DİRENİŞ ÇADIRININ ANLATTIKLARI

eskiweb/41a4c2cd69d2 Yatağan, Yeniköy, Kemerköy Termik Santralleriyle TKİ Güney Ege Linyitleri İşletmesi işçilerinin özelleştirmeye karşı Muğla, Yatağan ve Milas’ta gerçekleştirdikleri eylemler, üzerine ölü toprağı serpilmeye çalışılan ülkenin kılcal damarlarına can suyu verdi. Başbakan Erdoğan’ın hafta sonu Muğla’ya yaptığı gezi öncesi, Maden-İş ve Tes-İş Yatağan Şube başkanları ile yapılan görüşmenin içeriği henüz kamuoyuna açıklanmadığı için özelleştirmeyle ilgili hangi kararların alındığını bilmiyoruz. Ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynakları, son yıllarda özelleştirme adı altında yandaşlara, emperyalizmin yerli işbirlikçilerine peşkeş çekildi, çekilmeye de devam ediliyor. Seydişehir Alüminyum’un özelleştirmesinde bonus olarak verilen Oymapınar Barajı ile Antalya Liman’ı, Murgul Bakır İşletmeleri özelleştirmesinde ‘yer altı rezervleri’nin maddi değerleri hesaplandığında ülke kaynaklarının nasıl haraç mezat satıldığı ortaya çıkıyor. Buna rağmen yüksek yargı kararlarıyla iptal edilen özelleştirmelerle ilgili kararların uygulanması, ne yazık ki Bakanlar Kurulu’nun insafına bırakılmış durumda. Dünyada ve ülkemizde gereksinim duyulan enerji miktarı ve kısıtlı kaynaklar düşünüldüğünde, 21. yüzyılın enerji savaşları çağı olacağını söylemek her halde bir kehanet olamaz. Buna rağmen halktan alınan vergilerle kurulan, kurulduğu günden beri de yüksek kârlıkla çalışan bu santraller satılıyor. “Güneş enerjisi”yle “bor”un öne çıktığı günümüzde, düşük kalorili “fosil kalıntılar”dan elektrik enerjisi üreten bu santraller tartışma konusu olmakla birlikte, bunları kimin hangi hukuki zeminde alacağı, nasıl çalıştıracağı henüz bilinmiyor. *      *      *      * Bu santrallerin özelleştirme adı altında yandaşlara peşkeş çekilmesine karşı çıkmak, emeğe ve ekmeğe sahip çıkmaktır. Milyonlarca çalışanın hakkını savunmak, her şeyden önce insanı savunmaktır, insanın insanı sömürmesine karşı durmaktır. Burada işçiyi, emeği, ekmeği, savunmak; yurtseverliktir; emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı durmaktır. Çünkü artık emperyalizm bir dış olgu değil; iç olgudur. Ekonomiye artı değer katan bu santralleri savunmak, işçinin, diğer çalışanların, Milas’ın, Yatağan’ın, Muğla’nın ve Türkiye’nin hakkını hukukunu savunmaktır. Doğal kaynaklarımızın, üretim tesislerimizin, özelleştirme adı altında, yerli işbirlikçiler aracılığıyla küresel sermayeye yok pahasına satılmasına karşı çıkmak vatanı savunmaktır; Türkiye’yi savunmaktır. Onun için, gün hakkını savunanlara destek günüdür, onlarla omuz omuza olma günüdür. Safların sıklaştırılacağı an, bugündür, yarın değil!.. Çünkü yarın çok geç olacaktır!... “YOK HÜKMÜNDE”YMİŞ!... Taraf’ın bavulcu yazarı Mehmet Baransu, 25 Ağustos 2004 tarihli 481 sayılı Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nı yayınlayınca, siyasetin tarafları tozu dumana boğuldu. Kararların gizliliği, içeriği, bu kararın benzerlerine dayanarak TSK mensuplarına verilen cezaları, adaletin ayaklar altına alınması gibi daha onlarca hukukî sorunu önümüzdeki günlerde sıkça konuşup tartışacağız. Şimdilik bunları bir kenara bırakıyorum. Ama belge ortaya çıkınca, Başbakanın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, yandaş gazetedeki yazısında, “2004’teki MGK kararı, hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiçbir Bakanlar Kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamıştır….”

d1391c5b14123.gif