Advert
Advert
Hülya’dan Şeyma’ya  “Akıllı Kadın” geleneği ve Naciye’nin Şansı
Ali GENÇOĞLU...

Hülya’dan Şeyma’ya “Akıllı Kadın” geleneği ve Naciye’nin Şansı

Bu içerik 293 kez okundu.

Küçüklüğüm ve ergenliğim televizyon egemenliğinde geçti. Evimizde her dakika televizyon izlenirdi, her dakika…

Ana haberlerle birlikte hatırladığım şeyler diziler ve dizilerin arkasından yetişen magazin programlarıdır. Hatta hafta sonu kahvaltı masasından izlediğimiz magazin programlarının jenerik müziğini unutmam mümkün değil.

Üniversite için evden ayrılana kadar ailemle birlikte on sene kadar bir illüzyonda yaşamıştık sanırım. Bu illüzyonun başkahramanlarından biri Hülya Avşar’dı. Televizyondaki tüm erkeklerin Türkiye’nin en güzel kadını olduğu konusunda hem fikir olduğu biriydi. Yaşım onun aşk hikâyelerini televizyondan izlemeye çok yetmedi. Daha çok Kaya Çilingiroğlu ile birlikteliğini ve birkaç aylık hamileyken onunla Paris’te evlendiğini hatırlıyorum.

Hatırladığım asıl önemli şey ise annemin onu hep akıllı bir kadın olarak görmesiydi. Benim için o zaman akıllılık tabiri eğitimle endeksli bir şey olduğu için uzun bir süre akıllılık aradım durdum ama bulamadım. Sonra baktım ki onu akıllı bulan tek kişi annem değildi. Güne gelen giden tüm kadınlar benzer bir fikre sahipti. Ve en sonunda da asıl darbeyi liseyi bitirmeye yakın kız arkadaşımın evinde yedim. Gözümde oldukça farklı yerde olan (aslında aile olarak çok farklı yerdeydiler sanırım) kız arkadaşımın annesi diyaloğumuzun bir yerinde –konu oraya nasıl geldi bilmiyorum- Hülya Avşar’ın çok akıllı olduğunu söylemişti. İkna olmuştum ki “o” akıllıydı (Bizim evde onun bu zekâsının karşı kutbuna yerleştirilen, onun kadar akıllı davranmayan bir başka figür daha vardı: Sibel Can).

Ona akıllı diyenlerin hepsinin “ev hanımı” olması tesadüf müydü bilmiyorum ama Hülya Avşar tılsımının arkasında yatan şey “ev hanımları” için bir rol model olmasıydı zannediyorum. Zira anneme neden akıllı diye her sorduğumda tutarlı bir şekilde aynı yanıtı almıştım: “çok akıllı bir evlilik yaptı, kaliteli ve zengin bir aileyle evlendi”.

Aileyle evlenmek… Hoş son açıklamasındaki “âşık olacağım adamın benden güçlü olması lazım. Başka türlü yürümüyor! Başarılara imza atan, para kazanan, spor yapan bir erkek olmalı” ifadesi aslında aileyle evlenmenin ne demek olduğunu gösteriyor gibi.  

Sibel Can ise ona nazaran iyi bir evlilik yapmamıştı, parayı o kazanmıştı adam yemişti, annemin tabiriyle para yedirmişti. Dahası Sibel Can’ın bir işi vardı. Sesi güzeldi ve para kazanıyordu. Hülya Avşar ise hiçbir şey olamayan bir başarısızlık abidesiydi. Ancak neredeyse karşılaştığım bütün “anneler” için zeki olan oydu.

Avşar, kendilerini erkeğin insafına terk eden sistemin içindeki bütün kadın ev içi emekçilerinin kendileri üstündeki erkek egemen sistemden ve bunların somut göstergeleri olan kocalarından bilinçaltlarında aldıkları intikamdı bence.

“Kaliteli aileyle” evlenerek ve çocuk yaparak kendini garanti altına almış ve sonra da yalnız bir kadın olarak kendini var etmişti. Onun –zekâsıyla ördüğü- külkedisi benzeri hikâyesini ekranlarda görmek, onun şımarmasıyla şımarmak o dönemin genç ev hanımları için muazzam bir şey olsa gerek. Onun hemen hemen hepsi başarısızlık hikâyesine dönse de oyunculuktan, şarkıcılıktan şov programcılığına kadar yapıp bozduklarını izlemek büyük zevkti sanırım. Hazzı veren şey; en fazla onlar kadar iyi olan birinin televizyondaki varlığının bizzat kendisiydi. Televizyonlu senelerde “Avşar Kızı” popülist bir külttü ve kendini onunla özdeşleştirenler kenara çekildikçe eskidi.

Hikayeyi bugüne taşıdığımızda ise karşımıza annesinin “her zaman bir hedef belirlemiştir kendine. Hedefine ulaştığı zaman da tamam demiştir” dediği Şeyma Subaşı çıkıyor.

Kocasından başlarda sakladığı hamileliği, nihai olarak alfa erkekle evlenmesi –Avşar’ın yeniden ortaya çıkışıyla Şeyma’nın ortaya çıkışının bu noktada kesişmesi de bir tuhaf rastlantı olsa gerek-  ve sonunda yalnız bir kadın olarak sağa sola çarpa çarpa da olsa kendini var etme çabası…

Yeteneksizlik, başarısızlık, aynı… Sadece zamanın ruhu gereği elinde bir üniversite diploması, sosyal medya fenomenliği, İngilizcesi, hemen yapılan estetikler ve kafe işletmeciliği var.

Elimde Hülya Avşar kadar veri olmasa da onunla uğraşan, onun zekâsıyla alay eden Ahmet Hakan, Cüneyt Özdemir gibilerin olması onunla kendini özdeşleştiren milyonlarca kişide, zamanında Hülya Avşar izleyenlere benzer bir haz uyandırıyordur diye tahmin ediyorum. En fazla kendileri kadar iyi olduğunu düşündükleri Şeyma’nın değil de aslında ona laf atan egoist erkeklerin gündemde kalmak için bu polemiklere ihtiyaçları olduğunu bilmenin hazzı paha biçilmezdir bence.

Çağımız popülizm çağı ve Avşar’ın açtığı bu akıllı kadın kapısından son ve en güçlü giren kült ise Subaşı.

Peki Naciye? Bu erkek egemen analizi yine Türk sinemasının en ataerkil filmlerinin yönetmeni Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı Düşman filmindeki Naciye ile bitirmek istiyorum.  Naciye zengin olmak, sefaletten kurtulmak, güzel bir buruna sahip olmak, televizyonlardaki kadınlar gibi şöhret olmak istiyor. Sonunda İstanbul’a kaçıyor Naciye. En az televizyonlardaki kadar zeki olan Naciye “akıllı kadın” olmak istiyor.     

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500