Advert
Advert
Advert

YA KADIN ŞİDDET UYGULARSA?

YA KADIN ŞİDDET UYGULARSA?
Bu içerik 539 kez okundu.
Advert
Haberin galerisi için tıklayın!

Atatürkçü Düşünce Derneği Milas Şube Başkanı Gülçin Erşen, tecavüze uğrayarak vahşice katledilen Özgecan Aslan’ın ölüm yıldönümünde yazılı açıklama yaparak kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, cinayet, çocuk yaşta evlilikleri eleştirdi.

Atatürkçü Düşünce Derneği Milas Şube Başkanı Gülçin Erşen’in “Ya kadın şiddet uygularsa?” başlıklı açıklaması şöyle;

“Bugün tecavüze uğrayarak vahşice katledilen Özgecan Aslan’ın ölüm yıldönümü. Onun ölüm yıldönümüne denk gelen tarihlerde, yine tecavüz edilip öldürülen başka bir genç kızımızın Şule Çet’in davası görülüyor. Dört yıl önce öldürülen Özgecan yaşasaydı, Şule’nin öldürüldüğü yaşta (23) olacaktı…

Sanık avukatı, yaşamının baharında, yaşamdan koparılan bir genç kızın katillerini korumak için, onun bekaretini, bira içmesini öne sürmüş! Bu avukatın anası, karısı, bacısı, kızı yok mu? Aynı şey onlardan birinin başına gelmedi diye mi bu vicdansız ve etik dışı tavır?

Yaklaşık 20 yıl önce, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Suç İstatistikleri Raporu” elime geçti.  İncelediğimde; Türkiye’de kadınların suç işleme oranının, erkeklere göre çok düşük olmasına karşın, kadınların en fazla cinayet suçu işlediklerini gördüm. Bir Psikiyatr ve İzmir Barosu Kadın Komisyonu üyesi avukatların görüşlerini alıp yaptığım haber, baş sayfada manşet oldu. Aynı dönemde henüz yürürlüğe giren “Ailenin Korunması Yasası” hakkında yaptığım canlı televizyon programına telefonla katılan bir kadın, kendisine sürekli şiddet uygulayan eşini bıçakla öldürdüğünü ve “meşru müdafaa” sayıldığı için beraat ettiğini anlattı. Demek ki, kadın “Bıçak kemiğe dayandığında”, bıçağa sarılabiliyor…

1990’ların sonlarından başlayarak, Medeni Yasa ve Türk Ceza Kanunu’nda kadınların istediği yönde değişiklikler yapıldı. İlk AKP hükümeti döneminde de Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde, özellikle çalışan kadınlara yönelik önemli kazanımlar oldu. Ancak, son 10 yıldır, hem hukuksal, hem toplumsal ve siyasal hem de ekonomik açılardan kadının durumunun kötüleştiğini; kadına yönelik şiddetin, taciz, tecavüz, cinayetlerin, çocuk yaşta evlilik ve doğumların arttığını biliyoruz. Bununla ilgili istatistiksel verileri içeren metni okuduğumda, Türkiye’de kadınının durumunun, Arap Yarımadası’nın İslamiyet’ten önceki “Cahiliye Dönemi”nden beter olduğunu dile getirmiştim.

Hangi kadın?

AKP iktidarı, bir yandan kadını, evde oturup, kocasını hoşnut etmeye ve çocuk büyütmeye özendirir; küçücük kızları tecavüzcüsüyle evlendirmeye kalkan hukuksal düzenlemeler getirirken; diğer yandan, hangi vasıflarından ötürü bu göreve layık görüldüklerini anlayamadığımız bazı kadınları da astronomik maaşlarla saraya danışman atayabiliyor! Onca eğitimli, nitelikli, yetenekli kadın iş bulamazken, çocuklarının karınlarını zor doyururken üstelik!…

Ne yazık ki; görsel ve yazılı basında; kadınlar ya “Güzelliği, Seksiliği” ya da “Hamaratlığı” ile ön plana çıkarılıyor artık. Hemcinslerim adına; özeleştiri yapacak olursam; toplumsal kültürün, televizyonun, (son zamanlarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitap ve videolarının da) kadına yakıştırdığı, dayattığı; evde oturup baba ve koca parasıyla yaşamak, ev işleri, çocuk bakımı, komşu gezmeleri dışında şeylerle pek uğraşmamak, birçok kadının da işine geliyor. Çünkü, eğitim öğretim, iş bulmak, çalışmak, çalışma yaşamında ya da siyasette öne çıkmak, daha fazla ücret alabilmek, hem evli hem de anne olarak çalışma yaşamını sürdürmek kadın için gittikçe zorlaştırılıyor.

Kadının şiddet görmesi, tecavüze uğraması, ikinci sınıf yurttaş sayılması, giyim kuşamına göre ayrıştırılması, öyle normalleştirilmeye çalışılıyor ki; ve toplumun büyük bir kesiminde bu ayrıştırma ve baskılar öyle kanıksanmaya başlandı ki; “Aydın, Solcu, Çağdaş” geçinen bazı erkekler de bile, “Gerici, Yobaz, Faşist” zihniyettekilerin bakış açısına tanıklık eder olduk.

Erkeklerin çoğunun ilk cinsel deneyimlerini genelevde yaşadıkları bir ülkede, sevdiği ile birlikte olan ya da tecavüze uğrayan bir kadının bekaretini sorgulamak, en kibar deyimle “Saçmalamaktır!”

Kadın – erkek, herkes önce her iki cinsin de “doğuştan eşit haklara sahip” olduğunu içselleştirmeli; davranışlarıyla yaşama geçirmeli.

Ülkemdeki tüm olumsuz koşullara karşın; Mustafa Kemal Atatürk gibi bir evlat yetiştiren Zübeyde Hanım ve onun gibi kadınlara; aydın, akademisyen, öğretmen, siyasetçi, işçi, sanatçı, ev kadını da olsa, hakça savaşımlarından vazgeçmeyen, emekçi tüm kadınlara ve onları destekleyen erkeklere selam olsun!”

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500