Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
MARMAREİS
Kemal ÖZCAN...

MARMAREİS

Bu içerik 856 kez okundu.

Geçtiğimiz hafta 15 Temmuz’un yıldönümü kutlamaları yapıldı.

Bu kadar abartı neyin telaşıdır anlayamadım?

Kutlamalarla sanki toplumun kendilerinden olmayan kesimine üstünlük kuruluyordu.

Tüm halkın sahiplenmesi gereken bir gün olması için uğraşan yok.

Kutlamalar siyasi iktidarın gölgesinde kaldı.

Şova dönüştürme ve bir kahraman yaratma çabası vardı.

Milli bayramların güvenlik gerekçesiyle iptal edildiği bu ülkede, devletin tüm imkanlarının kullanıldığını gördük.

Tüm kamu personeli yazılı emirlerle zorla sokağa döküldü.

FETÖ’yü tüm devlet kurumlarına yerleştirin.

Ellerine silah, tank , top, f16, o da yetmedi bölük, bölük asker verin.

Sonra da bu ülkeye yaşattığınız o kabusun şaşaalı yıldönümü kutlamasını yapın.

Bu darbe girişimini başlatanlar, AKP iktidarı eliyle yerleştirilen,

beslenip, büyütülen, alnı secdeli askerlerden başkası değildir.

Devleti ele geçirenler, o gün iktidarı da ele geçirmeye kalkıştılar.

Ama bu darbenin başarılı olma ihtimali hiç yoktu.

Çünkü ordunun yüzde 99’u bu darbe girişimine katılmamıştı.

Katılan askerlerde tatbikat var diye kandırılmışlardı.

Velhasıl bu darbenin başarılı olması asla mümkün değildi.

İsteyince gezide destan yazdırılan polisimiz evinde otururken, askerimiz kışlasında yan gelip yatarken,

savunmasız sivillerin niçin sokaklara çağrılıp tankların önüne sürüldüğünü ben hala anlamış değilim.?

Devletin öncelikli görevleri arasında halkın can ve mal güvenliğini, huzur ve sükunetini sağlamak vardır.

Hükümet de buna uygun davranarak halkını korumak zorundadır.

Halk hiçbir ülkede siyasi iktidar tarafından sokağa davet edilmez..

Bunu bile sorgulamaktan aciziz..

Türkiye genelinde 90 bin camide birden eş zamanlı sala verildi.

O akşam cep telefonuyla birini aradığımızda, çevir sesinden önce 10 saniye boyunca dünya liderini dinlemek zorunda kaldık.

‘Cumhurbaşkanınız olarak, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Gününüzü tebrik ediyorum’ diye devam etti.

Her yerde karşımıza çıkmaya başladı.

Eskiden beğendiğimiz bir şarkıyı 8-10 kontur karşılığı çevir sesi yapardık.

Yakında arabanın kapısını açtığınızda kulağınıza ‘Cumhurbaşkanınız olarak..’ diye başlayan bir ses gelirse hiç şaşırmayın.

Gecenin bir yarısı hararetten içiniz yanmış, bir bardak soğuk su içeceksiniz,

tam buzdolabının kapağını açıyorsunuz  ‘Cumhurbaşkanınız olarak..’ demeye başlıyor.

Sakın şoka girmeyin, her şeye hazırlıklı olun.

Olmayacak işler değil bunlar

Bunun yanında ulaşım bedava, kontur bedava, internet bedava, sandviç bedava, hava bedava, su bedava..

Bu hesaplaşmadan bir kahramanlık destanı çıkardılar.

15 Temmuz destanı.

Ancak destanlar hemen öyle dünden bugüne yazılmaz.

Destan önce kamuya mal olur, halkın büyük bir bölümü benimser ve yıllar sonra destanlaşır.

İnsanların günlerce aç, açık savaştığı Kurtuluş savaşıyla, Çanakkale ile kıyaslanmaya başlandı.

Birileri de Atatürk’le kıyaslanıyor.

Bu ülkenin kurucu değerlerinin yerine, kendilerinin neden olduğu değerleri koymaya çalışıyorlar.

15 Temmuz bir darbe girişimi değil, aynı yolda yürüyenlerin iç hesaplaşmasıdır.

Son zamanlarsa her istediği verilmemeye başlayan, dinci, gerici bir cemaatin iktidara karşı isyanıdır.

Bu bir başkaldırıdır, bir kalkışmadır.

Hatırlarsanız bu isyanın bastırılmasından sonra, dünya liderimiz ‘bu darbe Allah'ın bir lütfudur’ demişti.

Yanında oturan, Enerji bakanı olan damadı da bıyık altından kıs, kıs gülmüştü.

Evet bu darbe Allah’ın bir lütfuymuş...

Onlar için öyle büyük bir lütuftu ki, iktidara muhalefet olan kim varsa onların temizlenmesine vesile olacak bir lütuftu.

Şaibeli referandum sonucu tek adam olmasını sağlayacak bir lütuftu.

30 yıldır devleti yönetenlerin yediği haltların hesabını bu halk canıyla ödedi.

Ardından FETÖ bahanesiyle bir karşı devrim yapıldı.

Lütuf dedikleri de buydu herhalde...

Asılan afişlere baktım yıllarca beraber yürüdükleri FETÖ ile ilgili herhangi bir resim veya ifade yotu.

Ama askerleri halktan dayak yiyen , ezik insanlar olarak göstermişler. 

Ya enişte darbe olduğunu haber vermeseydi o zaman halimiz ne olacaktı?

Ya cep telefonu olmasaydı, 3G teknolojisi olmasaydı ne yapardık?

Ama şu bir gerçek, darbe girişimini bastırmak bahanesiyle demokrasiye, insan haklarına gerçek bir darbe vuruldu.

FETÖ meclisi bombaladı, AKP ise OHAL’le KHK  ile meclisi devre dışı bıraktı.

Daha düne kadar kimin eli kimin cebinde belli değilken, bugün bir destan oldu çıktı.

Yalnız şunu belirteyim, ülkenin yarısı 15 Temmuz destanını benimsemiyor.

Öyle ki, böyle bir destan yazanlar, 16 Nisan referandumunu bile şaibeyle zor kotardılar.

FETÖ’ nün siyasi imamları hala muamma, üstüne de gidilmiyor.

Darbeyi araştırma komisyonu ise tam bir ‘dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı’ 

Genel Kurmay başkanı Hulusi Akar’ı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ve en önemlisi ‘ne istediler de vermedik’ diyen,

dünya liderimizi dinlemeden, çapraz sorgulama yapmadan görevini sonlandırmıştır.

Komisyon Marmaris’in adının değiştirilmesine baya kafa yordu.

Gazi Marmaris ve  Kahraman Marmaris arasında kararsız kaldılar.

Onlar herhalde darbenin bastırılmasında, bir milli mücadele algısı oluşturmak istiyorlar

Komisyona naçizane bir tavsiyede bulunayım.  Marmaris’e, ‘Marmareis’ deyin olsun bitsin.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın!

Kemal ÖZCAN-22/07/2017

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500