Advert
Advert
Advert
NASIL BAŞLARSAK ÖYLE GİTMEMESİ İÇİN TEKER TEKER VE TANE TANE…
Ali GENÇOĞLU...

NASIL BAŞLARSAK ÖYLE GİTMEMESİ İÇİN TEKER TEKER VE TANE TANE…

Bu içerik 1316 kez okundu.

Dün geceyarısına kadar hemen hemen herkes 2016’nın uğursuzluğundan bahsedip yeni yıl için umutlanmaya çalışıyordu ki IŞİD saldırısı hevesleri kursakta bıraktı. Ancak ben dahil birçok kişinin içi hayatını kaybeden insanlara yanarken, böyle bir saldırı sonrasında bile toplumsal bölünmeyi medyada canlı canlı izlemek içimizdeki huzursuzluğu daha da deşti.

Bu yazı dahilinde, ölenler için ecnebi eğlencelerinin Türkiye şubeleri tarzında döşenmiş paylaşımlara hiç giremeyeceğim. Bu durumu apayrı bir psikolojik değerlendirmenin konusu yapmak lazımdır kanaatindeyim, bu noktada bir diğer grup olan iktidarla organik bağa sahip isimlerin her terör eyleminde sanki iç savaş istermişçesine döşendikleri yazılara ve paylaşımlara değinmek istiyorum. Sistem neredeyse hiç değişmiyor; saldırı sonrası bir algı operasyonu söylemi, kumpas kurgusu, laiklerin de içinde olduğu büyük oyunun bir parçası tarzında ifadeler ve dün sonunda terör saldırısının ortakları olarak Mehmet Ali Alabora’yı göstermeye kadar giden bir uçukluk…

Dünkü saldırının gelişimine dair detaylar ortaya çıktıkça Marquez’in meşhur hikayesi Kırmızı Pazartesi’de olduğu gibi deyim yerindeyse bağıra bağıra gelen bir saldırıdan bahsediyoruz. Neredeyse tüm güvenlik birimleri bu tarz bir saldırı hakkında öngörüde bulunmuş veya istihbarat almış ama sonuç ortada… Tüm bunlara rağmense ne bir öz eleştiri, ne bir sorumluluk alma ne de toplumdaki noel nefretinin bu sene ilk defa bu kadar mizansen düzeyinde kamusal olarak ifade edilmiş olmasının yarattığı nefret ikliminin bu tip sonuçlara neden olabileceğine dair ufak bir gönderme…

İktidarın organik aydınları suçu uluslar arası komplolara ve soyut bir üst akla atıp, neredeyse saldırıya uğrayan mekandaki insanları bile suç ortağı klasmanına sokmak isterken, devlet ağzından da varsa yoksa iki temel argüman çıkıyor; birincisi teröre karşı yek vücut olarak başa çıkmamız gerek söylemi, ikincisi ise terörün amacına hizmet edip de evlere kapanmayalım gündelik hayatlarımıza devam edelim söylemi.

Ancak ne tek vücut olabiliyoruz, ne de gündelik hayatımıza devam edebiliyoruz. Yek vücut olmak için muhalif görüşteki milyonlarca insanın bu saldırıların failleriyle devletin canla başla mücadele ettiğine dair inancı paylaşması gerek. Ancak her saldırıda üst aklın emrinde olmakla suçlanmak bunu imkansızlaştırıyor. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle takibe uğrayan insanlar için hayat git gide zorlaşıyor. Türk polisi asıl işi olan terörle mücadeleyi bırakmış, sosyal medya takibine çıkmış gibi.  Kendini ve fikirlerini zaten ayan beyan ilan eden insanlarla uğraşmanın anlamsızlığının karşısında enerjimizi karakolun dibindeki yerdeki insanları dakikalarca tarayıp sonra kaçabilen teröristleri engellemek için kullanmamız lazım.

İkinci ise traji-komik. Peşinde yüzlerce korumayla, sadece özel yerlerde konaklayan, yiyen ve içen kişilerin ağzından, her gün toplu taşımayla kentin göbeğinden geçmek zorunda olan bizim gibilere yönelik hayatımıza devam edelim lafı en kibar ifadeyle temsil ettiğin insanlara terbiyesizlik. Sırf ekonomik çarklar dönsün –ki döndüğü de yok- diye milletle terör saldırılarıyla ilgili bilgileri paylaşmamak ve uyarmamak da neyin nesi Allah aşkına!

Sonuçta kabul edilmesi gereken, vatandaşların ayrışmasına sebep olan saldırgan dilin terörle mücadelede zerre etkisi olmadığıdır. Ve inanmak güç olsa da sabah akşam değerlerine küfredilen milyonlar hala daha umudu iktidarın meşru sahiplerinden bekleyip durmaktalar.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500