Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
​DİL EDEBİYATI, EDEBİYAT DA DÜNYAYI KURAR!
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

​DİL EDEBİYATI, EDEBİYAT DA DÜNYAYI KURAR!

Bu içerik 1670 kez okundu.

Öykü ve roman yazarı ama daha çok öyküleriyle tanınan Hasan Özkılıç, kendisiyle yapılan bir röportajda(Ümran Avcı, Habertürk, 14.1.2013); Dilin edebiyatı, edebiyatın da yeni dünyalar kurduğunu söyledi.

Soru: Kendi internet sitenizde, “Dil edebiyatı, edebiyat dünyayı kurar” diyorsunuz. Edebiyat/kurmaca bu kadar iddialı bir gerçek mi, bu kadar etkili mi?
Yanıt: Geçmişi, insanlık tarihini, en doğru biçimiyle, genel anlamda sanattan, özel anlamda da edebi metinlerden öğreniriz daha çok. Sanatın, edebiyatın olmadığı bir dünyada, resmi tarihin anlattıklarıyla, çarpıttıklarıyla doğrulardan çok uzak olurduk, diye düşünüyorum. Homeros’un İlyada’sını, Odysseia’ını düşünün… Bu iki büyük destan yazılmasaydı o dönemi kim bize doğru düzgün aktarırdı. Sonrası, Cervantes’in Don Kişot’u, Shakespeare’nın yazdıkları, Binbir Gece Masalları, Yunus Emre, Pir Sultan, Karacaoğlan… Şu an aklıma gelmeyen onlarca klasik; destan, roman, oyun, şiir, öykü…  Böyle baktığımızda, sanki “Dil edebiyatı, edebiyat dünyayı kurar” sözünün çok da iddialı olmadığını düşünüyorum.   

xxx

Her yazar veya yazı, içinde bulunduğu an’ın, zamanın tanığıdır. Yazmak; bir eylem biçimi, bir tutkudur. Yazılı olan her şey kayda geçer, birçok yeni yazın eserine kaynaklık ve tarihe tanıklık eder. Yazının ilk bölümünde Hasan Özkılıç’ın sözünü ettiği eserler ve eser sahipleri olmasa, bizim geçmişi anlamamız ve buradan hareketle yeni düşünceler geliştirebilmemiz mümkün ol(a)mazdı. Resmi tarihler, bize geçmişin gerçekliklerini tam olarak yansıtmıyor. Gerçek olmayan bilgilerden hareketle yapılan siyasi/toplumsal ve sosyal çözümlemeler de sağlıklı olamıyor… Yaşadığımız topluma ilişkin yazılan her şey; yeni bir eserin gıdası, besleyicisi olur, geçmişe ışık tutar.

Bir yerin tanıtımımda edebi eserler daha çok etkili oluyor. İnsanlar Çukurova’yı Yaşar Kemal’in romanlarıyla, Harran yöresini Bekir Yıldız’ın öyküleriyle, Burdur yöresini Fakir Baykurt’un roman ve öyküleriyle, Bodrum’u Halikarnas Balıkçısı(Cevat Şakir)’nın eserleriyle tanımadı mı? Her eser; yazarının, yaşadığı yerle ilgili bir izdüşümüdür… Bu, doğup büyüdüğü yer veya başka kentler, köyler ve oralara ilişkin yaşam biçimleri olur.

xxx

Hayat bize, yazmayı emrediyor. Bir kentin tarihini-kültürünü, işçilerin üretimden kaynaklanan güç ve sorunlarını, tarımın yapılış ve işlenişi, yaşamın çelişkileri içinde acı çeken insanları ve daha nice konular… Her yazılan, bugünden yarına bırakılan bir tanıklıktır. Milaslı Arkeolog Prof. Dr. Aşkidil Akarca’nın Turan Akarca’yla birlikte 1950 yılında yazdıkları ‘Milas’ kitabı o günden bugüne kadar yüzlerce tez’e, araştırmaya kaynaklık etti. Halen de etmeye devam ediyor. Örneğin benim yazdıklarımdan, “Milas Kentimiz, Sevdamız ve Hüznümüz Bizim” isimli kitap, Yonca Eldener tarafından yazılan ‘Göbekli Tepe Muhafızı’ isimli romanın Milas ayağının kurgulanmasına kaynaklık etti.

xxx

Örneğin zeytini ve zeytinyağını yazmalı, bu konuda edebiyatımızda bir kültürel zenginlik yaratmalıyız. Zeytinyağının insan sağlığı için çok yararlı olduğunu şiir, öykü ve romanlara konu ederek anlatabilmeliyiz. Edebiyat, yaratıcıdır, hayal dünyamızın geliştiricisi ve daha güzel yaşamlar için bize fikir verir... Zeytindostu Derneği, bu yıl ilk olarak zeytinde bir kültür yaratmak için şiir ve öykü yarışması düzenledi. Bu yarışmaya, ‘bilginin, öykü tekniğiyle aktarımı’ yöntemini temel alan “Zeytinyağının Bilince Akışı” başlıklı öyküyle katıldım… Öyküm, “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500