Advert
Advert

GÜLLÜKLÜ VATANDAŞLAR İTİRAZ EDİYOR

GÜLLÜKLÜ VATANDAŞLAR İTİRAZ EDİYOR
Bu içerik 1658 kez okundu.
Advert

Milas’ın Güllük Mahallesi’nde Aydın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak olan Güllük Limanı Revizyonu projesinin Çevresel Etki Değerlendirme Raporu’nun, komisyonca yeterli bulunarak kabul edilmesinin ardından Güllüklüler itiraz dilekçesi vermeye başladı.

Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan Güllük Limanı Revizyonu projesi ile ilgili olarak hazırlanan ve son şekli verilen ÇED Raporu’nun, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca yeterli bulunarak kabul edilmesinin ardından Güllüklü vatandaşlar rapora itiraz ederek, itiraz gerekçeleri ile birlikte itiraz dilekçelerini Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na göndermeye başladı.

Güllüklü vatandaşlar rapora neden itiraz ettiklerini gerekçeleri ile birlikte yayınladılar.

“11.04.2019 tarihinde Güllüklülerin yapılacağını son anda öğrendiği ÇED Bilgilendirme Toplantısı’nda, proje dosyasını hiç görmediğimiz ve hazırlıklı olmadığımız için projeye ilişkin itiraz ve görüşlerimizi sözel olarak sunmuştuk. Projenin yazılı dosyasına ulaştıktan sonra bilgilendirme toplantısındaki ÇED sunumunun ne kadar sığ ve yanlı hazırlandığını yakından görmüş olduk. Bu nedenle, bundan sonraki toplantılarda ve Bakanlık’ta dikkate alınması için görüşlerimizi sizlere yazılı olarak sunuyoruz” denilen itiraz dilekçesinde şu görüşlere yer verildi:

1. Bu Bir Revizyon Projesi Değil, Yeni Bir Liman Projesidir; Bu Nedenle, Daha Önceki Projeler İçin Verilmiş Olan “ÇED Olumlu ve Muafiyet Belgeleri” Geçerli Olamaz.

Muğla-2019 ÇED Dosyasında; “Güllük Limanı (iskele ve geri hizmet sahası) mülkiyeti T.C. Başbakanlık Vakıflar

Genel Müdürlüğü’ne ait olup, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğüne izafeten Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile Güllük Mandalya Turizm ve Liman Hizmetleri A.Ş. arasında, 24.01.2015 tarihinden itibaren 23 yıllığına kira sözleşmesi imzalanmıştır. Mevcut durumdaki Güllük Limanı için 23.10.2003 tarih ve 861 Karar No’luÇED Olumlu Belgesi alınmıştır.

Güllük Limanı kapasite artışı amacıyla, 2015 yılında ‘’Güllük Limanı Genişletme

Projesi’’ için ÇED Başvuru Dosyası sunularak ÇED süreci başlatılmış ancak, T.C. Muğla Valiliği, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nün 20.05.2015 tarih ve 97595068-4504 sayılı görüşüne istinaden, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’nün 12.08.2015 tarih ve E.13025 sayılı yazısı ile süreç sonlandırılmıştır. Güllük Gemi Yanaşma İskelesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan 2016 yılında alınan ÇEDMuafiyet yazısı Ek-3’de yer almaktadır.” denilmektedir. Oysaki, 23.10.2003 tarihli ÇED Olumlu Belgesi, daha önce Güllük içinde bulunan ve dalyan ağzına taşınan liman için, 2016 yılında alınan ÇED Muafiyet yazısı ise Mevcut limana dolgu yapılması için söz konusudur. Şimdiki ÇED Dosyasındaki proje incelendiğinde ise, yapılacak olan iskelenin yepyeni bir iskele olduğu kolaylıkla görülecektir. Bu proje eskisine ekleme veya düzeltme içermemekte, başlı başına yeni bir liman projesi niteliğindedir. İşte bunun rapordaki itirafı:“Bu amaçla, mevcut iskelenin, 75 metre kuzeyinde, rüzgar yönü, dalga ve oşinografi özelliklerine uygun olarak, yeni bir iskele yapılması planlandığından herhangi bir yer alternatifi düşünülmemektedir.”

14 Ocak 2016 tarihinde, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı (ki, aynı iktidar söz konusu) Fatma Güldemet Sarı’nın, Muğla Milletvekili Akın Üstündağ’ın 7/421 yazılı soru önergesine verdiği yazılı cevap (Sayı: 30824082-610/219); Muğla Valiliği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün 20.05.2015 tarih ve 97595068-4504 sayılı olumsuz raporu üzerine projenin sonlandırıldığı bildirilmektedir. Devletin verdiği olumsuz görüşü oluşturan koşullar bugün değişmiş değil, hala geçerlidir.

Ayrıca, 17.04.2018 tarihinde yapılması planlanan ÇED Toplantısının ertelenme gerekçesi yeni bir revizyon değil, seçimler ve halkın kalabalık bir şekilde toplantıya katılacak olmasının görülmesidir ki bu da yeni bir revizyon ile ilgili değildir.

2. Proje Sahibi Aydın Vakıflar Müdürlüğü Görülmekle Birlikte Gerçekte Özel Bir Şirkettir.

Raporda da belirtildiği gibi, “Güllük Limanı (iskele ve geri hizmet sahası) mülkiyeti T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olup (bkz. Ek-4), T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğüne izafeten Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile Güllük Mandalya Turizm ve Liman Hizmetleri A.Ş. arasında, 24.01.2015 tarihinden itibaren 23 yıllığına kira sözleşmesi imzalanmıştır (bkz. Ek-5)”mülkiyet Vakıflara ait olmakla birlikte, projenin asıl sahibi bir özel şirkettir. Üstelik Milas Belediyesi ile Vakıflar arasında hala devam eden mülkiyet davası bulunmaktadır. 23 yıllık kiralamanın ne anlama geldiğini de herkes çok iyi bilmektedir.

Toplam ömrü 50 yıl olarak belirlenen bir proje için eşsiz körfezimiz bir özel şirketin çıkarları için heba edilmeye çalışılmaktadır. Oysa tüm yasalara göre kıyılar kamunundur ve tahrip edilemez.

3. Mevcut Olan ve Yapılacak Yeni Limanın Yeri Doğru Değildir.

Güllük Körfezi, kapalı bir havzadır ve körfezin girişindeki Tuzla (Bargilia) lagünü ile tam da sonunda yer alan Dalyan lagünü ile sınırlanmaktadır. Bu lagünlerde gerek yaban kuşları gerekse çok çeşit ve türde balık ve diğer canlılar yumurtlamakta ve yavru büyütmektedirler. Lagünler, zengin bir flora ve faunaya sahip olup tüm dünyada koruma altına alınmışlardır. Mevcut liman tam da balık ve diğer canlıların geçiş yeri olan Dalyan lagünün ağzında yer almakta, yeni yapılacak 503 metrelik iskele ise mevcut iskeleden de ötede Dalyana daha da yakın yere yapılmak istenmektedir. Oysaki limanın yerinin yanlış olduğu ve alternatif yerin ise körfez dışında ve açık denize dönük Alagün Burnu olması gerektiği gündeme gelmesine rağmen (ki mevcut limana 5 km civarındadır), ne yazık ki işin kolayına kaçılmış ve ulaşım masrafları daha az olan Dalyan ağzı tercih edilmiştir. Mevcut liman, aradan geçen üç yıl gibi kısa süreiçinde bile aşağıda sunacağımız pek çok çevre katliamına yol açmıştır.

Bu konuda Raporda yer alan haritalar ve bilgiler doğru değildir. Liman sanki lagünden çok uzakmış 1 km!), Sarıçay Deresi sanki küçük bir dere olarak doğrudan denize dökülüyormuş gibi gösterilmiştir. Oysa, zaten mevcut liman Dalyanın ağzındayken (80m), yeni liman Dalyana mevcut olandan 75 m daha da yakındır ve üstelik 503 m (raporda bazı yerlerde 605m geçiyor) uzunluğunda planlanmaktadır! Raporda yer alan iki ayrı harita bu yanıltmanın nasıl gizlendiğini gözler önüne sermektedir:

Bu harita 500 000 yıl önceki durumu gösteriyor olsa gerektir; liman hemen Dalyanın girişindedir ve Dalyan ağzı 1-2 km’lik genişliğinde bir suyla kaplıdır. Yine aynı kendi Raporlarındaki uydu fotoğrafı bu durumu ortaya sermektedir.

Ulusal kaynaklarımızın en önemli parçasını oluşturan ve gözümüz gibi korumamız gereken lagünlerimiz elden gittiğinde bir daha geri döndürülemez noktaya ulaşılmış olacaktır. Haliç ve İzmir Körfezlerinin temizlenme maliyetlerinin ne olduğu ortadayken, asıl alternatif maliyet ise bu bölgede yaşamakta olan insan başta olmak üzere tüm canlıların sağlıklarının ciddi tehlike altında olmasıdır.

4. Kapasitenin Aynı Kalacağı Söylemi Doğru Değildir.

Raporda, bugünkü limanın, “Güllük limanı yılda 6,3 milyon ton dökme yük ve 700.000 ton genel kargo yük kapasitesine sahip olup, projenin yıllık elleçleme kapasitesi 7.000.000 ton/yıldır. Limana en fazla 50.000 DWT’lik gemiler yanaşmakta olup, yılda 500 gemi yanaştığı bilinmektedir olduğu, yeni yapılacak limanın ise, Güllük Limanı Revizyonu Projesi için iskelenin boyu 502.01 m, genişliği 40 m ve iskele alanı 19.754,03 m2 olarak planlanmakta ve Ek-6’da yer alan genel yerleşim planında gösterilmektedir. Güllük Limanı Revizyonu kapsamında deniz tabanı derinliği -16 m’dir. En fazla 100.000 DWT’lik gemiler yanaşabilecektir” olduğu belirtilmektedir. 100 metrelik limandan yılda 7 milyon ton maden yüklenirken, 503 m uzunluğunda yeni bir liman yapılınca kapasitenin aynı kalacağını ileri sürmek, akla-mantığa aykırıdır! Kapasite artmayacaksa bu liman neden yapılmaktadır? Üstelik bu limana bağlanacak bir demiryolu projesi de gündemde iken, bu iddia bir aldatmacadan öteye geçmemektedir. Zaten geçtiğimiz üç yıl içinde gemi çapalarının deniz dibindeki Poseidon çayırlarına ve diğer yaşama açtıkları tahribat ve diğer gemi kaynaklı zararlar ortadayken, çok daha büyük gemilerin tahribatının ne olacağı gayet açıktır.

5. Limandan Sevk Edilen Madenlerin Büyük Bölümü Kanserojen Özelliktedir.

Raporda da görüldüğü gibi, limandan başta feldspat madeni olmak üzere boksit, zımpara taşı, mermer, kalsit, kuars, alüminyum gibi çeşitli madenler ağırlıkla da yurtdışına sevk edilmektedir. Bu madenlerin gerek taşıma gerekse gemilere boşaltma sırasında tozları hem yollara, hem Dalyana ve Körfeze hem de hemen yanıbaşındaki Orjan Sitesi sakinlerinin üzerine yağmaktadır. Güllük’te şimdiden Orjan Sitesi sakinleri başta olmak üzere kanser vakalarından ölenlerin sayısında artış görülmektedir. Maden depolama işletmelerinin bir kısmı Güllük yolu üzerinde bir kısmı ise limana giden Dalyan kıyısında bulunmaktadır. Yol kıyısındaki depolama alanlarının tamda Dalyanın ağzına taşınacak olması daha da tehlikeli olacaktır. Tek çözümü, limanın, taşımacılığının ve depolarının Körfezden kaldırılıp açık deniz olan alternatif bir yere taşınmasıdır. Aksi halde, çok yakında Körfezde ve Dalyanda toplu ölümler başlayacaktır! Çine’de bu madenlerde çalışan işçilerin kanserden ölmeye başladıkları ve bunun gizlenmeye çalışıldığı duyumları artık gizlenemez boyutlardadır. Güllük ise tüm madenlerin getirildiği, toplandığı, yüklendiği bir merkezdir.

6. Limanın Yerleşim Yerlerinden Uzak Olduğu İddiası Doğru Değildir.

Raporda yer alan haritalarda Güllük merkezi baz alınmaktadır; oysa limanın hemen yanıbaşında 850 konutluk Orjan Sitesi bulunmaktadır. Bakanlık yetkilileri, bir uydu haritasından bu durumu bizzat kendileri görebilirler; Orjan’da bir gün konuk olduklarında, özellikle geceleri projektörlerin ışığında parlayan kızıl tozları soluyabilir, gürültüye bizzat tanık olabilirler.

7. Denize Dolgu Yapılmayacak Ama Karada Dekarlarca Yeşil Alan Tıraşlanacak

Rapordaki proje haritasından da görüleceği gibi mevcut limanın hemen ardında bulunan büyük bir yeşil alan tıraşlanarak depolama-yükleme-idare binaları olarak tahsis edilecektir.

Uydu fotoğrafındaki zeytinliklerin bulunduğu geniş alan rahatlıkla görülebilmektedir. Raporu yazanlar, burada toprak kayması olduğunu ve bu nedenle kazıklarla kaymanın destekleneceğini belirtmektedirler! Bu alanın (büyük bir tepenin) yok edileceğinin açık kanıtıdır, ama ne yazık ki bu durum raporda açıkça gizlenmektedir.

8. İskelenin Kazıklar Üstünde Yapılması da Akıntı Sirkülasyonunu ve Dalyana Canlı Geçişini Engeller

Limanın kazıklarla yapılacağı bir müjde gibi aktarılmaktadır. Oysa, çok büyük miktarda yük taşıyacak ve 503m uzunluğunda 40m genişliğindeki bir iskelede kazıkların arasının mühendislik açısından oldukça kısa olması gerekir.10’ar metre arayla çakılsa, 50,3 x 4 = 201 tane kazık! 5’er metre arayla çakılsa, 804 tane kazık eder. 5 m’lik aralıktan daha dar olması gerekir ki üstündeki ağırlığı taşıyabilsin. 2’şer metre arayla 5000 tane kazık eder! İzmir limanı temizliğinde küçük bir eski iskele kazıklarının bile akıntıyı ne ölçüde engellediği bilinmektedir. Körfez zaten kapalı bir alandır ve raporda ne kadar gizlenmeye çalışılırsa çalışılsın liman tam da Dalyanın ağzındadır. Deniz akıntısı Bodrum yönünden Güllük yönüne doğu kıyısı, Dalyan’dan da tekrar batı kıyısından Bodrum yönüne doğru sirkülasyon yapmaktadır ve sirkülasyon deniz fauna ve florası için son derece önemlidir. Şimdiden akıntı sekteye uğramışken, 503m uzunluğunda ve 40m genişliğinde bir yeni limanın Dalyanın ağzını tamamen kapatacağını ve deniz akıntısını durdurma noktasına getireceğini görmemek mümkün değildir.

9. Ekosistem Değerlendirme Raporu’nun İçeriği ile Vardığı Sonuç Bilim Etiğine Konu Olacak Cinstendir

Önce bu rapordan bazı bölümler aktarılacak ve sonra vardıkları sonuca değinilecektir.

“Kıyısal bölgelerdeki endüstriyel gelişme ve aşırı avcılık gibi nedenlerle doğal ekosistemler zarar görmektedir. Lagünler özellikle yavru balık ve diğer canlıların beslenme,barınma ve korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Fakat balıkçılığa olan ekonomikkatkılarından dolayı lagünler devamlı sömürülmektedir. Ancak lagünlerin ekosistemdengeleri son derece hassas olduğundan sık olarak izlenmeli ve gerekli iyileştirmeçalışmaları yapılarak bunların verimliliklerinin sürdürülebilir olması sağlanmalıdır.

Ülkemizdeki, çoğu Ege ve Akdeniz’de bulunan, 80 lagünden 25 tanesi aktif durumdadır. Özellikle ekonomik öneme sahip olan 7 dalyan; Homa, Çalıburnu, Karine,Sakız-burnu, Akkoy, Güllük ve Köyceğiz’dir. Bunların arasında balıkçılık açısından en yüksekverime sahip olanlar Köyceğiz, Güllük, Karine ve Homa Dalyanlarıdır.Güllük dalyanında avcılığı yapılan ekonomik türler içerisinde başlıca topan kefal(Mugilcephalus), ceran (Lizaramada), mavraki (Chelonlabrosus), altınbaş (Lizaaurata), levrek (Dicentrarchuslabrax), çipura (Sparusaurata), sazan (Cyprinuscarpio) ve yılanbalığı (Anguilla anguilla) bulunmaktadır. Avlanan ekonomik türlerin 1965 yılından 2014yılına kadar olan miktarlarına bakıldığında önemli bir düşüş olduğu görülmektedir.”

“24 Ocak 2007 tarih ve 26413 sayısı ile Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren“Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı Koy VeKörfez Alanlarının Belirlenmesine İlişkin” tebliğ neticesinde daha önceden GüllükKörfezi’nde konuşlanan ve tartışmalara yol açan balık çiftlikleri bakanlık tarafındanplanlanan yeni potansiyel alanlarına taşınmaya başlamıştır. Ötrofikasyon (Deniz kirliliği) riski yüksek olan hassas bölgelerle (Kapalı koy vekörfezler) ilgili esasların belirlendiğitebliğe göre, Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenen veya belirlenecek doğal ve arkeolojik SİT alanlarında balık çiftlikleri kurulamayacaktır. Tebliğde, çiftliklerin derinliği 30 metre, kıyıdan 0.6 deniz mili (1100 metre) uzakta, akıntı hızı 0,1 m/sn olan yerlerde kurulabileceği belirtilmiştir. Buna göre yapılan yeni planlamada, Güllük Körfezi’nde Tahtakoz ve Kazıklı açıkları ile Salih Adası, Yılan Adası ve İkiz Adalar'ın açıkları yeni taşınma alanları olarak planlanmıştır. 2007 tarihinden sonra kısa bir süreiçerisinde Güllük Körfezi’nde konuşlanmış olan çitlikleri tedrici olarak tebliğ doğrultusundabakanlık tarafından kendilerine gösterilen yeni yerlerinde üretim faaliyetlerini yerinegetirmeye başlamışlardır.”

“Gerek liman revizyon projesi inşaatı sonrasında ve gerekse işletme çalışması sırasında denizde ve karada olabilecek her türlü kaza, yangın,sızıntı ve diğer durumlarda transfer işlemleri durdurulmalı, gemi yönetimi ve sahil güvenlik birimleri ile koordineli olarak olaya müdahale edilmesi gerekmektedir.Bölgenin balık faunasının çoğunluğunun bentik balıklar tarafından oluşmaktadır. Dolayısı ile liman yapım işlemleri sırasında bir kısım bentik balığın yuvaları, korunma vesaklanma alanları ile birlikte beslenme alanları tahrip olacaktır. Faaliyet sahası sınırları içerisinde ve yakın çevrede doğal olarak bulunan yabanılfauna bileşenleri arasında yer alan türler arasından Avrupa Kırmızı Listesi’nde “CR”, yani“Kritik tehlikede”, “EN”, Tehlike altında ve “VU”, yani “Hassas, Zarar Görebilir”kategorisine giren türler bulunmaktadır.Özellikle bu türler ve bu türlerin habitatlarıyla ilgili

olarak mevcut limanı revize etme ve işletme faaliyetlerinden kaynaklanabilecek, ortaya çıkabilecek risklerin ortadan kaldırılmasında diğer kategorilere giren formlara göre öncelikler söz konusu olmalıdır. Ayrıca kırmızı listeye giren türlere bakıldığında bu türlerin neredeyse tamamının ekonomik değeri olan ve yüksek av baskısı altında bulunan türlerden kaynaklandığını da görmekteyiz. Hazırlanan ÇED dosyasında her ne kadar bölgedeki balık türlerinin sayısı çok sınırlı sayıda verilmiş olmakla beraber…”

Bu değerlendirmelere şapka çıkarılır ve altına imza atılır. Evet, Körfez ve Dalyan işte bu kadar önemli canlılara yuva olan güzel ülkemizin cennet bir köşesidir. Bu değerlendirmeyi, daha doğrusu saptamayı yapan değerli akademisyenlerin vardıkları sonuç ise, bu saptamayla tamamen zıttır.

“Sonuç olarak; denizel biyoçeşitllik açısından mevcut limanı revize etme projesinin gerek inşaat ve gerekse işletme sırasında verebileceği zararların sınırlı olduğu, dar bir alanıkapsadığı ve habitatın iyileşmesi yönünde geri dönüşümünün kısa zamanda meydanagelebileceği göz önüne alındığında IUCN listesinde belirtilen türlere ait izleme raporlarınınyıllık olarak sunulması, raporların da takip edilmesi şartıyla Güllük Limanı Revizyonu Projesi inşaatının ve işletilmesinin bir engel teşkil etmeyeceği kanaatine varılmıştır.’’

Hayret ki ne hayret! Liman inşaatı 1 yıl ama liman en az 50 yıl kalacaktır! Ne yazık ki daha önce Körfez ve Dalyanların nadide özelliklerine ilişkin görüşlerini inkâr eden bir sonuca varılmaktadır.

ÇED firması tarafından hazırlatılmış ısmarlama rapor yerine, acilen, içinde çevre mühendislerinin de bulunduğu bağımsız bir akademik kurula yeni bir rapor hazırlatılmalıdır. Vicdanı olan bırakın bir akademisyenin hiçbir insanın bu cinayete seyirci kalması beklenemez.

10. ÇED Raporu’nda Çevre ile İlişkisi Olmayan Pek Çok Konu Aktarılıyor, Ancak Pek Çok Gerçek Gizleniyor ve Çarpıtılıyor

İşte örnekleri ve cevapları:

“Proje alanı ve etki alanında Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17 nci, 18 inci ve 19 uncu ve 20 nci maddelerinde tanımlanan alanlar bulunmamaktadır.”

Proje alanı tam da Körfezin sonu ve Dalyanın ağzında yer almaktadır. Dalyan ve Körfez zaten evsel atıklar, arıtmasız balık işleme tesisleri, yem fabrikaları, ağ yıkama tesisleri, zeytin fabrikası atıkları vb tarafından, en önemlisi de ülkemizin ilk ve tek özel su şirketi olan Akfen’in yetersiz atık su arıtma tesisi tarafından kirletilmektedir. Körfez ve Dalyan’ın su kalitesine ilişkin 12 ayrı bilimsel ekip tarafından 2011-2012 yıllarında yapılan ve 2013Mayıs’nda bir TÜBİTAK Çalıştayı ile sunulan raporlarındaki kirlilik açıkça ortaya serilmiştir (Bkz. Bu yazıda Ek1). Bu bilimsel çalışmalara göre, suyun oksijeni azalmış, patolojik bakteriler çoğalmış, magnezyum vb tuzluluk oranı artmış, yoğun bir ağır metal birikimi bulunmuştur. 2011 yılından bu yana da 8 yıl geçmiştir, bugün su kalitesinin nasıl olduğunu görmek için analiz yapmaya bile gerek yoktur; suya bir bakılsın ve girilsin rengi, sintine atıkları her şeyi gözler önüne sermeye yetecektir. Dalyan ve Körfez ölmek üzeredir ve çığlık atmaktadır. Liman, bu can çekişmenin tabutuna son çiviyi çakma niteliğindedir.

“Proje alanında Kıyı Kanunu gereğince yapı yasağı getirilen bir alan bulunmamaktadır.”

Bunun doğru olmadığınızaten ÇED Raporunun kendisi çürütmektedir.

“Proje alanında Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda belirtilen alanlar bulunmamaktadır.”

Projeden de anlaşılacağı gibi karada yüzlerce zeytin ağacı kesilecek! Tozlar (maden) zaten ağaçlara zarar vermekte, buradan üretilen zeytin ve zeytin yağını insanlar tüketmektedir..

“Proje alanında Mera Kanununda belirtilen alanlar bulunmamaktadır.”

Tam da limanın bulunduğu Dalyan ağzının deniz dibinde dünyada ender bulunan Poseidon çayırları bulunmaktadır; karada ise büyük bir alan tıraşlanacaktır!

“17/5/2005 tarihli ve 25818 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde belirtilen alanlar: Faaliyet alanına en yakın sulak alan Güllük Deltası olup, alanın 170 metre(Uzak mı? Hani 1km idi? Üstelik şimdiki hali bile 170m den de yakın)kuzeyindeyer almaktadır. Faaliyet sahasına yakın olan diğer bir sulak alan ise Metrik Tuzlası olup, yaklaşık 5 kilometre güneyinde yer almaktadır. Faaliyet alanı herhangi bir sulak alan içerisinde yer almamaktadır”

Hem 170 m Güllük Deltası denilecek hem de en yakın sulak alan 5km uzaktaki Tuzla denilecek! Pes doğrusu! Tam dibindeki Dalyan sulak alan değil mi? Adeta raporu okuyanlarla dalga geçilmektedir.

“Ülkemizde bulunan 21 adet Deniz Kaplumbağası üreme alanlarından 4 tanesi Muğla İlinde bulunmaktadır. Bunlar Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye’dir. Proje alanı deniz kaplumbağası üreme sahası sınırları içerisinde kalmamaktadır”

Güllük Limanı civarında fok için uygun alan bulunmamaktadır, liman bölgesi foklar için beslenme alanı veya homerange alanı içinde kalmaktadır’’

Bir cümle diğerini (ve raporlarındaki haritada körfezdeki yerleri göstermelerine rağmen) tutmadığı gibi, burada sadece fok değil, ta Meksika Körfezi’nden gelen yılan balıkları ve akademik raporda belirtildiği gibi korumaya alınan pek çok kuş ve balık yaşamaktadır! Ayrıca, deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanı olduğunu iddia eden de bulunmamaktadır.

“Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi" (RAMSAR Sözleşmesi) uyarınca koruma altına alınmış alanlar: Muğla İl sınırları içerisinde RAMSAR Sözleşmesi uyarınca koruma altına alınan biralan bulunmamaktadır”

Çok acı. Mutlaka uluslara arası sözleşmelerde belirtilmiş olması mı gerekiyor; zaten tüm uluslararası yasalarda dalyanlar koruma altındadır. Burada, balıkçıl türleri, filamingolar, pelikanlar, karabataklar, saz tavukları, martılar, daha yüzlerce çeşit kuş ve hayvan yaşamaktadır. Sadece filamingolar ve pelikanlar bile uluslararası korunma için yeterlidir. Kaldı ki kendi yaptırdıkları ve ÇED dosyasında yer alan rapor bile kendilerini çürütmektedir. ’Limanı içine alan Güllük Mahallesi doğusunda dalyan batısında tuzla ile sınırlanır, bu bakımdan denize ilaveten 2 sulak alanın arasında yer almaktadır. Liman bölgesinin hemen arka kesiminde ise Bodrum Havalimanı yer almaktadır. Bölgenin faunistik önemini ortaya koyan değerlerin başında Ege kıyılarında çok sayıda fok yaşam merkezinin bulunması ve limanın hemen doğusunda yer alan Güllük Dalyanı’ndan kaynaklanmaktadır. Özellikle bu dalyan su kuşları tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır ve limanın istikameti dalyana doğrudur ve limanla dalyan ağzı arasında 150-200 mt kadar mesafe bulunmaktadır.Akdeniz fokuna ilaveten limanın hemen doğusundaki dalyan da kuş barındıran önemli bir sulak alan niteliğindedir. Bölgeyi kullanan karasal kuş türleri yerli veya göçmen oluşlarına göre farklı zaman dilimlerinde sahada gözlenebilmektedir. Bunedenle mevsimsel izleme ve envanter çalışması önem arz eder.Yapılması planlanan Güllük Liman projesi Güllük Dalyanı’na çok yakındır ve bu dalyan yoğun bir kuş popülasyonu barındırmaktadır, Aralık 2017’de yaptığımız saha çalışmasında saptanan bazı türler Şekil 7, 8, 9’de verilmiştir. Projenin gerek yapım aşamasında gerekse işletim aşamasında aşamasında olası deniz kirliliği(kazalar vs), gürültü,ışık vb diğer kirleticilerden kaynaklanan çevresel sorunlarınortaya çıkma olasılığı yüksektir.Güllük Dalyanı’nın çok büyük bir sazlık içerdiği dikkate alındığında burada Yaban kedisi, Saz kedisi gibi türlerin varlığının araştırılması önem taşımaktadır.Güllük Dalyanı kuşları açışından değerlendirme; Saha çalışmamız sırasında Güllük Dalyanında çok sayıda flamingo ve gri balıkçıl kaydedilmiştir. Dolayısıyla dalyanda korunan kuş türü olup olmadığını belirlemek için mevsimsel çalışma gerekir. Güllük Limanı Dalyana 150-200 mt mesafededir. Planlanan projede dalyana doğrudur, dalyanın olumsuz etkilenme olasılığı vardır. Limandaki gemi trafiğinin artması özellikle gece ışıklandırma ve gürültü, dalyandaki kuş popülasyonunu strese sokabilecektir.Limana yük getiren kamyonlar dalyan kıyısındaki yolu kullanmaktadır, bu durum dalyandaki kuş faunası için sakıncalı olup alternatif güzergâh geliştirilmelidir.Olası kaza durumunda (kirliliğe yol açılması, sazlık yangını vb) kuşlarınkorunmasına yönelik bir B planı ve eylem planı oluşturulmalı, sahanın kuşbiyoçeşitliliğinin izlenmesi ve korunmasından sorumlu, bu konuda kendiniyetiştirebilecek bir Biyolog muhakkak istihdam edilmelidirUNEP (United NationEnviromentalProgramme) Birleşmiş Milletlerin çevresorunlarına yaklaşımını açık bir şekilde “ekonomik gelişmeyi ve kalkınmayıengellemeyecek şekilde doğa koruma stretejilerinin geliştirilmesi” şeklindetanımlamıştır. Koruma çalışmalarının ancak bölgesel istihdamın artırılması veekonomik gelişmişlikle doğru orantılı olduğu bilinmektedir. Bölgedeki GüllükDalyanı kuş faunası ve Akdeniz foku özel ilgi gerektiren biyoçeşitlilik değeridir vesürüdürebilir kalkınmanın temel kriterleridir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu rapor (sonuç kısmı hariç) durumun önemini çok iyi aktarmaktadır; ama sonuç kısmında ne yazık ki kendilerini inkar eden şekilde “yapılması planlanan projenin çevresel etkilerinin kuş ve fok populasyonu üzerine geri dönüşümsüz bir etki yapmayacağı öngörülmüştür” diye bitmektedir! Olay bu kadar açıktır!

Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün hazırladığı Muğla 2015 Çevre Durum Raporu’nda bölge şöyle betimlenmektedir:

“Metruk Tuzla ve Güllük Deltası:

Muğla İli, Milas İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Sırtlandağı Halep Çamı Tabiatı Koruma Alanına komşu olan sulak alan havzası, Tuzla Gölü Sulak Alanı ve Güllük Dalyanı olmak üzere 1.180 ha alanı kapsamaktadır. Sulak alan, uluslararası öneme sahip sulak alanlarımızdan bir tanesidir.  Tuzla ve Güllük 2001 yılında (IBA ImportantBirdArea) Önemli Kuş Alanı olarak tanınmıştır. Tuzla Gölü ve Güllük Dalyanı’nın hafif tuzlu acımsı suyu, kuşların yaşamsal besin kaynağı olan balık, deniz yosunları ve küçük canlıları barındırır. Tuzla ve Güllük, her yıl 2000 flamingoya ev sahipliği yapmaktadır. Sürü halinde havalandıklarında pembe ve siyah kanatlarıyla gerçekten görülmeye değer bir manzara oluştururlar. Nadir kuşlardan Dalmaçyalı ve Beyaz Pelikan, Balık Kartalı, Gri Balıkçıl, kaz türleri Tuzla’da görülebilir. Çamurlu sığ bölgelerde ördek türleri, Karabağ Martı, İspinoz, Büyük Akbalıkçıl, Kılkuyruk, Kaşıkgaga, Fiyu olmak üzere Yağmurçunlu ve nadir türlerden Terek düdükçünü burada gözlenmektedir.

Hemen her gün, akşamüstü sürüler halinde karabataklar, martılar, pelikanlar vd Dalyan’dan gecelemek için Tuzla’ya (lagün) gitmekte, sabah da tekrar Dalyan’a dönmektedirler. İnşaat süresince gece gündüz, kazık çakma gürültü ve titreşimleri bu döngüyü sekteye uğratacak, kuşların bu havzayı terk etmesine yol açacaktır. Bu bile başlı başına RAMSAR’a aykırıdır.

“Söz konusu proje sahası böyle bir alan (UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi) içerisinde yer almamaktadır.”

Bugüne kadar UNESCO tarafından veya ülkemiz hükümetleri tarafından dünya mirası içine alınmamış olması, burada tarihi-kültürel mirasların olmadığı anlamına gelmez. Her şeyden önce proje sahasının adı “Manastır Mevkii”dir, hemen 1 km karşısında antik İasos kenti ve limanı bulunmaktadır, Güllük’ün antik çağdaki adı ise Hermias’tır! Bu tarihi-kültürel değerlerimizi korumamız için illa UNESCO mu devreye girmeli!?

“Hafriyat oluşumu ve dolgu malzemesi taşınması ve dökülmesi yapılmayacağından toz emisyonunun oluşması beklenmemektedir. Faaliyetin inşaat ve işletme aşamalarında araç ve makinelerden kaynaklanacak çevresel gürültü ve titreşim oluşacaktır.”

Binlerce kazığın çakılması, karadan büyük bir alanın tıraşlanması ve kazıklanması nasıl oluyor da çevreye zarar vermiyor. İnşaatın 7/24 365 gün süreceği belirtilmektedir; bırakın Orjan Sitesi sakinlerini Güllük merkez ve bölgedeki canlılar için oluşturacağı toz, kirlilik, gürültü, titreşim nasıl olur da zarar vermez?

Yukarıdaki daha pek çok çelişkili örnekler raporda yer almaktadır. Örneğin, sanki projeyle çok bağlantılıymış gibi sayfalarca avcılık ile bilgiler verilmekte, haritalarda Bafa-Köyceğiz vs verilirken yanı başındaki Dalyandan ve Bargilia’dan hiç söz edilmemektedir. Bu bakımdan, kısacası bu ÇED Raporu güvenilmezdir!

11. Gemi Trafiğinin Yaratacağı Risklerden Hiç Söz Edilmemiştir

Gemi trafiği, raporda belirtildiği gibi değil, zaten Güllük beldesinin karşı kıyısından akmaktadır. Ancak nereden akarsa aksın, yılda 500 büyük geminin trafiği, hem balıkçı ve gezi turları, hem özel kayık ve yatlar için çok ciddi bir tehditler oluşturmaktadır. Bugüne kadar birçok yük gemisinin de dümen kitlenmesine ve zor durdurulduğuna tanık olunmuştur. Ağır yük kaymasına bağlı gemi batmasına rastlanmamakla beraber hiç yaşanmayacağı anlamına gelmemektedir. Körfezde her an bir gemi kazasının olması kaçınılmazdır. Böyle bir durumda, zaten kanserojen maden tozları taşıyan gemilerin batması durumunda, yaşanacak çevre felaketini düşünmek bile istemiyoruz. Güllük Körfezi ve Dalyan şimdiden can çekişmektedir. Gemilerden boşaltılan sintineler, sızan makine yağları, pervane gürültüleri ve savruntuları, dipteki çapa tahribatları, bölgede savrulan zehirli maden tozları vb şimdiden çevreye büyük zararlar vermiştir, gelecekte daha da çok verecektir. ÇED Raporunda bu risklere ilişkin hiçbir zarar ve önlemden söz edilmemektedir!Kirliliğe bağlı deniz anaları istilâsi ve gemilere tutunarak gelen yerel olmayan zehirli balık popülasyonunda artış yaşandığı da gözlenmektedir.

12. Proje Çalışması Sırasında Ortaya Çıkacak Tahribat

Proje, raporda belirtildiğine göre 1 yıl 7/24 sürecektir. Gerek binlerce kazık çakımlarının deniz dibine vereceği zararlar, gerek yaratacağı titreşimler, gerekse ortaya çıkacak gürültü insanları son derece rahatsız edeceği gibi, balıkların doğal göç ve yumurtlama yeri olan Dalyana girişine, yerleşik ve göçmen kuşlara da çok büyük zararlar verecektir. Kıyı karasal alanda yapılacak tıraşlama-düzleştirme çalışmaları ise üzerine tuz-biber ekecektir. “Bunlar kısa süreli” denilerek hafife alınacak şeyler değildir; bu göçler bazı balık ve kuşlar için günlük, bazıları için yılda iki kez gerçekleşmektedir. Son derece hassas ekosistemde canlılar habitatlarının zarar gördüğünü anladıklarında oraları terketmektedirler.

SONUÇ

Bizler Güllüklüler olarak; hiçbirimiz ne liman ne de sanayi tesisi yapılmasına karşıyız, elbette imanlar yapılmalıdır; ancak bu limanların, ülkemizin uzun vadeli güzellikleri ve yaşanabilirliği göz önüne alınarak uygun yerlere yapılmasını istemekteyiz. Mevcut liman ve yeni planlanan liman zaten kapalı bir havza olan ve körfezin sonunda tam da Dalyanın ağzında yer almaktadır. Çok geç olmadan, yenisinin ve daha büyüğünün yapılması bir yana mevcut liman da buradan kaldırılmalı, daha ilk aşamalarda alternatif yer olarak belirlenen açık denize dönük Alagün Burnu’na aktarılmalıdır. Aksi halde gelecek kuşakları bir yana bıraksak bile, çok yakın gelecekte Körfez yaşanmaz hale gelecektir.

“En fazla 1 yıl süreceği” belirtilen liman çalışmasında 100 kişinin istihdam edileceği bilgisi ise, Güllüklüleri saf yerine koymaktan başka bir işe yaramaz. Liman yapma ve kazık çakma, profesyonel bir iştir ve bu ekipman zaten Güllük’e dışarıdan getirilmek durumundadır, geriye kalan az sayıdaki kişiye istihdan sağlanmış olsa bile, bunlar en fazla 1 yıl sonra işten çıkarılacaklardır; kimse kimseyi aldatmasın.

Mevcut durumda yılda 7 milyon ton ham cevher ülkemizden yurtdışına çıkarılmaktadır. Bunun Güllük’e, Güllüklüye, Milas’a, Muğla’ya kattığı (bir avuç çalışan eleman dışında) hiçbir ekonomik değer yoktur. Tam tersine, Milas, Güllük, Körfez ve Dalyan’a, insan-hayvan-bitkilere açtığı onulmaz tahribatlar vardır. Bu değerli madenlerimiz yurtdışında stoklanmakta, mamul madde olarak tekrar bize satılmaktadır (örneğin Mermer); yani ülkemiz büyük bir ekonomik kayba uğramaktadır. Proje de Vakıflara değil, 23 yıllığına kiralayan bizzat bir şirkete aittir.

Kaldı ki, hiçbir geçici ekonomik faaliyet, bir ülkenin coğrafyasına, doğasına, yani kendisine kalıcı zarar verme lüksüne sahip değildir ve olmamalıdır. Yurt; üzerinde yaşayan canlıları, coğrafyası, tarihi, kültürü vb ile bir bütündür. Her ekonomik faaliyetin bir alternatif maliyeti vardır, ancak bu geri döndürülemez bir doğa yıkımına yol açamaz. Bataklığa dönmüş, içinde canlı yaşamayan, denizine girilemeyen bozulmuş bir çevrenin ülkeye ve gelecek kuşaklara ihanet olacağı unutulmamalıdır.

Yukarıda, ÇED Raporu’ndaki eksiklikleri, çarpıtmaları ve yanlışları kısaca ele almaya çalıştık. Bu rapor bu haliyle dikkate alınabilecek bir rapor olmaktan uzaktır. Bir an önce, içinde akademisyenlerin ve çevre mühendislerinin bulunacağı bağımsız bir heyet tarafından tüm ekosistem dikkate alınarak ciddi ve firma değil ülke çıkarları gözetilerek bir araştırma yapılıp yeni bir ÇED Raporu hazırlanması yoluna gidilmelidir. En önemlisi ise, proje revizyonundan öte, var olan liman da Dalyan’ın ağzından kaldırılarak açık denize yakın alternatif bir yere taşınmalıdır; aksi halde ülkemize alternatif maliyeti çok ama çok ağır olacaktır. Gelecek kuşaklar hiçbirimizi affetmeyecektir. Bizler, şimdiden ulusal ve uluslararası platformlarda bunun takipçisi olacağımızı belirtmek istiyoruz."

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500