Advert
Advert
Advert
“Post-Truth”: Doğru Olarak Anlatılanın Gerçek Olmaması Sorunu
Erhan AYAZ...

“Post-Truth”: Doğru Olarak Anlatılanın Gerçek Olmaması Sorunu

Bu içerik 2802 kez okundu.

Artık fırsat bularak yazabildiğim her köşe yazısının başlangıcını benzer cümleler oluşturmakta. Bu cümlelerde bu yılki yoğunluğumdan dolayı yerel gazetelerimizdeki yazılarımın haftalar ilerledikçe seyrek hale gelmesinin verdiği mahcubiyeti tasvir eder cümleler oluyor.  Neyse ki bundan sonra kendi kendime verdiğim sözü sizlerle de paylaşarak, mümkün oldukça önceki yıllarda olduğu gibi, her hafta aksatmadan görüşlerimi sizlerle paylaşmak amacındayım.

Son yazımda birkaç Avrupa ülkesine yaptığım ziyaretlerdeki gözlemlerimi paylaşmış ve sırada İngiltere ziyaretimden izlenimler paylaşacağımdan bahsetmiştim. Bu yazımda Türkiye’deki referandum süresince yükselen Avrupa karşıtlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB müzakerelerini referanduma götürebileceklerinin sinyalini veren konuşmasını Büyük Britanya’da gerçekleşen BREXIT (Yani Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması) üzeriden birkaç değerlendirmeye çalışacağım.

Türkiye’de Avrupa kuşkuculuğu ve Avrupa karşıtlığının mazisi baya eskilere dayansa da aynı mazi de bir Batılılaşma hareketi vardır. Bir paradoks gibi görünen bu gerçeklik Türkiye’nin 20.yy siyasetinin belirleyicisi olmuştur. Türkiye modernleşme ve demokratikleşme süreci Batılı değerlerin laiklik temelinde içselleştirilmesi üzerinden ilerleme çabası içindedir. Bu açıdan analiz edildiğinde Avrupa karşıtlığı sürecimiz demokrasinin beşiği olarak ders kitaplarında anlattığımız, temelleri 1215 Magna Cartaya giden Büyük Britanya’nın Avrupa karşıtlığından farklıdır. Fakat bu konu ile ilgili yeni bir akademik çalışma üzerinde durduğum şu günlerde rahatlıkla söylemem mümkün olabilir ki konunun günümüz popülizm çağında benzer yanları çoktur.

Popülizm ABD’den Büyük Britanya’ya, Macaristan’a, Hollanda’ya, Fransa’ya, Almanya’ya vb. birçok ülkenin siyasetinin ana belirleyici unsuru olmuştur. Ünlü Oxford Sözlüğü her yıl bir kelimeyi yılın kelimesi seçer. Daha önce “tweet”, “selfie” gibi kelimeleri yılın kelimesi seçmiş olan sözlük bu yıl “post-truth” kelimesini yılın kelimesi olarak belirledi. Türkçesini “gerçeklik sonrası” olarak yapabileceğim kelimenin anlam ifade ettiği durum ise “doğru olarak anlatılanın gerçek olmaması” sorunsalıdır. Aslında gerçekliği anlamsızlaştıran bu durum maalesef dünyanın yeni gerçekliği ve bizleri büyük bir krize doğru götürmektedir. Bu arada 16 Nisan referandum kararını ve tartışmalarını bu yılın kelimesi üzerine değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Konumuza dönecek olursam Birleşik Krallık, Fransa, Macaristan ya da Türkiye’de fark etmeksizin sistem ve siyaset büyük bir bölünmüşlük üzerinden ilerliyor. Küreselleşme kavramı çok tartışmalı bir kavram olsa da günümüz dünya siyasetinde küreselleşmeyi ve liberal değerleri benimseyenler ve benimsemeyenler üzerinden yaşanan bu bölünmüşlük Türkiye’de dindar-laik, Avrupa’da Hıristiyan-Müslüman tartışması üzerinde devam eden göçmen karşıtlığıyla zirve yapıyor. Bir sonraki yazıda detaylı şekilde anlatmaya çalışacağım gibi yapılaması gereken küreselleşmeyi sadece kazananların bir aracı olmaktan çıkarıp, sistemi tıkanmaya doğru götüren kitleleri daha açık ve toleranslı insanlar haline getirmenin yollarını aramalıyız.  Ülkemiz için bu durum çok yakın gelecek için ne kadar makul bir senaryo olduğu yapılacak bilimsel çalışmaların başarılığıyla doğru orantılıdır. Bu açıdan eğitim çok önemli yer tutmaktadır ki kendini en elit sanan kitlelerin dahi kitap okuma, günceli ve doğru olanı takip etme alışkanlıklarının neredeyse sıfır olduğu ülkede bunu nasıl yapacağız sorunu bir sosyal bilimci olarak yanıt bulmakta çok zorlandığım bir sorudur.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500