Advert
Advert
Advert
LAİKLİĞİ, SAVUNMAK GEREKİR!
Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ...

LAİKLİĞİ, SAVUNMAK GEREKİR!

Bu içerik 949 kez okundu.

BiRGün yazarı Fatih Yaşlı’nın yazısı:

Sonda söyleyeceğimiz şeyi başta söyleyelim önce: “Laiklik artık yaşam tarzı değil, bizzat yaşamın ta kendisidir bu ülkede ve mesele yaşam tarzını savunmanın çok ötesine geçip, yaşamı savunma noktasına kesin olarak gelmiş durumdadır.”

15 Temmuz, dini bir örgütün, iktidarı ele geçirmek için başka bir dini örgüte karşı gerçekleştirdiği bir kalkışmaydı, üstelik bu iki örgüt uzun yıllar koalisyon ortağı gibi hareket etmişler, dinsel bir rejim kurma projesini birlikte gerçekleştirmişlerdi. 15 Temmuz, siyasal İslam’ın Türkiye’yi nasıl hayati bir felakete sürüklediğinin en somut göstergesiydi, üzeri planlı programlı bir şekilde örtüldü.

Evet, 15 Temmuz sonrası Türkiye darbeye dair her şeyi konuştu ama konuşulması istenmeyen şey tam da buydu: Solla mücadele adına açılan kapılardan giren tarikatların, cemaatlerin devleti adım adım nasıl ele geçirdikleri, dinin siyasete nasıl sızdığı, toplumsal yaşamın nasıl dinselleştirildiği ve 15 Temmuz’un bunun sonucu olduğu gizlenmek, saklanmak istendi.

Ve şimdi, Reina katliamının ardından, bundan daha şiddetli, daha katmerli bir propaganda ile karşı karşıyayız. Tüm bu olup bitenin, siyasal İslam’la ve dinselleşme politikaları ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve laikliğe yönelik gerici saldırının bir parçasını olmadığını düşünmesi isteniyor toplumdan. “Laikliği savunmak gerekir diyenler; terörist, vatan haini, iç düşman, bölücü ilan ediliyor; “Mahallelerimize cihatçıları sokmayacağız” diyen gençler tutuklanıyor ve cezaevine konuluyor.

Oysa “radikal İslam” denilen şeyin “ılımlı İslam” bataklığında yetiştiği biliniyor. Müslüman Kardeşler’in Türkiye mümessilliğini üstlenenlerin, İhvan kuşakları rejiminin hamiliğine soyunanların, hilafet rüyası görenlerin, Suriye’de rejimi değiştirmeye kalkanların, sınırları cihatçılara açanların, yaralılarını hastanelerde tedavi edenlerin yarattığı bir canavar bu ve şimdi bir bumerang misali dönüp burayı vuruyor, bedelini ise bütün bir halk ödüyor.

IŞİD, siyasal İslam’ın Türkiye ajandasını bildiği için kendi açısından hep doğru yere saldırıyor; Suruç ve 10 Ekim’de olduğu gibi sosyalistleri, ilericileri katlediyor, Kürt düğünlerine saldırıyor, havalimanlarında dış hatları hedef alıyor, eğlence mekânlarında katliam yapıyor. Çünkü tüm bu hedeflerin dinselleştirme politikalarına maruz kalan bir toplumda alıcısının olduğunu görüyor, bu saldırıları memnuniyetle karşılayan ciddi bir toplamın şekillenmekte olduğunu biliyor.

Bu yüzden Noel Baba’nın kafasına silah dayandığı, gazete manşetlerinde “Kutlamayın” uyarılarının yapıldığı, Diyanet’in “gayrimeşru” hutbeleri okuttuğu bir ortamda, kadınlı erkekli eğlenen, içki içen, dans eden insanlara saldırıyor, yılbaşı kutlamalarını kana buluyor ve yanılmıyor. Çünkü sahiden de katliamı sevinçle karşılayan, destekleyen, “Oh olsun” diyen bir kesim, anında varlığını belli ediyor, anında ses veriyor ve buraya bakarak dinsel radikalleşmenin boyutlarının nereye vardığı ve nereye varacağı kolaylıkla görülebiliyor.

Yine de her şey bitmiş değil, yine de “Yenildik, yapacak bir şey kalmadı” diyecek bir durumda değiliz. Laikliğin yaşam tarzının ötesinde bizzat yaşamın ta kendisi haline geldiği, laikliği ölmemek için savunmak zorunda olduğumuz zamanlardayız ve insanca bir yaşam isteyen, kendisinin ve çocuklarının geleceğinden endişelenen çok büyük bir toplam var bu ülkede. O toplama seslenecek kanalları bulmak zorundayız. Başka bir çaremiz yok, buradayız. (BiRGün, 08.01.2017 )

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500