Advert
Advert
Kurumsal İletişimde Sosyal Medyanın Rolü
Yüksel IŞIK

Kurumsal İletişimde Sosyal Medyanın Rolü

Bu içerik 137 kez okundu.

Rivayet edilir ki eskiden de eski zamanların birinde, coğrafyasının yüzde 71’i dağlarla kaplı olan Japonya’da bir dağın iki yüzünde birbiriyle zıt iki kral yaşarmış.

Dağın bir yüzünde “Şeytanın Krallığı”; öteki yüzündeyse “Maymun Krallığı” hüküm sürermiş.

Rivayet bu ya, Maymun Krallığı, ülkesinin bekası ve tebaasının iyiliği için şeytanı felaket olarak gören inançlarına uygun şöyle bir ferman çıkarmış:

Her kimki dağın öteki yüzünde yaşayan şeytanı görür, duyar ve onunla konuşursa sonsuza kadar lanetlenir ve yüreği taş kesilir.”

Maymun Kralın, ülkesini, huzur ve sükunet içinde yönetmek için pek çok da danışmanı varmış.

O danışmanlardan üçü, muhtemelen kralın odasının çiçeklerinden sorumlu olacaklar ki eşi menendi görülmemiş çiçekleri toplayıp krallarına sunmak için dağın doruklarına çıkmışlar.

Dağın doruğuna henüz varmışlar ki bir hışırtıyla irkilmişler.

Malum, “merak, öğrenmenin fitilidir”.

Danışman maymunlar da, “ne var acaba orada?” diye düşünüp, korkuyla karışık merakla hışırtının olduğu tarafa yönelmişler.

ŞEYTAN ÇARPMIŞA DÖNMEK!

Karşılarındakinin şeytan olduğunu öğrendiklerinde artık çok geçmiş.

Her biri, ani bir harekette bulunmuş.

Birincisi görmemek için gözlerini kapamış ama şeytanın o bed sesini hala duyuyormuş.

İkincisi duymamak için kulaklarını kapamış ama şeytan, bütün çirkinliğiyle gözünün önündeymiş.

Üçüncüsü daha da çaresizmiş; çünkü o şeytanı gördüğü gibi sesini de duymuş.

O da ağzını kapamış.

Ne yapacaklarını bilemez halde büyük bir ağacın dalları arasına saklanıp, saatlerce kendilerine gelememişler.

Lanetlenmekten kurtulmak için birbirlerine, “maymunların birliği ve kralımızın varlığı için sırrımızı sonsuza kadar kendimizde tutalım” sözünü vermişler.

Bunun da yolu olarak, ellerini kapattıkları yerlerden çekmemek olarak belirlemişler.

Birinin eli kulaklarını, diğerinin eli gözlerini ve nihayetinde ötekinin eli ağzını kapatmış bir biçimde geri dönmüşler!

Halleri o kadar tuhafmış ki!

Bir süre sonra sakladıkları “şey”, herkesin bildiği bir sırra dönüşmüş.

YERİN KULAĞI VAR!

Boşuna dememişler; “yerin kulağı var” diye!

O gün bugündür, ne zaman, toplumsal bir mesele, “herkesin bildiği sır” haline dönüşürse “görmedim, duymadım, konuşmadım” diyen üç maymuna dair bu rivayet akla gelir.

Bununla birlikte çağımız, esas olarak, iletişim çağıdır ve iletişim, her şeyden önce “görmek, duymak ve konuşmak”tır.

Bunun farkında olan ve başında CHP’li başkanların bulunduğu belediyeler, geçen hafta içinde İzmir’de yaptıkları toplantıda, “sosyal medyanın önemi”ne dikkat çekip, belediyelerin bu alanda örgütlenmeleri doğrultusunda “tavsiye kararı” aldılar.

Madem, “yerin kulağı var”, o zaman “yerin neyi, nasıl duyması” gerektiğine karar vermek önem taşımaktadır.

Demek ki meramımızı anlatmak için artık “yeni medya” artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük önem taşımaktadır.

Bazen konuşarak, bazen jest ve mimiklerimizle yahut giysilerimizin rengiyle çoğu zaman bedensel hareketlerle meramımızı anlatırız.

Hangisini seçmiş olursak olalım; iletişimde bulunmuş oluruz.

Zaten bu nedenledir ki iletişim, “bir kişinin bir bilgiyi anlaşılır bir biçimde başkalarına aktarması” olarak tanımlanır.

TATLI DİL YILANI DELİĞİNDEN ÇIKARIR!

Günümüz açısından iletişim, hava ve su gibi tartışılmaz bir ihtiyaçtır.

Tatlı dilin yılanı deliğinden çıkarması”, öyle hafife alınacak bir maharet değildir.

İletişimin bir ihtiyaç olduğu artık tartışma götürmez; bununla birlikte kurumsal iletişimin nasıl yapılacağı ise yıllardır tartışılmaktadır.

Uzmanlara göre “kurumsal iletişim, kurumun değerlerini, davranış biçimlerini hedef kitlelere anlatamıyorsa, hedef kitlelerin kurumu algılamaları yetersiz olacaktır.”

Demek ki mesele, kurumun değer ve davranışlarını halka olduğu gibi gösterecek ayna tutabilmektir.

Çünkü kurumsal iletişim, “örgütü hatırlatan tutum, davranış ve inançların tümü”nü kapsayan kurum imajı tahkim eden sihirli bir dernektir.

O tartışma sürüp giderken, geleneksel medya eski önemini kaybetti.

Örneğin bir zamanlar basının “amiral gemisi” olarak tanıtılan Hürriyet’in satışı bugün 2 yüzbin civarındayken basılı bir medyası olmayan ODATV ise günlük 2 milyon kez tıklanmaktadır.

Yani artık yeni medya denilen bir mecra devrededir.

Geleneksel medya, önemini kaybetmesinin temel nedenlerinden biri tek taraflı olmasıdır.

Yeni medya ise “etkileşimli, iki yönlü iletişim içermektedir.

Dahası, yeni medyaya çok kolay erişildiği gibi insanlar, zaman ve mekan sınırı olmadan birbirleriyle etkileşime girebilmektedirler.

Eski medya, başlangıçta, “haber kutsal, yorum hürdür” mottosuyla hareket eder; esas olarak bilgi iletirdi. Zamanla enformasyondan dezenformasyona geçerek, insanların güvenini sarstı.

Yeni medya biraz da yalnızca bilgi iletmekle yetinmeyen; aynı zamanda karşılıklı etkileşime açık kültürel bir süreç olarak zuhur etti.

İşte sosyal medya da, “görmemizi, duymamızı ve karşılıklı konuşmamızı” sağlayan bu yeni sürecin en önemli bölümüdür.

CHP’li belediyelerin gündemine aldığı budur ve bu süreci kim iyi yönetirse o başaracaktır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500