’cular, diğer yanda Osman Gürün’cüler.

CHP nasıl olsa Muğla Büyükşehir belediye başkanlığını kesin alacak ya,

önemli olan ne yapıp edip o ceketi Muğla meydanına asmak.

Ve bunun için ellerinden ne geliyorsa yapmak, yapamıyorsan engel olmak.

Şanlıurfa örneği kimseye ders olmamış anlaşılan.

Şanlıurfa milletvekilleri anlaşamadıkları Eşref Fakıbaba’nın AKP’den aday gösterilmesini engellemişlerdi.

Hatta ‘ceketimizi assak yüzde 70 oy alırız’ bile demişlerdi.

Tayyip Erdoğan’ın mitinginde ‘cekete oy yok’ pankartları açılmıştı.

Fakıbaba bağımsız aday olarak girdiği seçimlerde açık ara oyla kazandı.

Yani ceket kavgasını Fakıbaba kazanmıştı.

Evet aslında Muğla gibi seçimi garanti olan kentlerde, siyasi rekabet bir ceket kavgasından öteye geçmez.

Çünkü seçim garantiyse herkeste bir ‘ceket asma’ rehaveti olur.

Kişisel ikbal, hırs, kazanma, sahip olma duygusu hep birinci plandadır.

CHP bugüne kadar izlediği politikaları yeniden gözden geçirmesi lazım.

Bir kere bu ülkeyi biz kurtardık, biz yaptık, biz ettik söyleminden vazgeçilmeli.

Bu Cumhuriyet, bu topraklar üzerinde yaşayan halkların eseridir.

CHP ayrıştırıcı değil, daha toplumsal bir dil kullanması lazım.

Ulusalcı bir politika partiyi ırkçılığa ve şovenizme götürür.

Bu partide hala etnik kimlik üzerinden Sezgin Tanrıkulu’nu eleştirenler var.

Sendikalar, sivil toplum örgütleri, muhtarlar ve basınla yakın ilişkiler kurulmalı.

CHP müteahhit zihniyetinden ve kasaba eşrafının kurduğu bir örgüt görünümünden çıkarılmalı.

Bu ancak Yunanistan’da Çipras’ın yaptığı gibi olursa öyle olur..

AKP 2002’de Çipras’ın bugünkü söylemleriyle oy aldı ve iktidara geldi.

Ecevit’te zamanında ‘toprak işleyenin, su kullananın’ diyerek iktidara gelmişti,

ama ne toprak işleyenin oldu , ne de su kullananın.

Kendisini destekleyenlere sonra döndü dedi ki, ‘size diyet borcum yok’

Gerçi daha sonra sosyal demokrat olduğunu da inkar etmişti..

32 kişinin katledildiği, 600 den fazla insanın sakat kaldığı cezaevlerindeki ‘hayata dönüş’ operasyonunun baş mimarıydı.

Bugün bütün sol o Ecevit’i rahmetle anıyor.

Bu ülkenin en solcu adamı Ecevit, varın gerisini siz düşünün.

CHP’nin başına genelde veya yerelde ufku, vizyonu geniş, solu ve demokrasiyi özümsemiş insanlar getirilmesi lazım..

Ne yazık ki Muğla CHP’ nin başındakiler sürekli siyasi kaos yaratmak için uğraşıyorlar.

Partiyi iyi yönetemiyorlar, gerginlikten, krizden ve kaostan besleniyorlar.

Bu nedenledir ki parti en küçük birimde dahi Mitoz bölünmeler yaşıyor.

İlçe kongreleri ‘disiplin soruşturması açarım’ tehdidi ile anti demokratik,

ve despotik bir kafa yapısıyla divana, konuşmacıya deli danalar gibi saldıran bir anlayışın elinde oyuncak oldu ve oldu, bitti ye getirildi.

Oysa Türkiye’de solun başarılı olabilmesi için her şeyden önce eşitlikçi ve özgürlükçü olması gerekiyor.

Muğla’da CHP’nin başındaki zat ‘devrimci’ olduğunu söylüyor.

Ancak devrimciliği oy istemekten ibaret zannediyor.

Yatağan’da kürsüye vura vura ‘asıl devrimcilik’ bu demişti.

Asıl devrimciliği Osman Gürün’ün milyonluk makam arabasını savunarak yaptığını bilmiyor.

Gelelim ceket meselesine.

Bodrum belediye başkanı Mehmet Kocadon Muğla il genelindeki muhtarlarla bir araya geldi.

Toplantıda Yatağan belediye başkanı Hasan Haşmet Işık’ta varmış.

Kılıçdaroğlu’nun 14 Aralıkta Muğla’ya gelmesi nedeniyle, onların sorunlarını, sıkıntılarını iletmeyi amaçlamış.

Muhtarları da 14 Aralıkta ki toplantıya davet etmiş.

Kocadon bu toplantıları zaten Bodrum’da her ay düzenli olarak yapan biri.

CHP’nin başındaki zat bodoslama daldı, ‘vay efendim kimden izin alınmış mış?’

‘Sallama siyaset yapılıyor muş’ falan demeye başladı.

Kendisinin nasıl siyaset yaptığını yazmak istemiyorum.

Ama kimin atına bindiğini, kimin kılıcını salladığını çok belli ediyorsun be gülüm!

Toplantının içeriği, partiye getirisi, götürüsü hiç önemli değil.

Tek sorun var, o da  ‘kim izin verdi?’

Osman Gürün’ün veya partili partisiz diğer belediye başkanlarının elinden tutan mı var?

Bakalım bu parti içi çekişmenin sonunda ceketi kim asacak?

Ahmet Kaya’nın dediği  gibi ‘ceketini yağmurlara asan yok!’

Uzun olacak ama yeri gelmişken size bir fıkra anlatayım.

Eskiden Osmanlıda umumi tuvaletlerde çeşme olmadığından,

taharet için tuvaletin girişinde su dolu ibrikleri sıralarlanırmış.

Tuvalete gelenler, tuvaletçinin nezaretinde sıradan bir ibrik alıp öyle girerlermiş.

Bir gün adamın biri çok sıkışmış, donunu etti edecek, koşmuş tuvalete zor yetişmiş.

İbriğin birini kaptığı gibi daldığı gibi tuvalete girmiş.

Tabi tuvaletçi hemen arkasından bağırmış.

-Hop hemşerim, çık dışarıya!

-Ne var ne oldu?

-O ibriği koy, şuradakini al!

-Ne fark eder hemşerim, aynısı değil mi?

-Olsun onu koy, şurdakini al, burada bizim sözümüz geçer!

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-10/12/2017

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500