Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
MUĞLA’NIN GURUR DUYDUĞU FERAYE TÜRKÜSÜ’NÜN KAYNAK KİŞİSİ GALİP BİRGİLİ.
Turgay MUTLU...

MUĞLA’NIN GURUR DUYDUĞU FERAYE TÜRKÜSÜ’NÜN KAYNAK KİŞİSİ GALİP BİRGİLİ.

Bu içerik 2270 kez okundu.

Muğla’da   Türk   Halk  Müziğini  öne  çıkaran  besteci   Galip   Birgili’yi,  25  Mayıs  Perşembe   akşamı  Gazi    Mustafa   Kemal   Atatürk   Kültür   Merkezi’nde   andık.  Ruhu  şad   olsun. Güzel  bir  akşamdı. Büyük  bir  keyif   aldık. Emeği   geçenleri,  en  başta  Mehtap   Birgili   olmak   üzere   tüm  sanatçı   dostlarımızı, Birgili  Ailesini, Hüseyin   İlker   Altınsoy’u, Muğla  Sanatseverler   Derneğini    ve    Menteşe   Belediyesini   kutluyorum. Gecenin   sürpriz   ismi    kendine   has  yorumuyla, elindeki   süpürgesini  sözüm  ona  saz  aleti   gibiymiş   gibi  yapıp  da   çalan   ve   güzel   sesiyle     Sabahattin   Şanlı  idi. Diğer   sanatçılarımızı   birçok  kez   dinlemiş tim  ve   izlemiştim  ama   Sabahattin  Şanlı’yı  ilk  kez  dinleme şansım oldu. Ünal   Türkeş, Sabahattin  Şanlı’yı   sahnede    görünce   irkildi, heyecanlandı   ve  kendini   tutamayarak   ‘’Sabahattin!’’ diye   seslendi. Yaptığı   katkıdan  dolayı   etkinliğin   sonunda Ünal   Türkeş’in   elinden  teşekkür  belgesi  aldı.  Ayrıca   Sabahattin  bey,  zeybek   oynadı. Geceden   mutlu  bir   şekilde   ayrıldığından    eminim. Muğla’mızın   güzel  türkülerini   Galip   Birgili  sayesinde  tekrardan   dinleme   fırsatı   yakaladık, ruhumuzu   besledik.

Mehtap   Hanım,  etkinliğin   sonunda  dedesi    Galip   Birgili  ve   ailesi   hakkında   açıklamalarda   bulunarak   geceye  katılan   tüm   dostlarına  ve  emeği  geçenlere   teşekkür   konuşması  yaptı.

Konuşmasında  şunları   söyledi:

‘’Galip   Birgili’nin   en   küçük   çocuğu   rahmetli   Harun    Birgili’nin   kızıyım.  Dedem    Galip   Birgili, 1947   yılında   vefat   ettiğinden   yaşımız   itibariyle,  ne  annem   ne  de  ben   dedemle   reel   dünyada    karşılaşamadık. Babacığım  askerliğini    yaparken    vefat   etmiş   dedeciğim. Yani   babam  20  yaşında  iken   ebedi   istirahatına   çekilmiş.

Tüm   çocuklarına   düşkünmüş   ama   babamın   doğumu   dedemin   olgunluk   ve   emeklilik  dönemine   rastladığından   ilişkileri   çok  yoğunmuş. Diğer   kardeşlerine   göre   babam   babasıyla  daha  az  süreci   birlikte  geçirmiş   ama   dedemin  babam   üzerinde   bıraktığı   iz, ruhsal   katmanlarını   derinden   etkilemiş. Doğal   olarak   tek  çocuğu   olduğumdan  mı   bilinmez,  babacığım  da   beni   dedemin   engin    bilgi  deryasından   besleyerek   büyüttü. Böylesi   bir  babaya  doymak   kolay   değildi   lakin   kader, onu  benden   17   yaşındayken   aldı.

Babam  da   ben  de  Galip  dedemin   Karşıyaka  Mahallesi, Değirmen  dere   mevkiindeki   şahin   tepesi  misali  evinde  doğduk. Yeşilin   tonlarını   yansıtan  yağlı   boyalı   evimizin   iklimi   ruhsal   gelişimimizin  kaynağı   niteliğindeydi. Şehir   aşağı   doğru   geliştiği  halde   evimizi   bırakıp  gidemedik. Ta  ki   üniversitede   okurken   şehir  değiştirmek   gerekeceği   yönündeki  planlamaya  kadar. Dedemin  babamın  ve   benim  yaşamaya   doymadığımız  eve  gelince;  radyomuz   sabah  kalkar   kalkmaz   açılırdı. Günün   ilerleyen   saatlerinde  gramofon  ve   pikap   çalınırdı.  Rahmetli  halam   Neriman   Algan’ın   udundan   dökülen   namelerle   ninni   dinlediğimi   bilirim. Evin  doğasıyla   müzik    adeta  iç   içeydi. Evimizin   sağı  ve  solu  dere   konumu   nedeniyle  daima   hafifçe   esen   rüzgar  teninizi   okşar, varlığınızın  değerini   hatırlatır, aldığınız   nefesin   kıymetini  dillendirirdi. Babamın   annemle   evlendiğinde   kurduğu   çelik  halatlı   bir  salıncak  vardı. Neredeyse   zamanımın   çoğu   o   salıncakta   geçerdi. Çam   kozalağına   bağladığım   iple   yaptığım   sözüm  ona mikrofonu   ağzıma  yaklaştırır, avazım   çıktıkça    şarkı   söylerdim. Radyoda, gramofonda  ya  da  pikapta  çalan  şarkılar  hafızamda  yer   ederdi. Halam   makamlara  sadık   kaldığımı   da  söylerdi  ama   babacığım   şarkı  söylemem   yerine   müzik  aleti   çalmamı     arzu   ederdi.’’

Mehtap   Hanım , dedesi  Galip  Birgili’nin   yaşadığı  evin  bir  ölçüde   rehberliğini  yaparak  bizlere  çocukluğunu  da   anlattı. Galip  Birgili,  aslında  tam   olarak   araştırılmadığı   için  ne  kadar  eser  ürettiği de  meçhul?  Bence   geniş  kapsamlı  bir  araştırmayla  birçok  eseri  ortaya  çıkar.  Bizim   bildiğimiz   Bağlamam   Var  Üç   Telli,  Muğla   Zeybeği  ve   Ferayedir   Kızın  Adı   ( Ferahi)  türkülerinin  kaynak  kişisi  Galip   Birgili’nin  toprağı  bol   olsun. Muğlalı  olarak  Muğla’mızın  değerli  bestecisiyle    her  daim   gurur   duyacağız. Mehtap  Birgili, dedesiyle   her  ne  kadar  övünse   yeridir. Dedesiyle  ilgili   çalışmalar  yapmaktadır. Umarım  gelecekte   daha  iyi  sonuçlara  ulaşır  da  bizler de  hep  beraber  aydınlanırız. Mehtap   Birgili’ye  başarılar   diliyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500