Advert
Advert

PROF. DR. MUAMMER TUNA İLE SÖYLEŞİ

PROF. DR. MUAMMER TUNA İLE SÖYLEŞİ
Bu içerik 972 kez okundu.
Advert
Haberin galerisi için tıklayın!

Gazeteci, Araştırmacı, Yazar Nevzat Çağlar Tüfekçi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tazelenme Üniversitesinin kurucusu ve aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Muammer Tuna ile bir söyleşi geçekleştirdi.

Söyleşi: Nevzat Çağlar Tüfekçi

  • Önce sizi tanıyabilir miyiz?
  • Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü başkanıyım. Aynı zamanda Muğla Tazelenme Üniversitesi kurucusuyum. Çalışma alanlarım; Çevre Sosyolojisi, modernleşme, turizm, sürdürülebilirlik… Son 5 yıldır yaşlılık konusuyla ilgilenmeye başladım. Dünyamızda ve ülkemizde, yaşlı nüfusun giderek arttığı bir gerçekliktir. Giderek yaşlı nüfuslu toplumlara doğru dönüşüyoruz. Gelişmekte olan ülkeler de artık yaşlı nüfuslu toplumlar haline geliyor. Gelişmiş ülkeler zaten yaşlı nüfuslu toplumlardı. O ülkelerde, bu süreç yüzyılın başında başladı, 1950’li yıllardan sonra ise bu yaşlı nüfus belirgin bir şekilde artmaya başladı. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu durum son 10-15 yılda daha belirgin bir duruma geldi. Toplumda yaşlı nüfus her zaman var. Türkiye’de de var…

 

  • Batı’da yaşlı nüfus daha mı fazla?
  • Oradaki yaşlanma daha önceleri, 1950’lerde başladı.

 

  • Tazelenme Üniversitesi ne demek?
  • Tazelenme Üniversitesi 60 yaş üstü vatandaşlara, yükseköğrenim düzeyinde eğitim veren gönüllülüğe dayalı bir sosyal sorumluluk projesi. Muğla Üniversitesinde oluşturduğumuz Tazelenme Üniversitesinde ders veren hocalarımız ücret almıyorlar. Derslere katılan öğrenciler de harç ödemiyorlar. Nedir Tazelenme Üniversitesi? Altmış yaş üstündeki vatandaşların tekrar aktif yaşama katılmaları, bir bakıma aktif yaşlanma olgusu. Aktif yaş almayı hedefleyen bir proje.

 

  • Bu proje nerede ve nasıl ortaya çıktı ilk olarak?
  • Bu Tazelenme Üniversitesi Projesi ilk kez 2016 yılında Akdeniz Üniversitesinde 50 kişilik bir grupla başladı. 2017 yılında Ege’de ve Muğla’da başladı. İnsanlar genelde, 50-60 yaştan sonra aktif yaşamları biraz yavaşlıyor. Yaşlılıkla birlikte fiziksel olarak geriliyorlar,  vücuttaki organlar eskisi gibi düzgün çalışmıyor, hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Dolayısıyla bu insanlar yavaş yavaş geri çekiliyorlar hayattan. Bu durum 60’tan sonra daha belirgin olarak görülüyor. “Yaş yetmiş iş bitmiş” gibi bir deyim de var kültürümüzde. Biz diyoruz ki “Yaş yetmiş iş bitmemiş, yeniden başlamış”. İnsanın en verimli çağı bu yaşlar. Bizim toplumda kanıksanmış bir yargı var; 50-60 ve 70’den sonra artık hayattan çekilinir, fiziksel ve mental aktiviteler iyice zayıflar… 60 ve 70 yaş üstündeki insanlara, yaşlılara uygun gördüğümüz yaşam biçimi¸ evde bir köşede otursun, yesin-içsin, bakımını da yapalım ama ortalıkta dolaşmasın, bir şeye karışmasın, sormadıkça bir şey söylemesin, söylerse de uzatmasın, ayakaltında dolaşmasın… Biz onlara böyle bir yaşamı reva gördük. Bizim toplumsal kültürümüz, yaşlı diye nitelendirilen insanlara böyle bir yaşamı reva görüyor.

 

  • Bu durum sadece bizde mi var, başka kültürlerde de benzer durumlar var mı?
  • Bu sadece bizim topluma özgü bir şey değil; başka toplumlarda da benzer yaklaşımlar var. Bu tip kültürler, toplumun genç nüfusunun çoğunlukta olduğu dönemlerde bir ölçüde geçerliydi. Çünkü o zamanlar çok uzun da yaşamıyordu insanlar. Eskiden 50 yaşında birisine yaşlı denirdi örneğin.  Ama şimdi biz 60-70 yaşındaki birisine artık yaşlı demiyoruz.

 

  • Niçin?
  • Çünkü toplumda yaşlı nüfusun oranı arttı. Tazelenme Üniversitesinin temel ortaya çıkış gerekçesi de bu. Artan yaşlı nüfusla birlikte, yaşamdan çekilen bu nüfusun, toplumda pasif bir durumda kalmasını önlemek amacıyla onları tekrar hayatın içine çekebilmek... Hem fiziksel hem mental olarak ve hatta mümkünse ekonomik olarak… Bizim daha ileriki projelerimizde, bu nüfusun yeniden üretime katılmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Ortaya çıkış gerekçesi böyle…

 

ÜÇÜNCÜ YAŞ ÜNİVERSİTESİ

 

  • Bu uygulamanın Dünyadaki örneklerinden söz eder misiniz? Oralarda yaşlılar için neler yapılıyor örneğin?
  • Dünyada “Üçüncü Yaş Üniversitesi” olarak geçiyor. İngilizcesi “University of The Third Age”. Üçüncü yaş ne demek? Birinci yaş, gençlik; İkinci yaş, gençlikten sonraki orta dönem, 60’lı yıllara kadar olan dönem; Üçüncü yaş da, 60’tan sonraki yaşlılık dönemi. Bunun için özel bir kavram geliştirilmiş. Emeklilik sonrası dönem. Üçüncü Yaş Üniversitesi ilk olarak 1972 yılında Fransa’nın Toules kentinde kuruluyor. Fransa’da 80’lere kadar yaygınlaşıyor. 80’den sonra İngiltere’ye yayılıyor. Daha sonra dünyanın her tarafında yaygın hale geliyor. Bugün artık Batı ülkelerinin tamamına yakınında “Üçüncü Yaş Üniversitesi” var. Avrupa, Amerika, Avustralya, Çin, Hindistan, Japonya…

 

  • Yaşlıları yaşama kazandırma, mümkünse tekrar üretimin içinde yer almalarını sağlama; hükümetlerin bir politikası olmalı mı?
  • Olmalı kesinlikle… Niçin olmalı? Yaş uzadıkça, bu insanlar hayattan geri çekildiğinde, mutsuz oluyorlar, sağlıkları bozuluyor ve insanlar yaşamlarına sağlıksız bir şekilde devam ediyorlar. Hastaneye gidip gelmeler başlıyor. Eğer kişi aktif yaşlanırsa, devlet ona daha az sağlık masrafı yapacak. Burada şu gündeme geliyor: yeniden ekonomik yaşama aktif olarak katılmak… Bundan kastımız; yeniden devlet dairesine girsin, çalışsın şeklinde değil. Yaşlı insan evinde de bir şeyler yapabilir. Kadınlar evlerinde örgüler yapabilir, hobilerin sahibi olarak bir şeyler üretebilir ve daha sonra bunları satabilir. Böylelikle ekonomiye de katkı sağlayabilir. Toplumda şöyle bir anlayış var; yaşlılar toplumun sırtında bir yük. Yaşlılar bunu kabul etmiyor. Yaşlıların aktif olarak ekonomik yaşama katılmaları; ilerideki projelerimiz arasında yer alıyor. Bununla ilgili yurt dışındaki uygulamaları anlatayım ben size…

 

  • Buyrun…
  • Yaşlıların ekonomik olarak aktif hale gelmesi, şu anda Japonya’da hükümetin sosyal politikalarda düşündüğü en önemli konu! Bizde şu anda ömür beklentisi 79 arasında. Erkeklerde 76, kadınlarda 82. Erkeklerle kadınlar arasında 6 yıl fark var. Kadınlar daha uzun yaşıyor. Bu yaş, Japonya’ya geldiğimizde, 90’lara yaklaşıyor. Düşünün 60-65 yaşında emekli olmuş, 90’a kadar yaşaması bekleniyor. Emeklilikten sonra 25 yıl daha yaşayacak, aynı zamanda da fiziksel vb. aktif olacak. Japon hükümeti diyor ki biz bu insanları ekonomiye nasıl katarız? Çünkü yaşlı nüfus Japonya’da şu anda %20’leri geçmiş durumda. Bu oran, Türkiye’de daha henüz % 10’a ulaşmadı; % 9 civarında. Japonya’da her 5 kişiden birisi yaşlı ve bu oran yakın zamanda %30’lara çıkacak. Yaşlı nüfusun geliri düştüğü için artık satın almıyor. Düşünün nüfusun 1/5’i satın almıyor. Satın almazsa ne olur? Ekonomide bir durgunluk gözlenir. Son 20 senedir Japonya’nın en önemli ekonomik sorunu, durgunluktur. Şimdi bunu canlandırmaya çalışıyorlar.

 

  • Ne yapıyorlar mesela?
  • Yaşlı nüfusu ekonomik olarak aktif hale getirmeye çalışıyorlar. Onların para kazanmasını sağlamak ve kazandıkları parayı da harcamalarını sağlamak. Böylelikle ekonomide bir dinamizm kazandırmak istiyorlar. Bu konu, şu anda Türkiye’nin gündeminde değil. İleriki dönemlerde bu konu veya sorun da konuşulmaya başlanacak.

 

             TAZELENME ÜNİVERİSİTESİNE İLGİ NASIL?

 

  • 60 yaş ve üzeri kişilerin katıldığı Tazelenme Üniversitesine ilgi nasıl, biraz da bunu bize anlatır mısınız?
  • Biz, 2017’de başladık bu işe. 2017’de girenler bu yıl 3. Sınıf oldu(2019 itibarıyla). Şu anda üç sınıfımız var. Öğrenim süresi 4 yıl. Lisans eğitimi düzeyinde bir eğitim veriyoruz. Hatta dördüncü bir sınıf daha açmayı düşünüyoruz. Öğrenci kaydı yaparken bazı sınırlamalar getirdik. Özellikle 60 yaş üzeri olacak. En az lise mezunu olacak. Fiziki olarak kendisi yürüyebilir durumda olacak. Çok ciddi sağlık sorunu olmayacak; hem fiziksel hem de mental. Aile hekiminden sağlık raporu istiyoruz. İlk aşamada bu kayıt koşullarını belirledik. Tekerlekli sandalye ile gelenler özel ilgi bekliyor. Bizim şu aşamada bunu sağlamamız zor ama ileriki aşamalarda bu durumda olanlar için de çalışmalarımız olacak.

 

  • Bu koşulları yerine getirenler başvurusunu yapıyor. Seçmeleri nasıl yapıyorsunuz?
  • Bugüne kadar kayıt koşullarını yerine getirenlerin başvuruların hepsini kabul ettik. Toplam 300’e yakın öğrencimiz var; 1. 2. ve 3. sınıfta ve düşük eğitim düzeyine sahip olanlardan oluşturduğumuz dördüncü sınıfta. Ayrıca Milas, Bodrum, Köyceğiz ve Fethiye kampüslerinde de yaklaşık 400 öğrencimiz var. Bunların hepsi aktif olarak okula devam ediyor. Hasta olanlar oluyor, aile sorunları oluyor. Torun bakanlar var.

 

  • Derslere katılım nasıl, devam oranı ne düzeyde?
  • 300 öğrencinin yaklaşık ¾’ü sürekli devam ediyor. Yoklama yapıyoruz. Lisans eğitiminde hangi kurallar geçerliyse, burada da o kurallar geçerli. Her ders yoklama alıyoruz. Haftada iki gün teorik ders, bir gün spor, bir gün de seçmeli dersler var… İmkânlarımız sınırsız değil. Üniversitelerin dersliklerini kullanıyoruz. Derslerimiz akşam oluyor. 17,30’da başlıyor, 19.30’da bitiyor. İkinci öğretim gibi bir uygulama. Dersliklerimiz 60-70 kişi kapasiteli. Bir sınıfın 80 kişiden fazla olmasını istemiyoruz.

 

  • Burada sınav var mı?
  • Sınav yok. Sadece dönem sonu için bir ödev var. Herkes bir ödev alıyor.

 

SINAV YOK, DÖNEM ÖDEVİ VAR

 

  • Ne tür ödev bunlar?
  • Bizim yaklaşık 20 dersimiz var. Bu derslerle ilgili ödevler oluyor. Örneğin çevreyle ilgili bir ödev olabilir. Çevre kirliliği, hava kirliliği, küresel ısınma vb. Arkeoloji dersimiz var; arkeolojiyle ilgili ödev alanlar oluyor. Dört-beş tane Tıp derslerimiz var.  Bunlarla ilgili ödevler oluyor. Buradaki derslerimizde anlatılan konuların biraz daha ayrıntılı olarak işlenmesi ve araştırılması şeklinde oluyor ödevlerimiz. Kütüphanede araştırıyorlar, soruyor-soruşturuyor, internetten araştırıyor, çocuklarına ve torunlarına soruyor.  Güzel ödevler ortaya çıkıyor bu çalışmalar sonucunda. Bazıları kendi hayat hikâyesini anlatıyor, onları da kabul ediyoruz.  30-40 sayfalık ödevler geliyor bize.

 

  • Ödevi hazırlayıp getirmiş olmaları yeterli oluyor mu sizce, ne yazıldığına da bakıyor musunuz?
  • Onlara da bakıyoruz tabi. Ne yazmış, nasıl hazırlanmış, nasıl bir yöntem kullanmış… Bizim üniversitedeki ödev formatında hazırlamalarını bekliyoruz. Bazıları internetten indirdiğinin aynısını yazıp getiriyor. Böyle yapmayın diyoruz. İnternetten yararlanın ama aynısını yazmayın diyoruz. Bazıları ödevini el yazısıyla yazıyor; 20 sayfa, 30 sayfa. Bütün bu yaptıklarımızın bir amacı var. Bazıları; hocam niye yoklama alıyorsun, niye ödev veriyorsun diyor. Bu tür şeyler onlara zor geliyor. Okuldan çıkalı 50 sene olmuş, hayatında bir sayfalık yazı yazmamış… Dolayısıyla bu insanlar yeniden yazmaya, yazmak için araştırmaya başlıyorlar. Kitap okuyorlar. Bazıları kütüphaneye geldi, günlerce araştırma yaptı. Ben bunun gözlemledim. Bana da gelip soranlar oluyor, ödev hazırlık sürecinde. Ödev hazırlamak için ciddi bir çaba harcıyorlar. Zaten yapmak istediğimiz şey de o. Bir yandan Spor dersleriyle fiziksel olarak aktif olmaları, diğer yandan da bu ödevler ve derslere katılımlarla aslında kafayı çalıştırmaları… Bunlar beyni zorluyor. Beyni zorlamamamızın bir nedeni var. Biliyorsunuz çağımızın hastalığı Alzheimer. Alzheimerin etkisiyle beyin giderek işlevsiz hale geliyor ve görevini yapamıyor. Beyin hücreleri giderek ölüyor. İşleyen demir pas tutmaz misali biz o beyinleri işlevsel hale getirmek için çalışmalar yapıyoruz. Düşündükçe, kütüphaneye gittikçe, okudukça ve araştırdıkça; beyni çalıştırıyorlar. Bu çalışmaların tüm amacı, özellikle, Alzheimer hastalığına karşı hazırlıklı olmak, hazır olmak. Hastalık geliyorsa bile, yaşlı öğrencimiz ona şöyle sesleniyor: “Sen geliyorsun ama ben de eli kolu bağlı durmuyorum. Beyin sağlığımı korumak için Tazelenme Üniversitesinin bana yüklediği görevleri ve sorumluluğumu en iyi şekilde yerine getiriyorum. Sen beni tutsak alamayacaksın. Sana karşı direneceğim. Direne direne, daha sağlıklı hale geleceğim.”

 

TAZELENME ÜNİVERSİTESİ VE GERONTOLOJİ

 

  • Bir de yaşlılık bilimi denilen Gerontoloji var. Gerontolojiyle sizin çalışmalarınızın bağını kurabilir misiniz?
  • Bizim yaptığımız bu çalışmalar aslında bir bakıma Gerontoloji çalışması… Gerontoloji, yaşlılık sürecini, toplumsal bir olgu olarak incelemektedir. Aslında yaşlılık nedir, biraz ona değinelim. Yaşlılık dediğimiz şey, belirli bir yaştan itibaren, bu 50’li, 60’lı yaşlara karşılık geliyor, vücuttaki hücreler yavaş yavaş ölmeye başlıyor. Bütün hayatımız boyunca hücreler ölüyor ama gençken ölen hücrelerin yerine ölenden daha fazlasını üretiyoruz. Vücudumuzda daha çok canlı hücre var. Gençlik dediğimiz şey bu. Yaş ilerledikçe, ölen hücrelerin sayısı yeniden üretilen hücrelerin sayısından fazla hale geliyor. Yaşlılık dediğimiz şey de bu.  Vücudumuzdaki tüm organlarda bunu görüyoruz. Bunlar bazen kronik hastalıklara yol açabiliyor. Bir bakıma, bu kaçınılmaz bir şey. Ne yaparsak yapalım, vücudumuz fiziksel ve mental olarak yaşlanacaktır. Biz ne yapabiliriz? Bu süreci erteleyebiliriz. Yaşlılığın etkilerini 50 ve 60’lı yaşlarda da görebiliriz. Aktif yaşlanma, pozitif yaşlanma, sağlıklı beslenme, spor, kafayı çalıştırma gibi faaliyetleri yaptığımızda; 50’li ve 60’lı yaşlarda yaşayacağımız olumsuzlukları 80 ve 90’lı yaşlara öteleyebiliriz. Yani aradaki 20-30 yılı kazanmaya çalışıyoruz. Tüm yapmaya çalıştığımız şey bu. Yaşlılık kaçınılmaz ama bunun olumsuzluklarını ertelemek ve ötelemek mümkün. Japonya’da bunu 90’lara ertelediler. 90-100 yaşına kadar yaşayanlar çoğaldı Japonya’da. Örneğin Türkiye’de 100 yaşın üstünde 31 bin kişi var. Bu rakamlar önümüzdeki dönemde artacaktır. Yüzbinlere çıkacak 100 yaş üstü insan sayısı Türkiye’de…

 

ÖMÜR BEKLENTİSİ

 

  • Bu ömür beklentisi her yıl uzayabiliyor mu?
  • Her yıl uzuyor tabi. Niçin uzuyor? Bunu etkileyen değişik faktörler var. 1 yaşında ölen çocuk ta bu hesaplamaya katılıyor, 103 yaşında ölen de… Ömür aslında otomatik olarak uzamıyor. Ömrün uzamasını etkileyen bir faktör de çocuk ölümlerinin azalması. Önceden, çocuklar daha çok ölüyordu. Çocuk ölümleri azaldıkça, ömür beklentisi de artmış gibi görünüyor. Bir taraftan da daha uzun yaşıyor insanlar. Hastalıklar, kanser vakaları, kalp krizleri var ama diğer yanda da daha uzun yaşayanlar, sağlıklı yaşayanlar da var. Eğer kendinize dikkat ederseniz, daha uzun yaşama ihtimaliniz var.

 

  • Hocam o zaman somuta gelelim. Muğla’da ömür beklentisiyle ilgili hesaplamalar nedir?
  • Muğla Türkiye ortalamasının üstünde. Yaşlı nüfus, toplam nüfus içindeki 65 yaş üstü nüfusu ifade ediyor. Türkiye genelinde bu %9,5 civarında. Bu oran Muğla’da %12. Muğla, ortalamanın 2,5 puan üstünde.

 

  • Bunu neye bağlıyorsunuz?
  • Muğla’da sağlıklı bir ortam var. Diğer bir etken de Muğla’nın emekliler için tercih edilen bir yaşam alanı olması. Çok sayıda emekli göçü alıyor.  Emekli niçin burayı tercih ediyor? İklimi daha ılıman, doğal ortamı zengin, hava kalitesi iyi, deniz imkânları çok. Sağlıklı yaşlanma için uygun bir yer. Burada ihtiyaç duyabileceğiniz her şey var. Bizim tüm bu çalışmalarımız Muğla için bir kat daha önem arz ediyor. Çünkü yaşlı nüfus Türkiye ortalamasının 2,5 puan üstünde.

 

  • Tazelenme Üniversitesi gönüllülük temelinde yürüyen bir çalışma. Resmi bir yanı yok. Okulu resmileştirmek anlamında bir çalışma ve girişim var mı?                                    
  • Şimdi biz bir yandan bunun için de çalışıyoruz. Hükümet ve Cumhurbaşkanlığı düzeyinde. Resmi bir programa dönüştürebilirsek, o zaman bunun için üniversite ayrı bir bina tahsis edecek, ayrı bir bina yapılabilir. Batı’da da gönüllülük esasına dayalı bu çalışmalar. Orada büyük ölçüde sivil toplum örgütlenmesi şeklinde geçiyor ve katılımcıların bağışlarıyla yürüyor. İngiltere’de örneğin, Kraliyet ailesinin himayesinde. Yöredeki zenginler bu çalışmalar için yüklü miktarlarda bağışlarda bulunuyorlar. Bu bağışlarla bina yapılıyor.

 

GERONTOLOJİ ATLASI

 

  • Yaşlılıkla Gerontoloji biliminin ilişkisini anlattınız. Bir de Gerontoloji atlası diye bir şey var. Nedir Gerontoloji atlası?
  • Aslında bu projenin ortaya çıkış nedeni Gerontoloji Atlası projesidir. Bu proje ilk olarak Antalya’da, Akdeniz Üniversitesinde başladı. Bu üniversitede Gerontoloji bölümünün ilk kurucusu Prof. Dr. İsmail Tufan’ın başlattığı bir proje. On yıllık bir proje. Türkiye’nin yaşlılık haritasını çıkaran bir proje. 81 ilde araştırma ekipleri var her yıl yenileniyor. Bu proje bittiğinde, Türkiye’nin 10 yıllık yaşlılık haritasını, yaşlılık durumunu inceleyen çok geniş kapsamlı bir proje ortaya çıkacak. Bir taraftan bu proje sürerken, bu kadar yaşlı nüfus var madem, bunlarla ilgili ne yapabiliriz noktasında bu Tazelenme Üniversitesi fikri ortaya çıkıyor. Gerontoloji Atlasının bir devamı niteliğinde, Tazelenme Üniversitesi.

 

  • Gerontoloji Atlası çalışmasıyla hedeflenen ne?
  • Bununla Türkiye’nin yaşlılık profili ortaya çıkacak. Yüzde 9,5 yaşlı nüfus var diyoruz ama bu yaşlı nüfusun niteliği nedir, ne yapıyor, ne yiyor, ne içiyor? Bu konuda Nazilli’de Ordu-Gölköy’de yaşlı nüfusun yoğun olduğu yerlerde uzun yıllardır yapılan araştırmalar var. Buralardan şunları çıkarmaya çalışıyoruz: Birisi 100 yaşına kadar yaşadı ama ne yaparak yaşadı?

             100 YAŞ, NAZİLLİ VE GÖLKÖY ÖRNEKLERİ

  • Nazilli’nin bu konuda bir özelliği var mı?
  • Nazilli, ömür beklentisinin en fazla olduğu yer. Nazilli’de 100 yaşına üstünde çok kişi var. Ömür beklentisi diye teknik bir kavram var. Onu da açıklayalım. Bugün doğan bir bebeğin, kaç yıl yaşayacağını tahmin eden bir hesaplama. Nasıl oluyor bu? Mesela biz şu anda 2019 yılındayız. 2019’daki ömür beklentisi 2018’in verilerine göre hesaplanıyor. Nasıl hesaplanıyor? 2018’deki tüm ölüm yaşları toplanıyor ve ölen sayısına bölünüyor. Çıkan rakam, bir yıl sonraki ömür beklentisi oluyor. 2019’daki ömür beklentisi erkeklerde 76, kadınlarda 82 civarında. Yani 80’e yaklaşmış durumda.

 

  • 100 yaşına kadar yaşayanlar ne yaparak yaşadı, bunu anlatalım hocam. Önemli bir nokta bu!
  • Beslenme alışkanlığı var. Beslenme son derece önemli. Yaşam biçimi. Doğal ortam. Ortak özellikleri; kırsal kesimde yaşamaları. Nazilli’deki yapılan çalışmalarda, zeytinyağı çok önemli bir faktör. Bir yaşlının anlattıkları var, şöyle… Bir su bardağının içine zeytinyağını dolduruyor, içine kuru inciri atıyor, o kuru incir orada 24 saat duruyor ve iyice zeytinyağını emiyor. O yağı emmiş olan inciri ağzına atıyor ve sakız gibi çiğniyor. Belki bir saat. İşte o zeytinyağıyla incirin sentezi sonucu ortaya çıkan şey, neyse o, vücuttaki hücrelerin yenilenmesine yol açıyor. Malum zeytin ve zeytinyağı doğanın bir mucizesi. Bu çalışmalardan bu gibi şeyleri öğreniyoruz.

 

  • Ordu-Gölköy örneği nedir?
  • Ordu’da bir Mehmet Amca var. Yaşı 110’u geçmiş. Onun da beslenmesi tamamen doğal. Asıl anahtar kelime doğal beslenme. Tarlada kendi yetiştirdiğin ürünü yiyebilmek önemli olan. Balık ve Karalahana o bölgenin doğal beslenme şekli.

 

  • 65 yaş ve üstü öğrencileriniz var. Teorik ve hobi dersleri alıyor, spor yapıyorlar. Bir süre sonra bu öğrencilerinizde nasıl bir değişiklik meydana geliyor ve kendilerini nasıl hissediyorlar? Bunu konuşalım biraz.
  • O konuda da araştırmalar yürütüyoruz. Daha önce de yaptık. Ben size bir-kaç kişinin anlattığını aktarayım. 120 öğrencimizden 10-15 arası tek yaşayan kişiler. Eşi ölmüş, ayrılmış vb. Yaşları da 70 civarında onların. 75-80 olanlar da var. Çocukları da başka şehirlere gitmiş. Yalnızlık duygusu içindeler. Hayata küsmüşler. Mesela birisi beni çok etkiledi. Önceden tanıyordum kadını. 60 yaşlarında. 3-4 sene önce eşini kaybetmiş. Eşini kaybettikten sonra hayata küsmüş. Kendi anlatıyor. Onun yasını tutuyordum 3-4 seneden beri. Böyle bir proje var sen de gel diye beni çağırdılar dedi. Yok, ben gelmem demiş. Bir şekilde onu getirdiler Tazelenme’ye. Geldi buraya. Geldikten 2-3 hafta sonra kendisi geldi anlattı. Hocam siz benim hayatımı değiştirdiniz dedi. Ben hayata küsmüştüm, şu anda hayata yeniden bağlandım dedi. Bunun gibi anlatan, doğrudan bu tür şeyleri bana söyleyen en az 10 kişi var. Bu kişiler kendi yaşamlarındaki radikal değişiklikleri görüyor ve benimle paylaşıyorlar. Bana bunları anlatanların çoğunluğu kadın. Bizim öğrencilerin ¾’ü(Dörtte üçü) kadın. Öğrencilerimiz içinde hiç evlenmemiş, eşi ölmüş, boşanmış olanlar var. Hepsinin ortak özelliği, bizim bu projeye katıldıktan sonra, “bizim hayatımız değişti, siz bizim hayatımızı değiştirdiniz ve gerçekten tazelendik” diye duygu ve düşüncelerini ifade ediyorlar. Müthiş bir dinamizm, büyük bir heyecan var. Derslerimiz haftada iki gün. Düzenli devam eden grup, bir saat önceden gelip kantinde bizim öğrencilerle sohbet edip, kaynaşıyorlar.

 

  • Tazelenme Üniversitesi öğrencileriyle Örgün eğitimin genç öğrencileri bir araya geliyor mu, karşılaştıklarında nasıl bir diyalog kuruluyor aralarında?
  • Biz, bizim genç öğrencilerimize, herkes kendisine Tazelenmeden bir arkadaş bulacak diye tavsiyede bulunduk. Haftada, ayda bir görüşebilirsiniz, evlerine gidebilirsiniz; bu ilişkileri siz ayarlayın dedik. Bu proje kısmen tuttu. Bazıları 2 senedir halâ görüşüyor. Pikniğe, yemeğe gidiyorlar. Kantinde görüşüyorlar. Önce bizim öğrencileri onları yadırgadı. Öğrenci olmalarına anlam veremediler. Yaşlı insan gitsin evinde otursun diye düşünenler oldu. Birbirlerini tanıdıkça; onlar yaşlılardan, yaşlılar da onlardan etkilenmeye başladı. Büyük bir motivasyon örneği oldu bu kuşaklar arası ilişki biçimi. Bizim örgün eğitim öğrencilerinin derslere ilgisi az, zorla derse geliyor, gelmiyor, devamsızlık yapıyor, bir bezmişlik hali gözleniyor genç öğrencilerde.  Tazelenme öğrencileriyse derslerini hiç aksatmıyor. Bir öğrencimiz 92 yaşında. Biz iki sene önce bu derslere başladığımızda Muğla merkezde başladık. Baro’da ve Ticaret Odasında yaptık ilk derslerimizi. Yer sorunları vardı. 2017 kışı çok soğuk geçti. Bir gün hava çok soğuk; ders için Baro’ya gittim ve kendi kendime “herhalde bu havada derse pek gelen olmaz” diye düşündüm. Ancak sınıfa bir girdim, 40 kişi karşımda. O zaman toplam sayımız 60 kişi.  92 yaşındaki öğrencimiz, yürüyerek gelir, arabaya da binmez ve en önde oturur. Bir de öğrenciler arasında en ön sırayı kapma yarışı var. Marmaris’ten 15 kişi dolmuşla geliyor. Erken geliyorlar ve en ön sıralara oturuyorlar. Muğla merkezden gelenler ise sınıfa girdiklerinde en ön sıraların kapılmış olduğunu görüyorlar. Niye sürekli Marmarisliler en ön sıraya oturuyor diye tartışıldığına tanık oldum. Bunlar güzel şeyler.

 

YAŞ YETMİŞ, İŞ BİTMEMİŞ

 

  • Yaş yetmiş iş bitmiş yaklaşımı ne kadar doğru, bunun birey üzerindeki etkileri nedir?
  • Bizim kültürümüzde böyle bir deyim var maalesef. Bu deyim, insanların 60’lı, 70’li yaşlarda öldükleri dönemlere ait bir söz. Şimdi 80’li, 90’lı yaşlara kadar yaşayan insanların sayısı giderek artıyor. Özellikle kırsal kesimlerde bu yaş oranları fazlalaşıyor. Bu ifade şekli, yaşlılara karşı bir bakıma olumsuz bir yaklaşım. Yaşlıları tanımamayı, toplumun dışına itmeyi ifade eden olumsuz bir yaklaşım şekli bu…  Bugün artık bunun bir geçerliliği yok. Biz bunu kabul etmiyoruz. Toplumun da bunu kabul etmemesi gerekiyor. Giderek toplumda da bu anlayıştan vazgeçiliyor. O kadar çok yaşlı var ki…  Eskiden az sayıda yaşlı vardı. Onlar dışarı çıkmaz ve görünmezlerdi. Aslında bizim yaptığımız projenin bir amacı da bu… Yaşlılığı ve yaşlılıkla ilgili sorunları görünür kılmak. Evde bir köşede oturması ve hiçbir şeye karışmaması istenilen yaşlı; geliyor buraya, derse giriyor, not tutuyor, ödev hazırlıyor, gidip evinde oğluna soruyor, torununa soruyor…  “Yaş yetmiş iş bitmiş” fikrinin, ön yargısının bir geçerliliği yoktur ama bu önyargı tamamen ortadan kalkmış değil maalesef….

 

  • Buraya gelemeyen yaşlılar için aktif yaşlanma bağlamında, neler yapmalarını tavsiye edersiniz?
  • Bizim bu proje bir aktif yaşlanma projesi. Bu projenin yaygınlaştırılması lazım. Tüm üniversiteler, tüm illere yaygınlaştırılmalı bu uygulama. Bizim bu tip girişimlerimiz de var. Önümüzdeki yıl, bu uygulamanın 20 üniversitede hayata geçmesi bekleniyor. Bu projenin resmi bir programa dönüştürülmesinde yarar var. Beklentimiz bu. YÖK’ün programına alınması lazım. İsminin ne olduğu önemli değil. Önemli olan resmi eğitim-öğretim programlarının içine dahil edilmesi ve bunun için kamudan kaynak aktarılması gerekli. Batı’daki örneklere uygun olarak bu projenin sahiplenilmesi ve desteklenmesi, bu projeyi daha da güçlü kılar. Bu şu anda sosyal sorumluluk projesi olarak kişisel çabalarla yürütülüyor. Bu, bireysel inisiyatiflerden çıkarılıp, devlet ve sivil toplum örgütleri destekli sürdürülebilir bir proje olarak yaşam bulmalı. Bu projenin kurumsallaştırılması için gerekli adımlar atılmalı. Bir dernek kurup, dernek öncülüğünde bu işi yürütme düşüncemiz de var. Üniversite yönetimi bizim projemize büyük destek veriyor. Her konuda önümüzü açmaya çalışıyorlar. Bu projenin resmiyet kazanması için Rektörümüzle görüştük, Rektör gitti YÖK’le görüştü.

 

            DERS PROGRAMLARI

 

  • Biraz programa değinelim. Tazelenme Üniversitesinde hangi dersler veriliyor?
  • Biz Muğla’da şöyle bir program oluşturduk. Üç grup dersimiz var. Birinci grup: Teorik dersler. İkinci grup, uygulamalı spor dersleri. Üçüncü grup ise seçmeli dersler. Teorik derslerimiz şöyle: Sosyal bilim dersleri olan Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji, Edebiyat, Arkeoloji vd. Fen Bilimleri dersleri; Biyoloji, Fizik, Kimya gibi dersler. Tıp dersleri… Hocalara şunu söylüyoruz: Ne anlatacaksan bunu mutlaka yaşlılarla ilişkilendir. Örneğin Kimya hocası, beslenmeyi, zehirlenmeyi anlatıyor. Biyoloji Hocası, gelişimi anlatıyor. Tıp’tan 4-5 dersimiz var. Birisi kanseri anlattı. Üroloji hocası, prostatı anlattı.  Bir arkadaşımız, akupunkturu, alternatif tıbbı anlattı. Bir arkadaşımız kalp-damar hastalıklarını anlattı. Doğrudan doğruya yaşlıların her an karşılaşabilecekleri hastalıklar ve tedavi şekilleri hakkında bilgiler verildi. Herkes hocaları dikkatle dinliyor, notlar alıyorlar. Bizim genç öğrenciler not almazlar. Alırsa bile telefona yazarlar. Telefon icat olunca, kağıt-kalem yok oldu.

 

Sosyal bilim derslerinin amacıysa biraz dünyayı anlamak, biraz toplumu anlamak, kendimizi anlamak üzerine kurulu. Felsefe ve sosyoloji derslerinde tartışmalara katılıyorlar. Bazen günlük siyasete kayılıyor.

 

Seçmeli dersler daha çok sanat dersleri: Müzik, resim gibi.Yabancı dil var. İngilizce ve Almanca. Önümüzdeki dönem bunlara Latince ve İtalyanca derslerini de ekleyeceğiz.

Seneye el becerileri dersimiz olacak. Küçük marangozluk vb. Motor becerileri dediğimiz el becerileri çok önemli. Bu, el-kol-beyin koordinasyonu için önemli. Bu da alzheimerle yakından çok ilgili. Alzheimer için sizin biraz beyninizi zorlamanız lazım.

 

Geçen sene Tazelenme Olimpiyatları düzenledik. Aktif yaşlanma için spor dersleri var. Bunu teşvik etmek için, Tazelenme Olimpiyatları adı altında spor karşılaşmaları düzenledik. Üç gün süren bir etkinlik. Antalya ve İzmir’deki Tazelenme Üniversiteleri de geldi. Muğla ve Fethiye Huzurevi geldi. Beş takım oluşturduk. Yaşlıların yaptığı bir spor olan Bocce vardı bu olimpiyatta. Miskete benzeyen bir oyun türü. Buradaki amaç yaşlıların eğilip-kalkmalarını, hafif yürümelerini sağlamak, hafif bir rekabet sağlamak… Tamamen yaşlılara özgü bir spor bu. Masa tenisi oyunu var. Bu oyunlarda heyecan dorukta oluyor. Bizim bu olimpiyatlardaki heyecan, uluslararası olimpiyatlarda yoktur belki...

 

Seneye bunu uluslararası yapmayı düşünüyoruz. Bunu rektörle de konuştuk, tamam yapalım dedi. Olimpiyatlardaki amacımız hem Tazelenmeyi tanıtmak hem de Tazelenmenin özellikle fiziksel aktif yaşlanma konusunu gündeme taşımak, dikkat çekmek ve kamuoyu yaratmak. Yurt dışından, Japonya’dan da takımlar gelecek. Japonya’yı hep söylüyorum çünkü tüm bu faaliyetlerin en ileri olduğu yer Japonya. Çünkü yaşlı nüfusun en fazla olduğu yer Japonya.

 

YAŞAM BOYU EĞİTİME İNANÇ

 

  • İlkeleriniz arasında “yaşam boyu eğitime inanç” var. Nedir bu? Bunu biraz açar mısınız?
  • Aslında biz hayatımız boyunca öğreniyoruz. Formel dediğimiz okuldaki resmi eğitimleri alıyoruz. Bu eğitimler 20’li, 25’li yaşlarda bitiyor. En son Yüksek Lisans ve Doktora eğitimiyle tamamlanıyor. Yüksek Lisans ve Doktora herkesin yaptığı bir şey değil. Özel bir eğitim bu. Normalde eğitim süreci 25’li yaşlarda Üniversite eğitimiyle sona eriyor. Peki 25 yaşında hayat bitiyor mu? Bitmiyor. Özellikle bu teknoloji çağında her gün yeni bir şey çıkıyor. Şimdi akıllı telefonlar var. Elimizden düşmüyor. Her türlü özelliğini öğreniyoruz. Gençler kadar ileri yaşta olanlar da bu akıllı telefonun özelliklerini öğreniyorlar ve kullanıyorlar. Benim gençliğimde bilgisayarlar yoktu mesela. Sonradan bunları öğrendik. İnternet 1993’de Türkiye geldi. Batı’da 1980’lerde başlamıştı. Hayatımızı sürdürmek için sürekli öğrenmek zorundayız.

 

Batı’da hayatı boyunca insanlar, 3 ya da 4 meslek değiştirmek zorunda. Daha geleneksel mesleğe sahipseniz, bir süre sonra bu meslekler ölüyor ve işsiz kalıyorsunuz. İlla ben bunu yapacağım dersen aç kalırsın. ‘70’li yıllarda semercilik, nalbantlık vardı. Şimdi bu meslekler yok artık. Halâ bu işleri yapacağım dersen aç kalırsın. Ne yapacak örneğin? Semerciliği, marangozluğa dönüştürecek… On yılda bir büyük oranda teknoloji değişiyor. Dolayısıyla senin sahip olduğun meslekle işini ve hayatını sürdürmen mümkün değil. O zaman ne yapman lazım? Yeni mesleklere ilişkin yeni bilgiler edinmen lazım. Batı’daki en büyük şeylerden birisi bu. İşsiz kaldın, gittin SGK’ya; SGK sana önce iş ara diyor; onu yapmam, bunu yapmam dersen; sana işsizlik parası vermem diyor. O zaman senin elindeki mesleği yapacak imkân ve ortam yoksa yeni meslek öğrenecek ve kursa gideceksin; o mesleği öğrenip, o mesleği yapacaksın diyor. Yani dolayısıyla böyle bir dünyada yaşıyoruz. Sürekli, yaşam boyu bir öğrenme süreci içinde olmalıyız. Çünkü hayatımızı ancak bu şekilde sürdürebiliriz. Yaşam boyu eğitime inanç bunu ifade ediyor.

 

Bu artık keyfe keder bir şey değil. Hayatta kalma ve öğrenme, sadece meraklı insanlar için değil, herkes için zorunlu olan bir yaşam ilkesi veya felsefesi. Aktif iş yaşantısında bu böyle, emeklilikten sonra da bu böyle. Diyelim ki 60 yaşında emekli oldunuz. Ömür beklentisi 80. Daha yaşamak için minimum 20 yılın var. Kaza gibi bir şey olmazsa eğer. Ömür beklentisi 90’lı yaşlara da çıkabilir. Demek ki emeklilikten sonra daha 20 ile 30 yıl arsında bir yaşam süren var.

 

Peki nasıl yaşayacaksın bunu? Her gün evinde oturarak mı geçireceksin bu süreyi? Geriye kalan yaş için ne yapman lazım? Yeni hobiler edinmen, seni hayatta tutacak, seni hayata bağlayacak yeni bir şeyler yapman lazım. Yeniden ekonomik olarak aktif hale gelmen lazım. Biliyorsunuz emekli maaşları 1000 lira civarında olan çok insan var ülkemizde. Emekli bir insan 1000 lirayla nasıl geçinebilir? Bu nedenle birçok insan emekli olduktan sonra çalışmaya devam ediyor. Hayat bir bakıma sizi çalışmaya zorluyor.

 

YAŞLILIKTAKİ SORUNLARINI BELİRLEYEMEYENLER NE YAPMALI?

 

  • Yaşlılıktaki sorunlarını belirleyemeyenler için ne yapılmalı, o tip insanlar çevrelerinden nasıl yardım almalı?
  • Bu konudaki projeler Türkiye’de yeni başlıyor. Yaşlılık konusunun gündeme gelmesi yeni zaten. Suya bir taş atarsın, halkalar halinde yayılır. Daha biz ilk halkalardayız. Tazelenme projesiyle burada en kolay ulaşılabilecek kişilere ulaştık. Gelenlerin yarıdan fazlası öğretmen. Doktor, Avukat, Mühendis olanlar da var. Onlar aslında bizim bu projeye katılmadan önce de aktiftiler. Biz onların aktifliğini bir adım ileri taşıdık. Hayatlarına bir disiplin kazandırdık. Soruda sözünü ettiğiniz kişiler tüm bunlardan uzak. Onlara nasıl ulaşacağız? Onların bize ulaşması zor.

 

Daha önce dördüncü sınıfı açacağımızı söylemiştim. Dördüncü sınıf ta bu kişilerden oluşacak. Bu sınıfta, Lise mezunu olma şartını kaldırıyoruz. Buraya ilk ve ortaokul mezunu olanların yanında okur-yazar olmayanlar da başvuru yapabilecek. Onlar bize ulaşamazlar, bir onlara ulaşacağız. Bunun hazırlıklarına başladık. Muğla merkezde her mahallede muhtarlar aracılığıyla bu durumda olan kişilere ulaşmak istiyoruz. Muhtara gideceğiz ve senin mahallende; 60-65 yaş üstü ve özellikle yalnız yaşayan kimler var diye soracağız. Asıl hedef kitlemiz, evinden hiç çıkmayanlar. İçine kapananlar. Bu çok daha zor ve çaba gerektiren bir şey. Şimdi bu çalışmayı başlatıyoruz. Başka yerlerde de var bu tür uygulamalar.

 

Yaşlı nüfusa yönelik faaliyetler belediyelerde de var aslında. Mesela Muğla’da, Büyükşehir Belediyesinin 100 Yaş Evi diye bir çalışması var. Belediyelerin yaptığı işler bizimkinden çok farklı. Orası Kahve gibi bir yer. Geliyor insanlar, oturuyor, çay içiyorlar. Burada okuma salonu var, kitap okuyorlar. Resim kursu gibi küçük çaplı etkinlikler yapılıyor. Amaç onları aktif tutmak ama bizdeki gibi sistematik bir disiplini, eğitim programı yok. Biz belediyelerle de ilişkiye geçerek, onların da faaliyetlerini daha anlamlı kılmaya çalışıyoruz. Şunu da söylemek istiyorum…

 

YAŞLILIK ŞURASI

 

  • Buyrun…
  • Çalışma, Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Nisan(2019) ayında Ankara’da yaşlılık şurası toplandı. Bakanlık ta söylediğimiz bu faaliyetleri gündemine alıp, yapmaya çalışıyor. Şu anda çok yetersiz. Bakanlığın yaşlılıkla ilgili çalışmaları var. Biz de bu konuda yazdığımız rapor ve makalelerle yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu faaliyetlerin arttırılması, desteklenmesi ve ön plana çıkarılması lazım. Yaşlılık, gündemin üst sıralarına taşınması lazım. 2019 yılı yaşlılık yılı ilan edildi Türkiye’de. O yılda bir tek Yaşlılık Şurası toplandı. Neler yapılabilir; bunlar tartışıldı. Kitap olarak basılacak. Kitap olarak basılması fazla bir şey ifade etmiyor. Orada tartışılan konuların hayata geçirilmesi lazım. Ancak gördüğüm kadarıyla bu tartışılanları hayata geçirebilecek bir alt yapı yok, Türkiye’de. Bizim çabamız, yaşlılık sorunu Türkiye’de gündemin 15. sırasındaysa, biz bunu ilk üç sıraya çıkarabilmek için çabalıyoruz.

 

Ki o zaman projeksiyonlar konunun üzerine yönelsin, resmi programa dönüşmesi sağlansın, Bakanlık bu konuda daha aktif hale gelsin. Şu anda Bakanlığın yaptığı şey; Huzurevlerini ayakta tutmak... Muğla’da 140 kişilik bir Huzurevi var. Fethiye’deki 100 kişilik. 240 kişiye bakılıyor. Muğla’nın nüfusu yaklaşık 1 milyon. Muğla’daki yaşlı nüfus oranı %12 demiştik daha önce. Bunu il nüfusuna oranlarsak 120 bin yaşlı olduğu çıkar ortaya. Hatta 65 yaş üzerinde 150 bin yaşlının olduğu tahmin ediliyor Muğla’da. Bu 150 binin de %10’u bakıma muhtaçtır. O da ne yapar: 15 bin kişi. Muğla’da kabaca 15 bin bakıma muhtaç insan var. Peki devletin sunduğu kapasite kaç; 240 kişi. Çok az bir rakam. Türkiye’de yaklaşık 2 milyona yakın bakıma muhtaç kişi var. Devlet, belediye, vakıflar, azınlık vakıfların toplam yatak kapasitesi 25-30 bin civarında. İhtiyaç duyulan rakam kaç?; 2,5 milyon.

 

GERONTOLOJİ VE GERİATRİ İLİŞKİSİ

 

  • Gerontoloji yaşlılık bilimi. Bir de Geriatri var. Bu ikisinin benzerliği ya da ilişkisi bağlamında neler söyleyebilirsiniz?
  • Gerontoloji sosyal bilim ağırlıklı olmak üzere interdisipliner bir alan. Yaşlılık; biyolojik, psikolojik, fiziksel ve sosyal olmak üzere dört boyutu olan bir kavram. Yaşlılığı anlamamız için bu 4 faktörü bir arada değerlendirmemiz lazım. Gerontoloji bunu yapıyor. Hem tıp hem psikoloji hem sosyoloji hem de temel bilimleri bir arada bulunduran çalışma alanı. Ders programı içeriği de bu 4 alanı kapsıyor. Daha çok sosyal bilim ağırlıklı bir alan. Yaşlılık toplumsal bir olgu. Yaşlı dediğimizde, tek bir kişinin yaşlanmasını anlıyoruz. Yaşlılık dediğimizde ise tüm toplumdaki yaşlı nüfusu ve toplumun yaşlı nüfusa karşı tutumunu anlıyoruz.   “Yaş yetmiş iş bitmiş” önyargısı… Bu ön yargıyı değiştirmeden, yaşlılık konusunda çok ciddi adımlar atmamız mümkün değil… Devleti ikna etmeden, bu alanda daha fazla yatırımlar yapmasını ikna etmeden; bu konuda adım atmamız mümkün değil. Devleti ikna etmemiz için ilk önce toplumu ikna etmemiz lazım. Devlet, toplumdan böyle bir talep geldiğini görecek ki bu alanda yatırım yapsın… Kısaca Gerontoloji; farklı disiplinleri bir arada tutan ve yaşlılığa bu perspektiften bakan ve daha çok toplumsal bir olgu olarak ele alan bir disiplin…

 

  • Geriatri’yi anlatır mısınız?
  • Geriatri, Tıp Fakültelerinde ayrı bir Tıp Ana Bilim Dalı. Yaşlıların karşılaştıkları hastalıkları inceler. Yaşlılık, bir hastalık değildir. Yaşlılık doğal bir süreçtir. Birisi 50 yaşında yaşlanır, birisi 90 yaşında gençtir. Aktif olursanız; 80 yaşına kadar spor yaparsınız, yazı yazarsınız, makale de okursunuz… Aktif olmazsanız 40 yaşında, iş bitmiştir. İşin bitmesi için 70’e de gerek yok. Dolayısıyla birçok faktörü göz önünde bulundurarak yaşlılığa yaklaşımdır, Geriatri. Yaşlılık sosyolojisi, sosyolojinin bir alt dalı. Yaşlılık toplumsal bir olgu olduğuna göre, toplumu ilgilendiren her şey, Sosyolojiyi ilgilendiriyor. Geriatriyle Gerontoloji arasında böyle bir ilişki var.

 

TAZELENME ÜNİVERSİTESİNİN GELİŞMESİ

 

  • Tazelenme Üniversitesinin daha da geliştirilebilmesi için neler yapılmalı?

 

  • İlk önce bunun resmi bir programa dönüştürülmesi lazım. Bizim devletten ve toplumdan beklentimiz bu. Toplumda bu konuda farkındalığın artması lazım. Toplumun bu projeye sahip çıkması lazım. Yatırımların yapılabilmesi için, toplumun itici güç olması gerekiyor. Mesela Akdeniz Üniversitesinde, Gerontoloji bölümünün 3 katlı bir binası var. Binayı, Antalya’dan bir gönüllü yaptı. Muğla için buna benzer şekilde bir derslik yapılabilir örneğin. Sadece bizim Tazelenmenin yararlanacağı bir derslik olabilir. Bir bina olabilir. Öğrenci sayımız her yıl artıyor. Kendimize ait derslikler ve bina olması bir ihtiyaç olarak kendisini hissettiriyor.

 

  • Merkezin dışında faaliyetleriniz, şubeleriniz var mı?

 

  • İlçelerde de şubeler açmaya başladık. Bu sene(2019-2020) Milas’ta Tazelenme Üniversitesinin Milas kampüsünü açıyoruz. Milas Meslek Yüksek Okulu bünyesinde. Orada da bir toplantı yapacağız. Milas sorumlumuz Dr. Öğretim Görevlisi Ertan Çakmakçı. Fethiye, Köyceğiz ve Bodrum kampüslerini de açacağız.

 

  • Söyleşimizin sonuna geldik. Sorulması gerekenleri sorduk ve siz de yanıtladınız. Sonuç olarak Tazelenme Üniversitesinin daha da geliştirilebilmesi için neler yapılmalı, şu durumda eksiklikleri nelerdir, topluma ne mesaj vermek ve nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?
  • Bu projenin sürdürülebilir hale gelmesi lazım.  Şu anda bu çalışmalar gönüllük temelinde kişilere bağlı olarak yürüyor. Örneğin bu proje Muğla’da bana bağlı olarak yürüyor. Antalya’da, Akdeniz Üniversitesinde Prof. Dr. İsmail Tufan’a bağlı… İzmir’de Doç. Dr. Sevnaz Şahin isimli bir hoca var, ona bağlı.  Yani bu işe gönül vermiş kişilere bağlı. Bana herhangi bir şey olsa, bu sistem Muğla’da çöker.  Antalya aynı şekilde. İzmir aynı. Bu sistemin kurumsallaşması ve sürdürülebilirliğinin, kişilere bağlı olmaktan kurtarılması lazım.

 

  • Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

 

  • Bu çok önemli bir proje. Türkiye’nin geleceğinin projesi. Niçin bunu söylüyorum? Yaptığım işi abartmak için söylemiyorum tabi ki… Şu anda yaşlı nüfus oranı Türkiye’de %9,5 ve Türkiye yaşlı nüfusa sahip bir ülke. Bu oran 2040 ve 2050’lerde; %20’leri geçecek. Türkiye’de yaşlı nüfus 2050’de %27’lere kadar çıkabilir. Bu ne demektir? Sokakta dolaşan her 3 kişiden birisi 65 yaş ve üstü demek! Şu anda İsveç ve Norveç’te böyle. Avrupa ülkelerinde yaşlılık oranları %20’ler civarında. Batı’daki sistem farklı. Resmi olanlar var olmayanlar var. Üniversitenin içinde olanlar var olmayanlar var. Orada bu çalışmalar, sivil toplum hareketi içinde yürüyor. Sivil Toplum Batı’da çok önemli. Devlet kadar önemli. Bu nedenle orada illaki üniversite sisteminin içinde olması gerekmiyor. Sivil Toplum olarak ta varlığını sürdürebiliyor.

 

Örneğin İngiltere’de Kraliyet ailesi destekliyor ama üniversiteden destek alıyor. Şu anda İngiltere’de bin’e yakın Tazelenme Üniversitesi Kampüsü var. Dört yüz bin de öğrencisi var. Tazelenme Üniversitesi Kampüsleri, İngiltere’de, her şehirde olduğu gibi, her kasaba ve köyde de var… Nasıl oluyor bu?

 

Milas’ın Selimiye beldesini örnek olarak alalım örneğin. Selimiye’nin nüfusu 5 bin. Burada en az 500 yaşlı vardır. Bu 500 yaşlıdan bir kısmı bir araya geliyor ve burada biz bunu nasıl yapabiliriz diye tartışıyor, konuşuyorlar. Orada belediyenin bir binasını buluyorlar, burada yapalım diyorlar. Burada kim var bize ders verebilecek diye araştırma içine giriyorlar. Daha olmadı, Kaymakama gidiyorlar, Yüksekokula gidiyorlar ve ders verecek hocaları buluyorlar. Böylece tamamen devletten bağımsız olarak Tazelenme Üniversitesinin Kampüsünü açıyorlar. Batı’da resmi programa dönüşmeden bu şekilde yürüyor.

 

Türkiye’de ise, bir kurum devletin şemsiyesi altında değilse devlet o kurumu tanımaz. Tanımadığı bir kuruma da destek olmaz. Bizim özellikle devlet bünyesinde kurumsallaşmasını istememizin nedeni bu.Sivil Toplum olarak sürdürülebilse, bu projeyi destekleyen mekanizmalar olsa; o şekilde daha uygun aslında…

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Ayşen Atalan Sözbilir     2019-11-12 Bir kez daha Muammer Hocamı minnetle böyle bir projeyi başlattığı için tebrik ediyorum
B. Zeynep Aktoğu     2019-11-08 Çok mutluyum. Milas kampüsü üyesiyim. Sivil toplum kuruluşlarının önündeki sorunları iyi bildiğimden gönüllülük ruhu ile ama acilen kurum olarak yola devam isteğindeyim. Milas sadece manevi olarak değil BENCE MADDİ olarak da destek vermeli.