Advert
Advert
Advert

KILIÇDAROĞLU MİLAS’TA MUHTARLAR VE STK’LARLA BULUŞTU…

KILIÇDAROĞLU MİLAS’TA MUHTARLAR VE STK’LARLA BULUŞTU…
Bu içerik 3353 kez okundu.
Haberin galerisi için tıklayın!

Bodrum’da gerçekleştirilen programa katılmak üzere Bodrum’a gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milas’ta sivil toplum örgütü temsilcileri ve mahalle muhtarlarıyla bir araya geldi.

Milas Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleşen buluşma saygı duruşunda bulunulması ve istiklal marşımızın seslendirilmesiyle başladı.

Programın açılış konuşmasını yapan Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, “hangi partiye oy verirlerse versinler, Milas’taki muhtarlar ve sivil toplum yöneticileri, sorumluluk sahibi, tutarlı insanlardır. CHP bu ülkenin sağduyusudur” dedi. Tokat’ın ardından söz alan CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan ise, “ülkemizin içerisinde bulunduğu bu koşullarda, her gün üzücü olaylarla karşı karşıya olduğumuz bu ortamda, sayın genel başkanımızın Milas’ta da olması bizleri mutlu etti. Bugün burada vereceğiniz mesajlar geleceğe daha umutla bakmamızı sağlayacaktır” dedi.

Belki beni yeteri kadar tanımıyorsunuz…

Tokat ve Özcan’ın konuşmalarının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye yoğun alkışlar eşliğinde geldi.

Konuşmasına “Belki beni yeteri kadar tanımıyorsunuz. Bazen televizyonlardan bağırarak konuşuruz, sitem ederiz. Sizler televizyonlarda gördüğünüzde de kim bu Kemal Kılıçdaroğlu demişsinizdir. Ben 7 kardeşli bir aileden geliyorum. Ailede tek okuyan çocuk benim. Devletin birçok kademesinde görev yaptım. Siyaset hiç aklımın köşesinden bile geçmezdi. Ama kader bizi siyasetle bile tanıştırdı. Siyasete başladığım gün mal varlığımı açıkladım. Çünkü siyasete giren adamın dürüst olması lazım” dedi.

Konuşmasını Türkiye’nin birçok sorunu olduğunu, bunların 5’nin büyük önem arz ettiğini belirterek sürdüren Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Dış politika milli olmaktan çıktı…

“Türkiye’nin birçok sorunu var. Bunların 5’i çok büyük önem arz ediyor. Bu beş büyük sorun çözülmediği sürece Türkiye’nin rahatlaması mümkün değil. Bunlardan birincisi dış politikadır. Dış politika milli olmadığı sürece Türkiye’nin başı beladan kurtulmaz. Son on dört yılda dış politika milli olmaktan çıkmıştır. Bu ülkede başbakan olmak için ilkokul diplomasının olması ve halkın en çok oy verdiği bir partinin genel başkanı olması lazım.

15 Temmuz’dan sonra bir kere Saraya gittim. Sayın cumhurbaşkanına devlette liyakat sistemini çökerttiniz. Onun için bu hale geldik dedim. Kendimden örnek verdim. Memur olduğum dönemde başbakanlarla bir araya gelip çalışmalar hakkında görüş alışverişinde bulunurduk.

Dış politikada yanlış yapıyorsunuz dedik. Dinlemediler. Devleti yöneten kişi sadece Türkiye’nin değil dünyanın dengelerini iyi okuması lazım. Hukuku savunan, evrensel hukuku savunan bir Türkiye cumhuriyeti terör örgütüyle muhatap oldu. Dış politikamız iyi gitmiyor herkesle kavga ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kimse bu duruma sokmamalı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sıradan bir devlet olmamalıdır. Bir başka devletin başkanı bizim devlet başkanımızı dizayn etmemeli. Dışarıdan yapılan müdahaleleri kabul etmemeli.

Bir devleti devlet yapan o devletin kurumlarıdır…

Ekonomi ikinci büyük sorun alanımız. Dolar aldı başını gidiyor, yatırımcı önünü göremiyor. Bu kriz neden şuanda Türkiye’de var. Çünkü ekonomi iyi yönetilmedi. Şuanda ekonomimiz hiç de iç açıcı değil. Hiçbir yatırımcı ne olacağını bilemiyor. Ekonomide yatırımcıya güven vermek gerekiyor. Siz güven vermezseniz nasıl gelecekler, yatırım yapacaklar. Merkez bankasına müdahale ediliyor, faizi indir, kaldır diye. Bir devleti devlet yapan o devletin kurumlarıdır. Amerika’yı ele alalım. Başkan değişir ama kurumlar değişmez, çalışmalarından ödün vermez. Ali’ye Veli’ye göre değil Amerika’nın çıkarları doğrultusunda çalışırlar. Bizde kurum kültürü yıkılıyor.

Osmanlı niye battı…

Üçüncü sorunlu alanımız eğitim. Bir ülkenin geleceğini belirleyen temel unsur eğitimdir. Zaman zaman televizyonlarda Osmanlı’yı överler. Atalarımızdır övsünler ama Osmanlı niye battı. Bunu araştıran var mı. 600 yıllık Osmanlı kendi temasını eğitememiş, okuma yazma bilmiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk işi millet mekteplerini kurmak oldu. Osmanlı tek tüfek üretemeyen devletti. En güçlü olduğumuz dönem Fatih Sultan Mehmet dönemidir. O bile top dökecek ustasını dışarıdan getirdi. Teknolojiyi dışlarsanız sadece başkasının ürettiklerini tüketirsiniz. Üretenler, eğitim, bilgi düzeyi yüksek olanlar. Tüketenler ise bizim gibi toplumlar. Teknolojiyi kullanmak uygarlığın belirtileri değildir, yaratmak belirtileridir. 4 + 4 + 4 sistemi diye bir reform yaptılar. Önerilen sistem daha önce hiç gündeme gelmedi ve konuşulmadı. Beş milletvekili gitti imza attı kanun teklifi verdi. 5’inden biri bile eğitimci değil. Düşünün Pisa sonuçlarını. Okuduğunu anlamayan bir toplum yarattık. Eğitim sistemini dinamitlediğiniz diyoruz bize imam hatiplere karşısınız diyorlar. İyi de imam hatipleri kuran zaten biziz niye karşı olalım. İran’ın bilimsel yayınları Türkiye’yi geçti. Üniversiteler her türlü fikirlerin görüşüldüğü yerlerdir. Bilime Müslümanlık kadar önem veren başka bir din de yoktur bunu da söyleyeyim. Biz ilimi bilimi de maffettik. Üniversite hocalarını aldık hepsini hapse attık. Hepimizin sorumluluğu var. Sizin de benim de. Sizler de sorumluluklarını bileceksiniz ben de.

Cumhuriyeti bir adama teslim edersek hep birlikte kaybederiz…

Başka bir sorunlu alanımız hukuk. Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırırsak Türkiye dünyada saygınlık kazanır. Eğer cumhuriyeti bir adama teslim edersek hep birlikte kaybederiz. Hiç metni görmeden anayasa değişikliğine imza atan milletvekili var. Böyle insanların bir daha o meclise gelmemesi lazım. Anaya değişikliği içerisinde partili cumhurbaşkanı da var. Bu mümkün mü? Başbakan partili olabilir ama tarafsızlık yemini eden bir cumhurbaşkanı nasıl partili olur. Ben o cumhurbaşkanıyla nasıl bir araya gelip de görüşme yapabilirim. Cumhurbaşkanı seçildi dileyim partinin genel başkanı. Cumhurbaşkanını bu durumda il başkanı mı temsil edecek, vali mi. Tüm bu ayrıntıların konuşulması lazım. Anayasa mahkemesinin 15 üyesi var, 12’sini ben tayin edeceğim diyor. Yarın sen bunların karşısına çıktığın zaman kim ceza verecek sana. Devlet hukukun üstünlüğü üzerine kurulmazsa hiç kimse kazanamaz. Sistemin olmazsa olmazı hukuk devletidir. Kanun hükmünde kararname çıkarması için yetki verilmesi gündemde. Yani bir sabah kalkıp ben maliye bakanlığını kapatıyorum diyebilir. Cumhuriyette öyle bir şey yoktur. Bu rejim değişikliğidir. Diyorlar ki rejim değişikliği yoktur. Yapılanlarla yetki devri yapılıyor ve bu rejim değişikliğidir. Bir kişinin arzusu doğrultusunda rejim değişmez. Sayın cumhurbaşkanı eğer bu anayasa kabul edilirse istediği zaman meclisi bile feshedebilir. Mustafa Kemal Atatürk’e bu yetki verilmedi. Böyle bir yetki verilmek istenmiş ve 3 genç milletvekili bir konuşma milletin seçtiği bir meclisi bir kişi feshedemez demişlerdir. Başkomutanlık da ayrı bir konu. Başkomutanlık meclis tarafından verilen bir yetki. Atatürk’e başkomutanlık 3 aylık bir süre için verilmiştir. Şimdi süreli bir başkomutanlık verilecek. Bu tartışılmıyor.

E o bankanın kuruluşuna kim izin verdi…

Terörden nasıl kurtuluruz diye bir rapor hazırladık verdik siz bilmezsiniz dediler. İllegal örgütlerle masaya oturdular. Terör örgütü üyelerinin ayaklarına cumhuriyet savcısı gönderdiler. Her gün şehitlerimiz geliyor. Bu konuda çok açık çok net çok kararlı bir duruş sergilemesi lazım. Terörle mücadele akılla, mantıkla, birikimle, deneyimle yapılır. Diğer ülkelerin çalışmalarına bakılır. Şuanda bizim bir sorumluluğumuz yok. Ama millete karşı sorumluluğumuz var. Türkiye’de IŞID diye bir şey yoktu. FETÖ diye bir şey yoktu. Bunları topraklarımıza, kurumlarımıza kim yerleştirdi. Bunların hesabını veremeyenler Bank Asya’ya para yatıranlara hesap soruyor. E o bankanın kuruluşuna kim izin verdi. Hesap soruyor musun, sormuyorsun. Terörle mücadelede çifte standart olmaz. Akılı azimli bir çalışma yapılmalıdır. Kendi sorunlarımızı kendimiz çözebiliriz. Ortak akıl. Bir araya gelip sorunları çözeceğiz. Türk siyaseti kendine çeki düzen vermek zorundadır. Bu işin sağı, solu yoktur, ortası yoktur.”

Dünyanın en köklü 4 eski siyasi partisinden birisiyiz…

Konuşmasının son bölümünde 15 Temmuz sürecine değinen Kılıçdaroğlu, “15 Temmuz’da çok şey değişti. Hepimiz darbeye karşı durduk. Bir daha darbe ile karşılaşmamak için neler yapmamız gerektiğini de Yenikapı’da dile getirdik. Sonra ne oldu hiçbir şey olmadı. Yenikapı ruhuna ne oldu? Bir nusubet bin nasihattan iyidir. Ama ders almıyoruz. Oturup bir araya gelmesini, konuşmasını bilmeliyiz. Söylüyoruz gereği yapılmıyor. Başbakanın iradesi yok, yapamıyor. Bizim vatandaş olarak oturup yeniden düşünmemiz lazım. Çünkü bizim bayrağımıza karşı borcumuz var. Biz sıradan bir parti değiliz. Dünyanın en köklü 4 eski siyasi partisinden birisiyiz. Biz kendi geleneklerimiz ve töremize bağlıyor” dedi.

Türkiye’nin başarılı bir ülke olması için demokrasi, üretmek, sosyal devlet ve sürdürülebilirlikten oluşan 4 aşamalı stratejiyi hayata geçirmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu konuşmasını zamanla ilgili bir fıkra anlatarak sonlandırdı.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500