Advert
Advert
UMUDUN YÜRÜYÜŞÜ...
Kemal ÖZCAN...

UMUDUN YÜRÜYÜŞÜ...

Bu içerik 1457 kez okundu.

İşte umut her zaman böyle yeşerir.

Tam da her şey bitti dersin, bir anda çıkar gelir.

Hiç umulmadık bir anda, çığlık çığlığa bir kuş kanadını çırpar,

ve zirveden aşağıya doğru bir kartopu yuvarlanır.

Zirveden düşen bu kartopu, her şeyi önüne katarak sürükleyen bir çığa dönüşür.

Artık bu çığ sadece CHP ile sınırlı kalmaz.

O kadar fazla can yaktılar ki, bir sürü insanın yüreği hıncahınç öfkeyle, isyan ateşiyle dolmuş vaziyette.

Yıllarca yoksul halkın, emekçilerin mağduriyeti üzerine, bir de görevden alınan doktorlar, öğretmenler,

akademisyenler ve gazetecilerin mağduriyeti eklendi.

‘Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü, isyan haktır’ demiş Atilla İlhan.

Kemal Kılıçdaroğlu ‘adalet’ yazılı bir pankartla Ankara’dan yola çıktı.

İstanbul’a doğru yürüyor.

Güvenpark’tan, Maçka parkına gidecek.

Türkiye standartlarının çok, çok üzerinde bir eylem ve adalet arayışına tanıklık ediyoruz.

Türkiye tarihinin kırılma noktalarından biri olacak, tarihi bir yürüyüş.

Bu bir milattır.

Gün geçtikçe etkisini daha da arttıracağına inanıyorum.

Adalet yürüyüşünü sonuna kadar desteliyorum.

Kılıçdaroğlu ‘bu bir parti yürüyüşü değildir, adalet isteyen herkes için yürüyoruz’ dedi.

O adalet kelimesinin içinde koskoca bir dünya var aslında.

Sevdiklerimize güvenle ve huzurla sarılabileceğimiz, adil ve özgür bir dünya..

Kılıçdaroğlu’nu hep fiziksel olarak Gandi’ye benzetirdim, düşünsel ve eylemsel olarak ta benziyorlar.

Gandi 1930 yılında İngiliz hakimiyetinden kalan yasaları protesto etmek için,

61 yaşında çıplak ayakla 300 kilometreden fazla yolu yoldaşları ile katetmişti.

Karşıt olduğu şey ülkesine diretilen tuz çıkaramama yasası idi.

Ama o denize ulaşıp bir avuç toprağı eline alarak binlerce insanın sahillere akın edip tuz çıkarmasını sağladı.

Sonunda kendisi ve yoldaşları tutuklandı, ancak yasa iptal oldu ve çok daha büyük bir uyanışı gerisinde bıraktı.

Kılıçdaroğlu İstanbul’dan Ankara’ya yürüse idi daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Çünkü bu adaletsiz ortamın muhatapları Ankara’da.

70 yaşındaki ana muhalefet partisinin lideri 400 küsur kilometre yol yürümesi demek,

yapacak başka hiçbir şeyin kalmadığının ilanıdır.

Ya yürüyecek milyonları peşinizde sürükleyeceksiniz, ya da açlığa yatacaksınız.

Enis Berberoğlu serbest kalsa bile, bu yürüyüşün süreceğini söylemelerine sevindim.

Satılmış, yandaş, havuz medyası üç gündür bu olayı nasıl görmezden geliriz diye çırpınıyor adeta.

Tek dertleri halk bilgilenmesin, halk karanlıkta kalsın.

Bu arada geç kalındı 16 nisanda yürünmeliydi, sarı öküzü vermeyecektik diyenler var.

Geçmişte ‘Baykal gitmeden CHP’ye oy vermem’ diyen kafayla aynı kafa.

16 nisanda yürünseydi halkın karşı karşıya gelme ihtimali vardı.

O gece YSK’ya yürüyenlerle,‘bunlar millet iradesine karşı geliyorlar’

kışkırtmasıyla ile gaza gelenler karşılaşsaydı neler olurdu biliyor musunuz?

O gün denenseydi sonuçları kötü olurdu. Bu ülkede iç savaş çıkardı.

Bu yürüyüş öyle değil işte, propaganda malzemesi yapamazlar,

çünkü talep açık ve net.

Herkes için adalet!

Hem hiçbir eylem geç değildir.

Eylemler erken, geç diye değil, etkili, etkisiz diye ayrılırlar.

Bugün bu yürüyüş çok geç değildir, ama desteklenmezse yarın çok geç olabilir.

Sonlara doğru dışarıdan gelecek provokasyonlara dikkat etmek lazım.

Yürüyüşü küçümsemek, itibarsızlaştırmak ve terörize etmek için ne gerekiyorsa yapacaklardır.

‘Başörtülü bacıma saldırdılar’, ‘Ramazanda içki içtiler’ diyebilirler.

Hatta biraz daha ileri gideyim.

Yürüyenlerin arasına birkaç tane Fethullah ve Apo posteri, PKK bayrağı taşıyan adam sokarlar ve

tüm kanallarda birden canlı yayında gösterdiler mi işlem tamamdır.

Ondan sonra gelsin tomalarla çevik kuvvet, gitsin özel harekat.

Bir grup da İzmir’den destek için yürüyüşe geçmiş.

Bana göre eş zamanlı İstanbul’da olacak şekilde tüm illerden yürünmeliydi.

Ama hala İstanbul’a ulaşıldığında ne olacağı belirsiz.

Bu yürüyüş daha çok şeylere gebe. İnsanları toplarsınız, ama dağıtamazsınız.

Sadece bir teşekkür edilip dağıtılacak olursa çok büyük bir enerji açığa çıkabilir.

Çok büyük bir hayal kırıklığı yaşanabilir.

Hayal kırıklığı yaşayan insanlar bundan sonra seçimlerde oy kullanmaya bile gitmez.

Daha şimdiden somut talepler dillendirilmeye başlanmalıdır.

Her şeye rağmen bu yürüyüşü çok değerli görüyorum.

Oturdukları yerden ‘ne işe yarayacak’ diyenlere de gerçekten çok ifrit oluyorum.

Adalet bakanı 'yargıya kimse müdahale edemez, Türk yargısı bağımsızdır' diye efelendikten bir gün sonra,

üç gün ortalarda görünmeyen AKP genel başkanı,

‘yargı sizi de davet ederse şaşırmayın’ diyerek aba altından sopa göstermeye çalışıyor.

Ayrıca demokratik bir hakkı, kibirli, kibirli kendi bahşettiği bir lütufmuş gibi ilan ediyor.

İşte AKP’nin insan hakları ve demokrasi anlayışı.

Elinizden tutan yok ya haşmetlim, gezide destan yazan o polislere emir verin,

Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere yürüyenlere müdahale etsinler, gözaltına alıp, tutuklasınlar!

Demek ki bu yürüyüş yavaş,yavaş amacına ulaşıyor.

Hoş kalın, İnançla ve Dirençle kalın.

Kemal ÖZCAN-17/06/2017

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500