Advert
Advert
Advert
YERELDE YAZMANIN ZOR YANI!
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

YERELDE YAZMANIN ZOR YANI!

Bu içerik 1414 kez okundu.

Bir yerel gazetede yazmak, ulusal basın yayın organında yazmaktan biraz daha zordur. Yerel basında yazdığınız zaman, kendinizi sadece yerel konularla sınırlandıramıyorsunuz. Siz de bu ülkenin bir vatandaşısınız ve ülke genelinde olan bitenlere bir yurttaş olarak tepkisiz kalamıyorsunuz.  O konu hakkında mutlaka bir görüş, kanaat belirtmek zorundasınız. Ben yerelde yazıyorum deyip sadece yerel konularla kendinizi sınırlamak ta; bir yurttaş olma kimliğiyle bağdaşmıyor. Yerel gazetelerde yazanların; ulusal sorunlarla yerelin dengesini sağlamaları gerekiyor. Biz yerelde yazanlar; bir denge içinde hem yereli yazacağız hem de ulusal ölçekli gelişmeleri.

Bazen haftada bir yazsak da, insanın içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik koşullar gereği; “acaba bu hafta yazmasam” diye düşündüğü oluyor. Bir yakının ölüyor, yazmak içinden gelmiyor, “Tembellik hakkımı kullanayım bu sefer!” diye geçiriyorsun içinden. Sonra yazma içgüdüsü, dürtüsü ağır basıyor, her hafta yazmak zorunlu hale gelmiş bir kere; geçiyorsun bilgisayarın başına, bu sefer ne yazmalıyım diye düşünmeye başlıyorsun…  Bir yazar, için Türkiye koşullarında yazacak çok şey var. Her gün; yeni bir gelişmeyle uyanıyorsun. Konuların içinden birini cımbızlayıp, başlığa çıkarıp, temayı belirledikten sonra; yazmak sorun olmuyor. Klavyenin tuşlarına basmaya başladığın zaman, yazı kendiliğinden akıp gidiyor. Bizim köşe yazısının uzunluğu; 1,5 aralık, azami 3500 vuruş, topu topu 1,5 A4 sayfası ölçeğinde. Bir yazar için bu uzunlukta bir yazıyı yazmak sorun değil.

xxx

15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşadı bu ülke; hunharca… Seçimle gelen bir iktidarı devirmeye kalktı bir “dinci” görünümlü cemaat. Darbe girişiminden sonra gazete sayfalarını okuduğumuzda, TV’lerdeki açık oturumları dinlediğimizde; geçmişten bu yana gelen, ağaç kökü ve saçakları gibi derinlemesine ve yanlamasına yayılan bu yapının toplumu ve devleti nasıl kuşattığını görüyorsunuz. Gülen cemaatinin “din ve imanının”, saf ibadet ve inanç değil; para ve rant olduğu, bu sayede bir güç odağı olmak istediği açık bir şekilde anlaşılıyor. Bu bizim açımızdan hayret edilecek, şaşılacak bir şey değil. Onların bu amaçlarını, yıllar öncesinden sol aydınlar, yazarlar ortaya koydu. Gülen cemaatinin gerçek yüzünü ortaya koymaya çalışan Uğur Mumcular, Necip Hablemitoğulları öldürüldü.  DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, bunlar hakkında iddianame hazırladı, tehlikenin varlığına yargı mensubu olarak ta 1998’lerde dikkat çekti. Hanefi Avcı, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i hapsettiler.  

Cemaatin içinde olup, daha sonra cemaatten kopanlar; şimdi TV’lerde konuşuyorlar, onların askere ve bürokrasiye nasıl sızdıklarını, sınav sorularının nasıl çalındığını açıklıyorlar. Gerçekleri dile getirenler, geçmişte, siyasi iktidarlar tarafından dikkate alınmadı ve bu yazdıklarından dolayı onlar suçlandı hep! Şimdi ise siyasi iktidar mensupları, hatalarını kabul ediyor, “biz aldatıldık, bu sonuçta bizim de hatamız var, milletimiz bizi affetsin” diyorlar. Keşke vaktiyle cemaat tehlikesine dikkat çekenler; dikkate alınsaydı da, bu korkunç tablo ortaya çıkmasaydı ve gerçekleşmeseydi!

Şimdi ise halktaki beklenti; darbe sonrasında gerçekleşen toplumsal anlamda birlik havasının sürdürülmesi, bozulmaması... En önemlisi, iç barışın hiç geciktirilmeden sağlanması, terörün sona erdirilmesi.

xxx

Bu yazının içinde ölüm yolu haline gelen Milas-Yatağan yolunun bitirilemeyen 7 km’lik kısmına, Bafa’nın içinden geçen ölümlü yola da değinip; yerelle ulusalın bir sentezini yapacaktım ama yerimiz kalmadı... 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500