Advert
Advert
Advert
​TERÖRLE YAŞAMAYA ALIŞMAK MÜMKÜN MÜ?
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

​TERÖRLE YAŞAMAYA ALIŞMAK MÜMKÜN MÜ?

Bu içerik 1161 kez okundu.

Ülkemiz, canlı bomba eylemleriyle adeta kan gölüne döndü. Çocuklar da dahil olmak üzere, bir çok masum insan, bu saldırılarda yaşamını yitirdi. İnsanlar tedirgin, insanlar huzursuz ve hiç kimsenin yarına çıkacağına dair bir güvencesi, yaşama şansı yok! İnsanlar yolda, çarşıda yürürken tedirgin, ürkek ve korku içinde. Her an bir bombalı saldırı olabilir paniği ve kuşkusu var insanlarda.

Dünü hatırlamak, unutturmamak için, ülkemizdeki canlı bomba eylemlerini şöyle bir hatırlayalım: 11 Mayıs 2013’de Hatay-Reyhanlı’da düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda 52 kişi öldü. 20 Temmuz 2015’de Suruç’ta 33, 10 Ekim 2015’de Ankara’daki barış mitinginde 102, 17 Şubat 2016’da Ankara’da askeri servis araçlarına yapılan saldırıda 29, 13 Mart 2016’da Ankara Kızılay’daki patlamada 35 ve 19 Mart 2016’da İstanbul-İstiklal Caddesindeki patlamada ise 4 kişi yaşamını yitirdi. Bu eylemlerde ölen insan sayısı 255.

Ülkemizde 1984 yılından bu yana bir iç savaş yaşanıyor. Bu iç savaşta bugüne kadar asker-polis ve sivil olmak üzere 50 bin’e yakın insan öldü. ‘Barış Süreci’nin sona ermesiyle, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ise Doğu ve Güneydoğu’daki çatışma yoğunluğu daha da arttı. Çatışmaların olduğu kentler harabeye döndü… Terör hedef gözetmiyor ve insanların en kutsal hakları olan yaşam hakkını, ellerinden alıyor.

Buraya kadar yazılanlar; bir Türkiye fotoğrafıydı…

Son canlı bomba olaylarından sonra bazı çokbilmiş(!) köşe yazarları; “Türkiye terörle yaşamaya alışmalıdır” şeklinde açıklama yaptılar. Bu şekilde bir algı yaratılarak, bu olayların sıradan ve basit olaylarmış gibi sunulmaya çalışılması; akıl ve vicdan dışı bir durumdur. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve o acıları, onu yaşayanlar bilir. Hariçten gazel okuması, kolay!

Canlı bomba faillerinin kimlikleri hemen tespit edilebiliyor. Bu eylemlerin olacağı önceden biliniyor. ABD ve Almanya, saldırı öncesinde kendi vatandaşlarını uyarıyor, “şu gün saldırı olabilir” diye. Yabancı ülke istihbaratları bu konuda uyanık davranırken bizim istihbarat birimlerimiz neden onlar kadar hassas davranmıyor bu karmaşa içinde. 12 Eylül 1980 öncesinde solcuların nefes alışverişini takip eden istihbarat birimleri, özellikle 2000’li yıllardan sonra neden görevlerini yapmaktan aciz hale geldiler? 2012-2015 barış görüşmeleri sürecinde, birçok asker-polis ve sivilin ölmesine neden olan; yollara tonlarca bomba yerleştirilirken, hendekler kazılırken ve silah yığınakları yapılırken; istihbarat birimleri neredeydi?

1 Kasım seçimlerinde, seçmen çoğunluğu, istikrar için oy isteyen AKP’ye, tek başına hükümet kurma olanağı yarattı. İstikrarın ve huzurun sağlanması, toplumsal barışın yaratılmasıyla mümkündür. Kutuplaşma yaratıcı açıklamalar, ötekileştirici tutumlar, ‘ben yaptım oldu’ türü anlayışlar; toplumsal barışın önündeki en büyük engeldir. Hükümet, ülke bütünlüğü ve barış ortamının yaratılması için tüm demokrasi güçlerini dinlemeli, önerilerini dikkate almalıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğü, kısıtlanmamalıdır.

Bir alıntı: “Türkiye toprakları, birden fazla örgütün ve istihbarat örgütlerinin oyun alanına dönmek üzeredir. Bunun adı net bir şekilde Ortadoğululaşmadır. Eğer Ortadoğululaşma, siyasetin bütünüyle bir şiddet ve ölüm siyasetine dönüşmesi demekse; ihtiyacımız olan şey bunun karşısına bir yaşam siyasetiyle çıkmak, yaşamı savunan bir siyaseti var etmektir. Bunu yapamazsak, ‘Kızılay’dan sonrası tufan’ olacak, memleketin bir ölüm coğrafyasına ve koca bir mezarlığa dönüşmesini de engelleyemeyeceğiz demektir.”(Fatih Yaşlı, BiRGün, 20.3.2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500