Advert
Advert
Advert

FARKINDALIK İÇİN NÖBETTELER!..

FARKINDALIK İÇİN NÖBETTELER!..
Bu içerik 2857 kez okundu.
Haberin galerisi için tıklayın!

17 Ağustos 1999’da, saat 03:02’de merkez üssü Gölcük olan ve 45 saniye süren depremde binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş, faciadan sağ kurtulanlar ise ömür boyu unutamayacakları bir acıyı yaşamışlardı… Marmara Depremi olarak bilinen o büyük doğal afetin yıldönümü yaklaşırken, ilçemizdeki bir grup vatandaş, topluma o felaketi hatırlatmak, yetkililere ise gerekli önlemleri almaları için ‘Farkındalık Nöbeti’ adını verdikleri ilginç bir etkinliği sürdürüyorlar…

Mimar Cengiz Özkaya, eski Kızılay Milas Şube Başkanı Mustafa Gezginci’nin de aralarında bulunduğu bir grup vatandaşımız, 10 gündür ilginç bir etkinliği sürdürüyorlar. Marmara Depremi olarak bilinen, 17 Ağustos 1999’da merkez üssü Gölcük olan ve 45 saniye süren depremin yıldönümü yaklaşırken, yaşanan o büyük felaketi topluma yeniden hatırlatmak ve ilçemizdeki yetkililere deprem öncesi ve sonrasında alınması gereken önlemleri bir an önce almaları konusunda çağrıda bulunmak adına bir parkta nöbet tutuyorlar.

Adına ‘Farkındalık Nöbeti’ dedikleri etkinliği sürdüren ve 18 Ağustos 2017 tarihinde sona erdirecekleri nöbet ile ilgili görüştüğümüz yurttaşlardan Cengiz Özkaya; “Bu etkinliğin temel amacı Anadolu’nun bazı bölgeleri, Ege Bölgesi gibi Milas’ta depren kuşağındaki bir yerleşim bölgesidir. Dolayısıyla deprem kuşağındaki Milas’ın sorunlarına dikkat çekmek, deprem öncesi ve sonrası alınması gereken önlemleri bu kentin yöneticilerine hatırlatmak, bu kentte yaşayan toplumu bu konuda bilinçlendirmek…

Her ne kadar geçtiğimiz günlerde yaşadığımız deprem sonrası bölge milletvekillerimiz ‘bir sorun yok. Her şey güllük-gülistanlık’ diyorsa da, bu açıklamalar turizmin zarar görmemesi için yapılan açıklamalardır ancak bu sözler gerçeklerin üzerini örtmez.

Biz insanların, evlerinin içerisinde 6.6 şiddetindeki bir sallantıda nasıl panik yaşadıklarını, nasıl bir travma ile karşı karşıya kaldıklarını son bir haftadır gözlemliyoruz.

Geçmişi çok çabuk unutuyoruz. Olayları gerçekten hafife alıyoruz. Örneğin 1999’da meydana gelen depremin bir gün sonrasında Milas’ta bir konser düzenlendiğini bizler hatırlıyoruz ama acaba kaç kişi bunu hatırlıyor? Böyle bir durum farkındalığın daha gelişmemesinden kaynaklanıyor. Ortada kötü bir niyet olmasa da eylemin yanlışlığı ile karşılaştık.

Aradan geçen 18 yılda elbette ülkemizde teknik anlamda birçok şey değişti, gelişti. Milas Ovası, 1999’dan bu yana yapılaşmaya kapanmış gözükse de, santim-santim, metre-metre yapılaşmaya açılıyor. Yaşadığımız deprem (kimileri 17, kimileri de 22 saniye diyor) 30 saniye veya biraz daha fazla sürmüş olsaydı acaba ne olurdu? Muhtemelen birkaç yüz binamız yıkılmış, belki de yüzlerce insanımızı kaybetmiş olacaktık.

Şans eseri hasar görmeden geçiştirdiğimiz olayın bir gün öncesinde Kızılay Şubesi’nin kapatılması, benzer başka olayların görülmesi aslında bize bir uyarı niteliğinde. Elbette devletimiz, yerel kuruluşlar hemen harekete geçti ancak yapılanlar yeteri mi diye sorarsanız elbette değil” dedi.

Unutmadık, unutturmayacağız…

17 Ağustos’ta meydana gelen depremi unutmadıklarını ve unutturmayacaklarını, bu nedenle bir farkındalık yaratma adına bu etkinliği gerçekleştirdiklerini belirten Özkaya şöyle devam etti: “Farkındalığı yaratacağız. Amaç sadece depremi hatırlatmak değil, depremle nasıl yaşanır, öncesinde ve sonrasında neler yapılabilir tartışmasını Milas’ta halkımızla birlikte ortaya koymaktır.

Gördüğünüz bu parkta arkadaşlarımızla, kimi zaman aramıza gençler katılıyor, her yaştan insan geliyor, 18 Ağustos’a kadar bu etkinliği sürdürecek ve Finali daha büyük kalabalıklarla kent merkezinde yapacağız. Özel sektöründen siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına kadar herkesin koşulsuz katkı kıymasını bekliyoruz.”

Etkinliğe katılan Demir Yalçın adlı vatandaş ise 2 yıldır Milas’ta yaşadığını belirterek; “İki yıl öncesine kadar İstanbul’da yaşıyordum ve o büyük depremde oradaydım. Geçtiğimiz gün Milas’ta yaşanan deprem sonrasında bir şeyi fark ettim. Devletin ilgili kurumları, yerel yönetimin olası bir doğal afette ne yapacağını bilmediğini gördüm. Örneğin bu kentte toplanma alanları neresidir? Hangi kurum böyle bir durumda hangi görevi yapacak? Topluma bu konuda gerekli bilgiler verildi mi? Afet sonrası ne yapacağını bilmeyen çaresiz durumdaki vatandaşa nasıl yardım edilecek? Tüm bunların bu kentte eksik olduğunu gördüm. Belki kâğıt üzerinde tüm bunlar bellidir ancak önemli olan uygulama anında yapılmasıdır.

Örneğin o akşam hiçbir kurum ya da sivil toplum örgütü sokağa çıkan vatandaşı sakinleştirmek, ne yapması gerektiğini gösterecek bir şey yapmadı. Bırakın, korkmuş olan vatandaşa bir bardak su bile veren olmadı. Oysa bunu yapmak çok kolay... Milas Belediyesi 3-5 aracını sokağa çıkarıp vatandaşa hiç değilse bir su dağıtabilirdi.

Meydana gelen afeti gerçekten ucuz atlattık. Bu bize bir ders olmalı. Bu kenti yönetenler bir an önce toplanmalı, kimin ne yapacağını kararlaştırmalı ve bunu topluma duyurmalıdır. Bir vatandaş olarak ben nereye gideceğimi, nerede toplanılacağını, kimin bana yardım elinin uzanacağını bilmeliyim. Gerçekten o akşam sokağa insan hiçbir Milaslı bunları bilmiyordu.

İşte bu kaygıları dile getirmek, bizi yönetenlere bu görevleri hatırlatmak adına buradayız” dedi.

Halk sahipsizdi…

Etkinliğe katılan bir başka vatandaşımız Ahmet Çevikkol ise şunları söyledi: “İstanbul’daki o depremi ben de yaşadım. Milas’ta meydana gelen depremle birlikte bizler de kendimizi sokağa attık. O akşamı ben Milas otogarında geçirdim. Sabaha kadar da orada bekledim. Bölgede hiçbir hareketlilik görmedim. Devletin hiçbir görevlisi, AKUT ya da olası bir doğal afet sonrası görevli olan kişi veya kurum temsilcilerini görmedim. Sokaktaki vatandaş ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeden geceyi dışarıda geçirdi. Oysa İstanbul depreminde hem de kısa bir süre sonra devletin tüm birimleri, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları organize bir şekilde vatandaşa yardım için koştu. Oysa o akşam Milas’ta halk sahipsizdi. İnsanlarda bir korku, bir panik vardı. Kimse ne yapacağını bilmiyordu.

İnsanlar bizi sabaha kadar parklarda yatıyor falan zannediyor. Oysa biz belirli bir saate kadar burada duruyor ve sonrasında evlerimize gidiyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey yine bir doğal afet sırasında, afet sonrasında ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız, güvenli bölge neresidir, vatandaş olarak oraya nasıl ulaşacağız, devletimiz ve yerel yönetimler böyle bir durumda vatandaş için ne yapacak sorularına yanıt bulmak, bizi yönetenlerin bu konuda ne gibi hazırlıkları var bunları toplumla paylaşma adına buradayız. Kısaca bu konuya dikkat çekmek için buradayız.”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500