Advert
Advert
Yenin Artık Şu Bencilliğinizi!
Yüksel IŞIK

Yenin Artık Şu Bencilliğinizi!

Bu içerik 146 kez okundu.

 “Saraya bir CHP’li gitti ve Cumhurbaşkanı Ona ‘Senin CHP Genel Başkanı olman lazım, biz de elimizden ne geliyorsa yaparız’” dediğine ilişkin haberi duyduğumda, “bu kadar çaresizler mi?” diye düşünmüştüm.

Haberin tümüyle kapalı kapılar ardında üretildiğine ve asparagas olduğuna o kadar emindim ki bu gibi durumları olduğu gibi resmettiğine inandığım bir Meksika atasözünü paylaşmıştım.

O söz şöyleydi:

“Biri size güneşi gösterdiğinde parmağın ucuna bakarsanız yanılırsınız. Parmağın ucunda gerçeği göremezsiniz. Eğer güneşe bakarsanız, yine yanılırsınız. Gözleriniz kamaşır, gerçeği göremezsiniz. Gerçek, parmağın ucuyla güneş arasında uçan güvercindir.”

GÜVERCİNE ODAKLANMAK!

Ardından, gözlerin CHP’ye değil, Cumhurbaşkanına çevrilmesi gerektiğini; Cumhurbaşkanının da, böyle bir konuşma yapıp yapmadığını açıklaması gerektiğini yazmıştım.

“Çünkü her ne kadar Turan’ın yazılarının odağında CHP varsa da haberin bilinen öznesi Cumhurbaşkanıdır.
Cumhurbaşkanı böyle bir görüşme yapmış mıdır? Yapmışsa ilgili kişiye yukarıdaki cümleyi söylemiş midir? söylemişse ‘adını açıklamayan kişi’ üzerinden kamuoyunun öğrenmesini istemiş midir
?”

Haberin çıkışının ertesi günü, İsmail Küçükkaya’nın programına çıkan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, kendisine sorulan soruya “doğrudur” cevabını verdi.

Programı izleyen herkes gibi ben de, Kılıçdaroğlu’nun “doğrudur” cevabıyla Saraya bir CHP’linin gittiğine ilişkin bilgiye sahip olduğunu düşündüm.

Her normal insan gibi aklımda pek çok soru uçuşurken, hakkını yemeyelim, Cumhurbaşkanı, böyle bir görüşmenin hiç olmadığını; ispat edilirse istifa edeceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanının açıklamasına rağmen “havadan nem kapan” Muharrem İnce, alelacele bir basın toplantısı düzenledi.

Açıklaması, siyaset tarihi açısından ibretlik bir hikayedir ve o “hikaye”, aşağıdaki meseli anmama vesile oldu.

HIRSIN DIŞA VURUMUNA TANIKLIK ETMEK!

Rivayet edilir ki, atıyla yolculuk yapan Sokrates, terden sırılsıklam olmuş; inlemekte olan birini görmüş.

Merak edip etraftakilere sormuş:

Bu adama ne oldu?”

Cevap vermişler:

“Bu adam esasında bir derviştir; dağlarda yalnız başına yaşar, insanlardan kaçar. Az önce bir güzel gördü ve o andan itibaren ne yapacağını bilemez haldedir.”

Bunu duyan derviş itiraz etmiş:

İnlememin, nedeni, gönlümü o güzele kaptırmam değil, o güzeli nakşeden nakkaşa olan aşkımdır.”

Bunu duyan Sokrates, adama şunları söylemiş:

“Hadi oradan be adam! Dervişlikte şöhretin varmış ama her şöhrete inanmak doğru değildir. Sen, ‘o güzeli nakşeden nakkaşa aşık oldum’ diyorsun ama o nakkaşın nakşı, yalnız senin gönlünü yerinden oynatan güzelden ibaret değil ki! Neden başkasını gördüğünde aklına gelmeyen o büyük nakkaş, yalnızca o güzeli görünce aklına geliyor? Hakikati görmek istersen, o dünya güzeli birinde de karşına çıkar herhangi birinde de! Senin aradığın hakikat değil, kendi bencilliğindir.”

GAZETECİLİK YERLERDE AMA SİYASET DE ONDAN AŞAĞI DEĞİL!

Evet, adı geçen asparagas haber dolayısıyla hem gazetecilik hem siyaset hem kişisel hırslarımız açısından mutlaka değinilmesi gereken temel prensipleri hatırlatmakta fayda var.

İşin gazetecilik yanı, mutlaka iletişim fakültelerinde ders olarak okutulmalıdır.

Düşünün, yıllarını gazetecilik ile geçiren, sayısız gazeteye genel yayın yönetmenliği yapan birine, günün birinde bir “bilgi” geliyor ve “O ünlü ve tecrübesi bile benim yaşım kadar olan gazeteci”, kendisine gelen o “bilgi”yi teyit etme gereği duymadan köşesine taşıyor.

İnanılır gibi değil!

Bilgiyi tırnak içinde yazıyorum çünkü gelen şeyin “enformasyon” mu, “dezenformasyon” mu olduğunu teyit etmek gazetecinin işidir. Yoksa sonradan özür dilemek, dezenformasyona aracılık ettiği gerçeğini ortadan kaldırmaz ve o düzeyde biri klavyesinin üstünü örtüp, gazetecilik ile arasına artık mesafe koymalıdır.

Asıl mesele, siyaset meydanına dökülen kişisel hırslar meselesidir.

31 Mart seçimlerinden zaferle çıkmış CHP’de, güncel bir “genel başkanlık” sorunu yokken, böyle bir haberle toplumun gündemine CHP’nin getirilmesi, ister istemez, herkesin aklına “Sarayın CHP’den kurtulma isteğini” ve “majestelerinin muhalefetini yaratma çabasını” getirdi.

Bu “olayın senaristleri” de, “genellikle akla ilk gelen doğrudur” kuralını da bildiklerinden olsa gerek, çattıkları derme çatma çatıdan attıkları taş ile birkaç kuşu birden vurma hesabı yapmışlar.

Haklarını teslim edelim; bizi vurdular.

Görünen o ki İnce’yi de vurmuşlar!

İNCE’NİN “DERVİŞLİĞİ”!

İnce, doğruları açıklamak için medyanın karşısına çıktığında, pek çok doğruya dikkat çekerken bile o kadar yanlış ifadeler kullandı ki egosunun etrafa yaydığı kokudan burnumuzun direği sızladı.

Teşbihte hata olmasın; İnce, tıpkı o “derviş”in bencilliğini gizlemek için “o büyük nakkaş”a işaret ettiği gibi bütün derdinin CHP olduğunu söylese de, ne yazık ki yüreğinin her yanını kaplamış “genel başkanlık” hırsını açığa vurmanın ötesine geçemedi.

31 Mart’tan başarıyla çıkmış; seçilen belediye başkanlarının halk nezdindeki kredibilitesi yüksek bir partide, “başaltına güreşen” ufku sınırlı insanlar yüzünden, Ankara’nın eski belediye başkanının eşine ait bir vakfa ve kim olduğu bilinmeyen bir “işadamına”, aralarında günlük cirosu onbinleri bulan otoparkların da bulunduğu “parsel parsel işler”i kimse konuşamadı.

2040’a kadar İstanbul’un su sorunu yok” denilmesinin üstünden daha bir yıl geçmeden mevcut su miktarının yüzde 36.5’a kadar düştüğünü de konuşamadık.

Varsa yoksa CHP’nin Genel Başkanlığı!

Neymiş?

“Genel Başkan aday olmaktan korktuğu için Onu Cumhurbaşkanı adayı” yapmış.

Neymiş?

“Yüzde 30 çıtasını aşmış”mış!

Bazıları, MYK’daki yerlerini korumak için sizin üzerinizden “küçük numaralar” yapıyor olabilirler; ancak siz de yenin artık şu egonuzu, kurtulun şu bencilliğinizden!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500