Advert
Advert
Advert
MİLAS’TA YAPILAN BİR PANEL VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…
Ünal TÜRKÖZ...

MİLAS’TA YAPILAN BİR PANEL VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…

Bu içerik 803 kez okundu.

Merhaba sevgili okurlar,

19 Eylül 2017 günü saat 14.00 de, Milas’ta bir panele katıldım... Panel, “Milas Sanayi ve Ticaret Odası”nda yapıldı. Yazıma başlarken, önce bu paneli tertipleyenleri, içtenlikle kutluyorum...

Panelin konusu: “Geleneksel Kent Mimarisi ve Çağdaş Mimarlık İlişkisi” üzerineydi...

Konu, mimarlık olduğu için, tabii ki panelistler de mimarlar olacaktı ve öyle de oldu... Bu mimarlar kimlerdi? Her biri, konusunda deneyimli ve yetkin olan bu değerli insanların adları şöyle:

Sayın Aykut Köksal, Serhat Akbay, Ahmet Iğdırlıgil ve Nevzat Sayın... Paneli yöneten ise, “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mimarlık Fakültesi” öğretim üyelerinden olan, Doçent Sayın Zühre Sözeri Yıldırım idi...

Panelin, gayet başarılı geçtiğini, katılımınsa çok yoğun olmamakla birlikte, ilgi gördüğünü en başta ifade edebilirim...

Panelin yapılacağı salona inerken, bir gurup üniversite öğrencisinin de, benimle birlikte panele ilk gelen katılımcılar olduğunu gördüm ve bu beni son derece sevindirdi... Ve bu öğrenciler -eğer yanılmıyorsam- gördüğüm kadarı ile de, paneli baştan sona takip edip dinlediler... Bu da son derece önemli bir durumdu... Neden önemli idi? Çünkü panelin konusuna baktığımızda, geleceğin kentlerinde “şehirleşmeyi” şekillendirecek ve yaptıkları tasarımları ile onu belirleyecek olan insanlar, geleceğin mimarı ve şehir planlamacıları olacak olan bu insanlardı...

Genç mimarlar da vardı katılımcılar arasında... Tabii, ben Milasta yaşamadığım için, bu genç insanlar da dahil, diğer katılıımcıların ne kadarının mimar ve ne kadarının başka mesleklerin mensupları olduklarını bilmiyorum... Şunu biliyorum sadece: Biraz önce de ifade ettiğim gibi ilgi büyüktü...

Sevgili okurlar,

Bu gün, yaşadığımız bir gerçek var... Ama bu gerçek, ne yazık ki, “acı” bir gerçek: Bu gerçeğin adı ne biliyor musunuz? Geleneklerimizden, hızla koptuğumuz ve bizlerin onları bir bir kaybettiğimiz... Sadece geleneklerimizi mi kaybediyoruz? Hayır... Başkalarını da... Nedir onlar? Göreneklerimizi de yitiriyoruz... Yani bir anlamda, “Gördüğümüz ve kendilerine alıştığımız güzellikleri de, geri dönmemecesine yitiriyoruz”...

Ben, bir mimar değilim... Ama bir mühendisim... Makina mühendisiyim... Ben, aynı zamanda iyi bir gözlemciyim de... En azından, kendimin öyle biri olduğumu düşünüyorum…

Doğma büyüme bir Muğla çocuğuyum ben... Mühendislik eğitimim için, 1968 yılında ayrıldığım Muğla’ya -iş hayatım da içinde- 30 yıl sonra geri döndüğümde, bazı cadde ve sokaklarda bildiğim gördüğüm, çocukluğumdan aşina olduğum o bazı tarihi öneme haiz ve en önemlisi, her biri “Geleneksel Muğla Halk Mimarisi” özelliklerini sinesinde barındıran, o güzelim yapıların, çoktannn yerlerinde yeller estiğini gördüğüm de -bunu tüm içtenliğimle söylüyorum- duyduğum o üzüntüyü –inanın- burada anlatamama imkan yok... Gerçekten...

Sadece, bir tek örnek vermek istiyorum, tek bir örnek:

Ortaokul ve lise tahsilimi içinde yaptığım Muğla Sanat Enstitüsü nün o “idari binası”, sanat eseri niteliği taşıyan tarihi bir yapı idi... Evet... O öylesine güzel mimari özellikte tarihi bir yapı idi ki... Şimdi yerinde onun, yeller esiyor... O yapı ile acaba bugünkü, kıyaslanabilir mi? Hiç sanmıyorum...

Sonra daha başkaları... Bunların yerlerine yapılanlar da, tıpkı, bugün bir bir yitirdiğimiz o gelenek ve göreneklerimiz gibi, bizim olan, o bize has özelliklerin birini dahi olsun taşımayan yapılar...

30 yıl önce gördüklerim ve benim gibi bazılarının hafızalarımıza kazınmış olan o doyumsuz güzellikler ile benim bugün 30 yıl sonra gördüklerimin, bırakın birbirlerine benzemesini... İnanın... Taban tabana da zıt... Ne yazık ki hiç biri güzel de değil...

“Yıkalım ve yerine yenisini yapalım”...

Bu, o kadar basit ve kolay olmamalı... Durun bakalım...

Verdiğimiz bu karar, doğru bir karar mı acaba? Önce bu karar, “doğru bir karar” olmalı... Peki... Yeni yapacağımız bina, yıktığımızın özelliklerini, yani, bize ait olan özellikler de taşıyor mu, taşıyacak mı? Daha açık bir ifadeyle, tasarladığımız yeni yapının ne kadarı bize ait olanı yani: “Geleneksel mimari özellik” taşıyacak... Bunlara da dikkat ediliyor mu? Ettik mi? Asıl bu önemli...

İşte, bu panelde, değerli ve deneyimli panelistler, uzunnn uzun bu son derece önemli konuda kendi mesleki deneyimlerinden de söz ederek, hatta kendi yaşamlarından bazı kesitler vererek, çok değerli bilgiler verdiler...

Bu panelde, üzerinde konuşulan ve tartışılan önemli konulardan biri de, her zaman o çok tartışılan konu: “Doğru restorasyonun ne olduğu ve onun nasıl yapılması gerektiği” üzerine idi...

Ben yapılan bu panelden çok yararlandım...

Diğer katılımcıların da, hiç şüphesiz benden daha çok yararlanmış olduklarına düşünüyor, bir kez daha, paneli tertipleyenleri ve tüm panelistleri saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

Esenlik dileklerimle. Hoşça kalın.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500