Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
​BİR MİMAR ANLATIYOR: KATİL PARKLAR!
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

​BİR MİMAR ANLATIYOR: KATİL PARKLAR!

Bu içerik 2362 kez okundu.

Başta Rotterdam olmak üzere, şehirlerinin çoğunun bombalanıp yağmalandığı Hollanda’da, ekonomik sıkıntılar ve yokluklar devam etse de İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde yeniden inşa ve iyileştirme projeleri hızla hayata geçirilmeye başlanmıştı. Bu projelerden biri, savaş sonrası doğan neslin ve belki de tüm ulusun geleceğini etkileyecek mütevazı ama oldukça etkili olan çocuk oyun alanları projesiydi.

Konut kıtlığı ve yetersiz altyapının yanı sıra, savaş sonrası gelen psikolojik ferahlama ile hızla artan çocuk nüfusu için Hollanda şehirlerinde; ne evlerde ne de dışarıda oynayacak hiç yer yoktu. Amsterdam Belediyesi’nde çalışan 28 yaşındaki mimar Aldo Van Eyck’a, 1947 yılında bu sorunu çözme görevi verildi. Eyck, 30 yıl boyunca Amsterdam’ın tüm mahallelerinde, artık alanlarda 700’den fazla oyun alanı tasarladı. Eyck’in başarısının ardında, çocukların yaratıcılığını tetikleyecek basitliği yakalaması yatar.

Van Eyck’ın ilk tasarımı, köşeleri yuvarlatılmış dikdörtgen bir kum havuzu içinde dört silindir taş ve çocukların asılabileceği borulardan yapılmış basit çerçevelerden ve kum havuzun etrafında yer alan beş tane banktan oluşuyordu. Bu alanın kullanımı o kadar benimsendi ki Van Eyck, bundan sonra yaptığı 700’den fazla alanda hep bu basitliği geliştirerek, tektonik geometrik formları kullandı. Oyun alanları, sert peyzaj elamanları, orada mevcut ağaç ve bitkiler dışında başka elemanlar içermiyordu. Van Eyck’ın başarısı, bu tektonik elemanları hiyerarşik olmayan bir düzende ama birbirleriyle ilişki kurabilecek şekilde yerleştirebilmesinde yatıyordu. Ürettiği tasarımlar, çocukların yaratıcılıklarını kullanmalarını teşvik edecek şekilde sade ve nötrdü. Borulardan yapılmış kubbe formunda bir eleman tırmanma tepesi olabildiği gibi üstüne atılan eski bir halıyla içine girilebilecek kulübeye dönüşebiliyordu. Tasarım yolu ile hiçbir senaryo dikte edilmediği için çocuklar kendi hikâyelerini ve oyunlarını kendileri icat ediyorlardı.

Van Eyck’a göre tüm şehir, gizli sürprizler içeren, yaratıcılığı teşvik edecek bir oyun alanı gibi olmalıydı. “Oyun Alanları ve Kent” adlı kitapta Van Eyck’ın, “çocuklar düşünülmeden yapıldıysa, orası yetişkin vatandaşlar için de uygun değildir, o zaman zaten iyi bir şehir değildir” sözüne yer verilir.

Kauçuk esaslı sentetik zemine monte edilmiş birbirleriyle ilişkisi hiç düşünülmemiş onlarca oyun aletinde, çocukların eğlendiğini sanıyoruz. Aslında belki sadece vakit geçiriyorlar. Her alet salt bir hareketi yapmaya programlanmış durumda: kaydırak kaymak, tahterevalliyi hareket ettirmek, salıncak sallanmak için. Van Eyck’a göre oyun alanlarındaki nesneler değil, çocuklar hareket etmeliydi. Bu yüzden atlama taşları, tırmanma çubukları, borulardan mamul kubbeler, kum havuzları yeterliydi. Bu nesneler çocukların hayal gücü ile birleştiğinde, kâh bir Eskimo iglosu, kâh bir korsan gemisi olabiliyordu.

Belediyeler kataloglardan seçtikleri, yeni güvenlik standartlarına göre üretilmiş renkli plastik aletleri satın alıp parkların bir köşesine kauçuk zemin üstüne monte edince çocuklar için bir hizmet yaptıklarını sanıyorlar. Oysa bu parklar, çocukların yaratıcılıklarını öldüren, hayal güçlerini dizginleyen katil parklar.
Endüstriyel tasarımcıların, mimarların sayısının bu kadar arttığı bir dönemde belediyelerin çocuk pedagojisine uygun, yaratıcılığı teşvik edecek parklar tasarlayıp inşa ettirecek tasarımcılara ulaşamaması bir bahane olamaz. Ancak en azından çocuk oyun parkları konusunda belediyeleri zorlayacak, ufuk açıcı yaklaşımların, tasarımcılar tarafından başlatılması gerekiyor.

Kaynak: Ömer Kanıpak, www.omerkanipak.com, 15.12.2014

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500