Advert
Advert
MİLAS ÇOMAKDAĞI (2)
Ünal TÜRKÖZ...

MİLAS ÇOMAKDAĞI (2)

Bu içerik 446 kez okundu.

     Merhaba sevgili okurlar,

     2 Kasım 2019 Cumartesi günü Milas’ta idik… “Nilüfer Caner Yüz Yaş Evi” üyelerinden oluşan 35-40 kişilik bir gurupla, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın tahsis ettiği bir otobüsle, güzel “Milas”ımızın  “İncirli in Mağarası”nı görmeye gittik… Gezi programımızda ki bu mağara ziyareti sonrası, yine aynı yerdeki “Uyku Vadisi” olarak bilinen vadideki yürüyüşün ardından, zaman da elverdiği ve bir de genel istek olunca, Milas gezimizi “Çomakdağı” köyüne uğrayarak orada noktaladık… Dönüş yolundaki son uğrak yerimizse, “Ormancı” türkümüzün sözleri arasında geçen “Gevenes“ köyü ve onun ünlü değirmeni oldu...

    Tek kelime ile ifade etmem gerekirse eğer; geziye katılan hemen herkes, bu geziden büyük bir keyif aldı ve gezide gördüğümüz o güzelliklerden oldukça mutlu oldu... Bunu, dikkatle gözlemlediğimi söyleyebilirim…

    Bir kez daha… Bizlere;

    Bu imkânı sağlayan Büyükşehir Belediye Başkanlığımıza… Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Doktor Osman Gürün’e teşekkür ediyor ve kendilerine bu köşeden saygı ve sevgilerimizi gönderiyorum…

Ve ayrıca;

    Geziye eşlik eden… Gezinin, daha en başında, otobüsümüze binmeden başlayan ve gezi boyunca süren, o sempatik ve sevecen yaklaşımları ile bütün üyelerimize gösterdikleri yakın ilgileri nedeniyle, Büyükşehir Belediyemiz “Nilüfer Caner Yüz Yaş Evi” nin o güler yüzlü (2) personeline de buradan teşekkür ediyorum…

    Yeri gelmişken, “Nilüfer Caner Yüz Yaş Evi” nin düzenlediği bu gezilerin önemi üzerinde de kısaca durmak istiyorum;

    Her şeyden evvel, “Nilüfer Caner Yüz Yaş Evi” yetkililerinin düzenleyerek, biz, orta yaşlı ve yaşlı hemşerilerinin hizmetine sunmuş oldukları bu gezilerin, bir kere, inanılmaz “Güzel bir hizmet” olduğunu ifade etmeliyim… Çünkü neden:  

    Öyle inanıyorum ki;

    Bizim gibi, yaşamlarında bir kez bile olsun, Muğla’mızın coğrafyasındaki, gerek “Doğal güzellikleri”, gerekse tarihi ören yerleri yani “Antik kentleri”ne olsun...

   Adlarını belki daha önce duydukları ve gönülleri de çektiği halde, buralara, ya zamanları ya da imkânları elvermediği için gidip görememiş olan yaşlı hemşerilerimize, bu güzel fırsatların tanınmış olması, hem çok güzel bir davranış, hem de çok güzel bir hizmet…

    Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Doktor Osman Gürün’ü bu kararlarından dolayı da içtenlikle kutluyorum…

    Sevgili okurlar;

    Şimdi gelelim, “Çomakdağı” köyümüz ile ilgili düşüncelerime;

    “Çomakdağı”na ilk kez, 8.Ekim.2016 tarihinde, yine böyle bir gurupla gelmiştim…

    Adını, ilk duyduğum andan itibaren, hiç unutamadığım bir köy olup çıkmıştı “Çomakdağı”… Gerçekten içtenlikle söylüyorum… Ta 1980’li yıllardan beri hep merak ettiğim, ama bir türlü fırsat bulamadığım için gelip göremediğim bir yurt köşemizdi Çomakdağ köyü… Özgün mimarisi, taş duvarlı evleri ve bacaları ile otantik güzelliklere sahip olan bu köy,- hele bacaları ve yapma bebekleri ile- ilk kez 1980’li yılların başlarında, yeni yayına başlayan TRT 2 kanalında seyrettiğim bir belgeselden sonra belleğime kazınmış ve bir türlü aklımdan çıkmıyordu…

    Aradan, neredeyse (40) yıl gibi uzun bir zaman geçtikten sonra, ziyaret edebildiğim bu köyde edindiğim ilk izlenimlerse, ne yazık ki, beni derin bir hayal kırıklığına uğratmıştı…

   Bir kere; 

   “Çomakdağ”ın aklımda kalan o otantik güzelliğinden geriye kalanlar “sınırlı” idi…

   Sadece bir ev, evet sadece bir ev, “Hiç bozulmadan kalabilmişti”… Bugün de aynı…

   Sınırlı bir zaman diliminde, köy meydanına açılan bir sokağa girer girmez gördüğüm, o sağdaki solda ki, çöp yığınlarının görüntüsü ise, beni adeta şaşkına çevirmişti… Kısacası, o bir veya birkaç sokağın içi, çerden-çöpten ve kokudan geçilmiyordu…

  Hele köy meydanındaki, otobüsten iner inmez sizi ilk karşılayan ve sanki size: “Merhaba… Hoş geldiniz!” diyen, umumi tuvalete girdiğimde karşılaştığım, o kötü manzara karşısında hissettiklerimi ise hiç unutmuyorum…

   Şimdi buradan ilk kez, ilgililere soruyorum:

   Böylesine güzel, hele kadınlarının ve kızlarının giyinip kuşandıkları o, gelenekselleştirilmiş yöresel giyim kuşamları ve yapma bebekleri ile Türkiye çapında ün yapmış, yukarıda söz ettiğim o otantik güzelliklere sahip bir köyden, daha yüzlercesi mi var ki ülkemizde?

   Buraya, sadece Muğla ve yakın çevreden, sınırlı sayıda ziyaretçiler mi otobüsleri ile ya da araçları ile görmeye geliyorlar?

   Başka il ve ilçelerden bu köyü görmeye gelenler de yok mu, hiç olmuyor mu?

   Köy meydanına bakan evlerin bahçe duvarlarını, bir kerecik olsun, ama bir kerecik olsun “Kireçle badana yapmak” çok mu zor Allah aşkına?  

  Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden, araçları ile veya turlarla gelen otobüslerden inen yolcuların, köy meydanına indiklerinde, böylesine pırıl pırıl bir beyazlık gördüklerinde, gözünün-gönlünün açılabileceği…

  Bu, çok basit bir tedbirle bile, “Sağlanacak” pırıl pırıl bir görüntünün, adeta gelen insanların hafızalarına kazınacağı ve Çomakdağı için bunun olumlu bir etken olabileceği, hiçbir kimsenin, hiçbir yetkilimizin hiç aklına gelmiyor mu acaba? Çok merak ediyorum…

  Bu kez;

  Otobüsten iner inmez… Yine ilk uğradığım yer, umumi tuvaleti oldu köyümüzün… İlk ziyaretimde karşılaştığım o görüntü yok artık…

  Fakat o gün, tuvaleti kullanan her kimse… Herhalde, yakında bir çöp kovası bulamadığı için olmalı ki, elindeki boşalan pet su şişesini yere atmamış… Tuvaletin lavabosuna bırakmayı daha münasip görmüş!!

 

  Son söz,

  Çomakdağ… Çok özgün bir köy sevgili okurlarım…

  Çomakdağ, sadece Milas’ın değil… Hepimizin… Sadece bizlerin değil, herkesin burayı gelip görmesi gereken bir köyümüz… Ama daha yapılacaklar var… Lütfen, ama lütfen… Biraz daha özen… Ve biraz daha çaba…

  İlgililerin ve yetkililerimizin önemle dikkatine diyorum…

                                                                                                                Esenlik dileklerimle... Hoşça kalın.

Teşekkür: Çomakdağı’na ziyaretimiz sırasında, köy kahvehanesinin avlusunda, gurubumuz üyelerine zaman ayırıp; köyün tarihçesi,  gelenek ve görenekleri, köyün toplumsal, sosyal ve ekonomik yaşamı hakkında bilgiler veren Sayın Hasan Yıldırım beye,

 Ve ayrıca;

Gevenes köyü değirmeninin müsteciri Sayın Hasan Şimşek beye de, bizlere değirmenin tarihini, “Ormancı” türkümüzün yakılmasına neden olan olayı ve dolayısıyla türkünün öyküsünü, ayrıntıları ile anlatarak bilgilendirdikleri için teşekkür ediyor selamlarımı gönderiyorum…  

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500