Advert
Advert

BAŞHEKİM, RADYO GÖZLEM’DE DİYEBETİ ANLATTI

BAŞHEKİM, RADYO GÖZLEM’DE DİYEBETİ ANLATTI
Bu içerik 631 kez okundu.
Advert

Başhekim Uzman Doktor Tarık Çubukcuoğlu Radyo Gözlem’in konuğu oldu.

Her yıl 14 Kasım tarihinde toplumda farkındalığın arttırılması ve diyabetin öneminin vurgulanması amacıyla kutlanan Dünya Diyabet Günü dolayısıyla 75. Yıl Milas Devlet Hastanesi Başhekimi İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Tarık Çubukcoğlu 14 Kasım 2019 Perşembe günü saat 12.30’da Radyo Gözlem’in konuğu oldu.

Gizem Kapusuz tarafından hazırlanan ve sunulan programda, Başhekim Çubukcuoğlu, diyabet gününün neden 14 Kasım’da kutlandığı ile ilgili açıklama yaparak; “14 Kasım, 2007 yılından bu yana Birleşmiş Milletler kararıyla Dünya Diyabet Günü olarak kutlanıyor. Tabii 14 Kasım tarihinin seçilmesinin bir sebebi var. Dünya Sağlık Örgütü(WHO) ile Dünya Diyabet Federasyonu’nun (IDF) tarafından, 1921 yılında insülini bularak diyabet hastası milyonlarca hastanın tedavisini mümkün kılan Kanada asıllı Fredrick Bantig‘in doğum yıl dönümü anısına 14 Kasım tarihini Dünya Diyabet Günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir” dedi.

Programda diyabeti açıklayan 75. Yıl Milas Devlet Hastanesi Başhekimi İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Tarık Çubukcoğlu; “Vücudumuzda pankreas adını verdiğimiz bir organ var. Pankreas insülin adını verdiğimiz hormonu salgılayarak kan şekerimizi dengede tutuyor. Biz beslenirken almış olduğumuz gıdalarla birlikte vücudumuzdaki metabolizma kapsamında oluşan glikozu hücre içerisine sokarak enerji elde ediyoruz. Bunun ana anahtarı insülin adını verdiğimiz hormon. Diyabet ise bu hormonun eksikliği, tam eksikliği ya da kısmen eksikliği sonucunda ortaya çıkan bir klinik durum. Yani en anlaşılır şekilde insülinin etkisiyle kanımızdaki glikoz hücrelerin içerisine girip enerji sentezlenmesini sağlıyor. İnsülinin olmadığı durumlarda bu proses gerçekleşemiyor, kan şekeri yüksekliği ve buna bağlı olan diğer komplikasyonlar meydana geliyor. Özetle insülinin kısmen ya da tam olarak eksikliği durumunda ortaya çıkan tabloya biz diyabet adını veriyoruz” dedi.

Gebelikte diyabet konusuna da değinen Çubukcuoğlu; “Gestasyonel diyabet dediğimiz gebelik döneminde ortaya çıkan bir diyabet türü var. Bu da oldukça önemli ve dikkat edilmesi gereken bir durum. Gestasyonel diyabetin hem anne hem de bebek açısından ciddi riskleri var. Biz gestasyonel diyabet açısından tüm gebelerimizi tarayama tabi tutuyoruz. Tarama sonucunda gestasyonel diyabet tanısı koymuş olduğumuz gebelerimizi mutlaka gebelik sürecinde yakın takibe alıyoruz. Gebelikteki diyabet makrozomik (Normalden iri) bebek dediğimiz bebeklerin doğumuna sebep olabiliyor. Hem annenin hem de bebeğin sağlığını tehlikeye sokuyor. Gestasyonel diyabetin bir kısmı bebek doğduktan sonra gebelik sonrasında ortadan kalkabiliyor, kaybolabiliyor. Büyük bir bölümü böyle. Bir kısım hastamızda ise diyabet devam edebiliyor. Bunları da gözlem altında tutmamız gerekiyor. Bu anlamda hangi gebeler risk altındadır dersek ailesinde diyabet olan, daha önceki gebeliklerinde gestasyonel diyabet öyküsü olanlar, beden kitle endeksi yüksek olup obez veya yüksek kilolu olanlar risk altındadır. Şunu belirtmek isterim tüm gebelerimizi biz hem aile sağlığı merkezlerimizde hem polikliniklerimizde mutlaka gestasyonel diyabet açısından tarıyoruz. Gestasyonel diyabet tanısı almış gebelerimizi de çok yakın takip ediyoruz. Onların kan şekerlerini sıkı bir markaja alıyoruz, olası risklerden korumak adına” diye konuştu.

Diyabetin vücudumuzun her organını etkilediğini ifade eden Başhekim Çubukcuoğlu; “Ben bir iç hastalıkları uzmanı olarak çok net ifade edebilirim ki diyabetin vücudumuzda etkilemediği bir sistem veya organ yok. Damarlarımızın iç yüzeyini döşeyen dokuya biz endotel diyoruz. Endoteli etkiliyor. En çok bilinen gözler, kalp damarlarımız, böbrek damarlarımız başta olmak üzere tüm damar yapılarını etkiliyor. Duymuşsunuzdur. Diyabete bağlı olarak göreme yetisini kaybetti. Diyabete bağlı olarak diyaliz almak zorunda kaldı. Ayağında iğleşmeyen yaralar oluştu, ayağı kesilmek zorunda kaldı gibi bir çok komplikasyon ne yazık ki iyi takip edilmeyen veyahut ta kan şekeri istediğimiz düzeyde kontrol edilmeyen hastalarımızda meydana geliyor. Aslında diyabetin bu anlamda bizim açımızdan çok büyük önemi var. Diyabetin tanısı konduktan sonra, diyabetin etkin, etkili bir şekilde takibi yapıldığı takdirde bu komplikasyonlardan hastalarımızı korumuş oluyoruz. Bizim tanı ve tedavideki ana hedefimiz de diyabete bağlı komplikasyonları en aza indirgemek. Mümkünse hiç oluşmamasını sağlamak” dedi.

Diyabet ve obezite ilişkisini açıklayan 75. Yıl Milas Devlet Hastanesi Başhekimi İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Tarık Çubukcoğlu; “Diyabet ve obezite kol kola gezen kankalardır. Vücut ağırlığımızı kontrol etmek, bel çevremizi kontrol etmek ve beslenme düzenimizi kontrol etmek, fiziksel aktivitelerimizi arttırmak bizi aslında sadece diyabetten değil tüm kardiyovasküler riskimizi azaltıyor. Tüm riskleri minimalize ediyor. Toplumumuzun yüzde 30’u obez. Erkeler kadınlara göre bir miktar daha şanslı erkelerde bu oran yüzde 20’lerde, kadınlarda yüzde 40’lara varıyor. Yani obezite ciddi bir halk sağlığı sorunu. Zaten bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığımız obeziteye karşı adeta savaş açmış durumda. Obezite ile mücadele etmek adına ciddi bir bilinçlendirme kampanyası başlatıldı. Bizim öğrencilik yıllarındaki havuz problemlerini hatırlarsanız havuzu dolduran bir musluk ve havuzu boşaltan bir musluk. Bu şekilde düşünülebilir. Aldığımız kalori miktarı, harcadığımız kalori miktarı. Aldığımız kalori miktarı havuzu dolduran musluklar kabul edilecek, havuzu boşaltan musluk ise harcadığımız kalori miktarı. Tabi bazen bize enteresan sorular gelebiliyor. Falanca daha az hareket ediyor, daha fazla yiyor. Kişiler arası metabolizma farklılıkları olabiliyor. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. Biz aldığımız kalorileri harcamıyor isek, harcadığımızdan fazla kalori alıyorsak 2 kere 2 4 eder, obezite olarak karşımıza çıkacak. İşte bu noktada yapacağımız yaşam tarzı değişikliklerimiz, beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, fiziksel aktivite düzeyimizi arttırmamız bizim ileri yaştaki yaşam kalitemizi belirleyecek.

Biz çok şanslıyız. Çünkü Milas’ta yaşıyoruz. Akdeniz tipi diyetin uygulanabileceği cennet bir ilçede yaşıyoruz. Zeytinyağı ve her türlü gıdanın en doğal haline ulaşabiliyoruz. İlçemizde kurulan semt pazarlarında mevsim meyvelerini, sebzelerinin en tazesini tüketebiliyoruz. Hazır gıdalar, işlenmiş gıdalar tüketmek yerine tencere yemekleri, her türlü sebze, meyve, lifli beslenmeye dikkat edeceğiz. Çok avantajlı bölgede yaşıyoruz. Denize girmek için birçok güzel koyumuz var. Bol bol yüzebiliriz. Yemyeşil alanlarımız var yürüyebiliriz. Fiziksel aktivite düzeyinizi lütfen arttırın” diyerek tüm Milaslıları uyardı.

14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla ilçemizde yapılan etkinliklerden de bahseden Başhekim Çubukcuoğlu; “75. Yıl Milas Devlet Hastanesi’nde bir hemşiremiz ile deyabit eğitim birimimizle bir stant kurduk. Vatandaşlarımıza ve müracaat eden hastalarımıza bilgilendirme yaptık. İlçe Sağlık Müdürlüğümüz Atapark’ta bir stant kurarak müracaat eden vatandaşlarımızın ayaklarından parmak ucu striple kan şekeri ölçümü yapıldı. Diyabetle ilgili, obezite ile ilgili, beslenme ile ilgili bilgilendirmeler yapıldı. Gençlik Merkezimiz ve Kaymakamlığımız ile birlikte “Diyabete Karşı Pedallıyoruz” sloganıyla, yine farkındalığı arttırmak amacıyla, konunun fiziksel aktivite yönüyle bir bisiklet turu düzenlendi” dedi.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500