Advert
Advert
Advert

CHP’DEN CUMHURİYET RESEPSİYONU…

CHP’DEN CUMHURİYET RESEPSİYONU…
Bu içerik 971 kez okundu.
Haberin galerisi için tıklayın!

Cumhuriyet Halk Partisi Milas İlçe Örgütü, Cumhuriyetin 93’ncü kuruluş yıldönümü nedeniyle, Belediye Evlendirme Salonu’nda bir resepsiyon verdi… Tüm konuklar, ellerindeki Türk Bayrağı ile İzmir ve 10’ncu yıl marşını okurken, ilk kez düzenlenen etkinlik için ilçe örgütüne teşekkür edildi…

Saygı Duruşu ve İstiklâl Marşımızın okunmasıyla başlayan etkinliğe, eski dönem Muğla milletvekilleri; Fevzi Topuz, Fahrettin Üstün, Av. Zeki Çakıroğlu, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, başkan yardımcıları Zeynep Mat ve Faik Karagöz, CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan, CHP Bodrum İlçe Başkanı Recai Seymen, CHP’li belediye meclis üyeleri, partinin ilçe yönetim kurulu üyeleriyle, kadın ve gençlik kolları üyeleri, çok sayıda mahalle muhtarı, MİTSO Yönetim Kurulu Üyesi H. İbrahim Gülen ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.

CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, vatanı uğruna düğüne gider gibi ölüme giden kahraman Mehmetçik ve bir avuç Anadolu Halkı ile birlikte verilen büyük bir mücadele sonunda kazanılan Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan Cumhuriyetin, ortadan kaldırılmak istendiği bugün farklı şeylerin konuşulduğuna dikkat çekerek; “Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Sevr Anlaşması’ndaki haritada bizlere kalan toprakların Ankara ve Sivas olduğu ne çabuk unutuldu? Veya bu harita başka bir haritaya mı dönüşmüş? Bütün bunlar yok sayılıyor, tarihte hiç yer almamış sayılıyor ama Lozan tartışılabiliyor, Cumhuriyet tartışılabiliyor. Mustafa Kemal Atatürk niçin kurtuluş mücadelesi başlattı? Balkan Savaşları yapılmadı mı? Sanki Birinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insan ölmedi mi? Bize kalan Ankara ve Sivas dolaylarındaki topraklar ve bütün Anadolu işgal edilmedi mi? Mustafa Kemal Atatürk keyfi olarak mı kurtuluş mücadelesini başlattı? Hiç bunlar konuşulmuyor. Çanakkale Geçilmez dedirten bizim atalarımız değil mi? Hatta kurtuluş mücadelesinin merkezi Sivas olarak düşünülmüştü. Ancak Padişah ve saltanat yanlıları bir saldırı yaptılar ve bu saldırıdan sonra Sivas’ın çok da güvenli bir yer olmadığı düşünüldü. Ve Ankara, kurtuluş mücadelesinin merkezi ve sonrasında da Başkent oldu. Anadolu’yu baştanbaşa dolaşan, kongrelerle Misak-ı Milliyi ortaya koyan, Manda kabul etmeyen bir anlayışla ortaya çıkınca Mustafa Kemal Atatürk hakkında yakalama kararı çıktı. Ama o askerlikten vazgeçti, istifa etti ve Türk halkının kurtuluş mücadelesinde önder olarak ve dünya tarihinde de yerini aldı. Ve Cumhuriyet büyük mücadelelerden sonra çocuk yaştaki gençlerle, kağnılarla silah taşıyan kadınlarla, ölüme sanki düğüne gider gibi giden Mehmetçiğin azmiyle, savaşıyla kazanıldı. O kadar basite alınacak bir şey değildir Cumhuriyetin kazanılması…

Dünya önderleri birçok lider Mustafa Kemal Atatürk’ün, dünyaya açtığı o aydınlık savaşımı örnek aldı. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1927’de ilk kez yapılan nüfus sayımında okuma-yazma bilenlerin oranı erkeklerde % 11, kadınlarda ise % 1’e dahi yaklaşmamış durumdaydı. 15 yıl boyunca yapılan devrimler, ekonomik kaklınım ülkemizi, sıfırdan yukarılara doğru taşımıştır. Bunlar, azımsanacak şeyler değildir. 1928’deki dil devrimiyle köylere okul, öğretmen ve Köy Enstitüleriyle kalkınmanın köylerden başlatıldığı dönemleri yaşadı genç Türkiye Cumhuriyeti. Hemen sonrasında başlayan İkinci Dünya Savaşı hasarsız bir şekilde atlatıldı. Ama yeterli görmediğimiz demokrasi için 1950’lerde çok partili hayata isteyerek geçildi. Ne olduysa bundan sonra gerçekleşti. Karşıt devrimciler yeraltından yerüstüne çıktılar. Üreten değil tüketen, aydınlık değil karanlık bir ülke istiyorlardı. Bu nedenle ihtilallar-darbeler ve aydınların katledilmesi…

Bu günlere geldiğimizde artık Cumhuriyet tehlikededir demekteyiz. Cumhuriyetin tehlikede olduğu bir süreçte ne adalet işliyor, ne hukuk işliyor, yüksek yargı-yüksek mahkemeler iktidarın kontrolünde, ne ekonomik büyüme var, ne gelir dağılımındaki eşitlik söz konusu, ne herkese sağlık, ne de parasız eğitim… Bunların hiçbirisi ne yazık ki gündemimizde yok. Bugün konuşulanlar çevremizdeki komşu ülkelerle sıkıntılarımız-savaşlar, başkanlık… Cumhuriyet elden gidiyor ama ülkeyi yönetenlerin umurunda değil. Biz ise Cumhuriyetçiler, Cumhuriyete gönül verenler buna müsaade etmeyeceğiz. Çünkü biz ülkemizi seviyoruz. Atatürkçüyüz. Cumhuriyetçiyiz. Laikiz. Devrimciyiz. Ve Mustafa Kemal’in askerleriyiz. Cumhuriyetin bekçisiyiz” dedi.

Katılımları için salondaki misafirlere teşekkür eden CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan’ın ardından kısa bir sinevizyonla Cumhuriyetin 10’ncu yıl kutlamaları izlendi.

CHP Milas İlçe Kadın Kolları Başkanı Berrin Naz ise, Cumhuriyetle Türk Kadını’na sağlanan hakları dile getiren bir konuşma yaptı. Başkan Naz şunları söyledi: “Ben Cumhuriyet Kadınıyım. Takamam yüzüme peçeyi, saramam kendimi kara çarşafa ve ihanet edemem yüce ataya. Ben Cumhuriyet Kadınıyım. Laik yaşamak varken, şeriat diye bağıramam. Ekmek-özgürlük-eşitlik savaşında, erkeğimle omuz omuza vuruşmak varken, boynuma zincir, ayağıma pranga vurdurup sinemem bir köşeye. Ben Cumhuriyet Kadınıyım. İnkâr edemem Nene Hatunu, Kara Fatma’yı. Bebeği yerine mermiyi saran o yüce anayı. Unutamam Çanakkale’yi, Dumlupınar’ı, kurtuluşu. Her karışı şehit kanlarıyla sulanan vatanı, satamam ne pahasına olursa olsun.

Ben Cumhuriyet Kadınıyım. Değer görürken, öpülürken elim, satılamam pazarlarda köle misali. Dünya kadınlarıyla aynı safta olmak varken, ikinci sınıf sıfatını yakıştırmam kendime. Kadın-erkek eşitliğini vermişken elime atam, yine on adım geriden yürüyemem.

Ben Cumhuriyet Kadınıyım. Yürümek varken ilkeler elimde, uğraşamam sultanla-sarayla-hanla. Değişemem özgürlüğümü parayla, malla. Ak güvercinleri uçurmak varken göklerde, dalgalandırmak varken ay-yıldızı gönderde, bakamam kapkaranlık semaya…

Ben Cumhuriyet Kadınıyım. Seçme seçilme hakkım varken elimde, razı gelemem haksızlıklara. Savunmadan suçsuzluğumu, boynumu vurdurmam canice. Ben anayım ben kadınım. Hayat savaşında varım yiğitçe, mertçe. Susamam son sözümü söylemedikçe. Ben Cumhuriyet Kadınıyım. Atamın verdiği bunca nimeti, tepemem elimin tersiyle. Göğsümü açsalar, bağrımı dağlasalar, sürükleseler taşlasalar Halide Edip gibi, ölüm bile hoş gelir binlerce şehit gibi. Ben Cumhuriyet Kadınıyım.”

İlçe Kadın Kolları Başkanı Berrin Naz’ın ardından kürsüye gelen İlçe Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Sadettin Kuyucu ise yaptığı konuşmada, Atatürk’ün cumhuriyeti Türk gençlerine emanet ettiğini belirterek; “Atatürk’ün gösterdiği bilim ve çağdaşlık yolunda tek yürek ve tek yumruk olarak yürüyecek, milletimizi yüceltecek, geleceğimizi düzenleyecek, aydınlık ve mutlu kılacak olan Türk gençliğidir” dedi.

Kuyucu şöyle devam etti: “Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği örgütlü genç arkadaşlarınızdan bir olarak Cumhuriyetin 93’ncü yıldönümünü sizlerle birlikte kutlamaktan mutluluk duyuyorum. Toplumumuzun geleceğini oluşturan gençlik kavramı Atatürk’ün fikirlerinde, ideallerinde anlam bulmuş, en yüce değer yargısına erişmiştir. Büyük önder, daha Milli Mücadelenin başından itibaren köhneleşmiş fikirlere milleti geriye götürmek isteyenlere karşı yegane çarenin gençlikte ve genç fikirlerde olduğunu görmüş, çağdaş zihniyetle yetişecek kuşakların gelecekte eserini daha da geliştireceğini, onu her türlü tehlikeden koruyarak, ebediyen yaşatacağını hissetmişti. Bundan dolayı Atatürk, “En büyük eserim” dediği Cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. Çünkü gençlik bakış açısı ve beklentileri ile sosyal bir sınıf değildir. Ama her zaman önemli toplumsal bir güç olmuştur. Çağımızda, dünyamızda özellikle ülkemizde bu güç daha belirgin duruyor. Türkiye nüfusunun büyük kısmı, Avrupa ülkelerinin aksine gençtir. Bu değerlendirildiği takdirde Türk gençliği büyük bir potansiyel güçtür. Gençlerin iyi yetiştirilerek ortak amaçlar etrafında birleştirilmesi bugünkü ve yarınki sorunlarımızın çözümünde büyük yarar sağlayacaktır.

Atatürk Cumhuriyeti, gençliğe emanet eden sözleriyle bitirdiği nutkunu Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2’nci kurultayında okumuştur. Normal olarak nutkun, rejimi partiye emanet eden sözlerle bitmesi gerekmez miydi? Yahut Atatürk bu neticeyi Türk Milletine emanet ediyorum diyemez miydi? Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Atatürk 1927 yılında rejimin tam olarak yerleştiğini düşünmemektedir. Atatürk Cumhuriyeti emanet edecek başka bir sağlam kuvvet görmemiştir. Rejimin sorumluluğunu gelecek nesillere bırakmak istemiştir. Bu sorumluluğu yalnız yükseköğretim gençliği değil bütün bir nesil duymak ve taşımak zorundadır.

“Her şeye rağmen muhakkak bir nura doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik gördüğümdendir.” Bu sözlerin söylendiği 1918 yılı gerçekten Türk Milleti için karanlık yıllardır. Bu ortamda Atatürk için tükenmez ışık kaynağı, yüreğini kaplayan millet sevgisi ve Türk gençliğine duyduğu güvendir.

Onun gençliğin kapasitesine olan inancı ve güveni tamdı. Bu görüşlerini; “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır. Gelecek umudunun ışıklı çiçekleri onlardır” sözcüklerle ifade etmiştir.

Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”

Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. O’nun fikirlerinin temel amacı çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktır. Bu hedefe yürüdüğümüz sürece Atatürk çizgisinde olabiliriz. Şu da unutulmamalıdır ki, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmakla da esas fayda sağlayacak olan biz gençleriz. Atatürk ancak o zaman huzur duyacaktır. Hedefimiz bu olmalıdır.

“Milli kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracağız” diye haykıran Atatürk’ü anlamalıyız. Yeni bir Atatürk bulamayız. Atatürk gibi düşünmek ve Atatürk gibi hareket etmek zorundayız. Atatürk’ün fikir bahçesinde her şeyin en iyisini, en güzelini, en doğrusunu bulmak mümkündür. Yaşadığımız teknoloji ve bilgi çağında, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa edebilmek için mutlaka Atatürk’ün gösterdiği aydınlık yolda yürümek mecburiyetindeyiz. Atatürk’ün gösterdiği bilim ve çağdaşlık yolunda tek yürek ve tek yumruk olarak yürüyecek, milletimizi yüceltecek, geleceğimizi düzenleyecek, aydınlık ve mutlu kılacak olan Türk gençliğidir.

Türk gençliği kütüphanede, laboratuarlarda, okullarda, atölyelerde, bilgisayar başında, spor sahalarında atasına layık olabilir. Türk gençliği, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalarak, O’nun gösterdiği hedef olan Türk Milleti’ni çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne en kısa sürede ulaştıracaktır. Atatürk’ü iyi anlamış şuurlu Türk gençliği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti ebediyen bu topraklarda payidar kalacaktır.”

SELİN ÖZCAN AYAKTA ALKIŞLANDI…

İlçe Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Kuyucu’nun ardından kürsüye gelen Selin Özcan adlı genç, İstiklâl Marşımızın 10 kıta’sını ezbere okudu. Performansıyla dakikalarca ayakta alkışlanan Özcan’ın ardından sürpriz bir doğum günü pastası sahneye getirildi. CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan, Belediye Meclis Üyesi Ece Gülen ve Gazeteci Coşkun Efendioğlu’nun doğum günü olduğu ve Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat tarafından, üzerinde CHP’nin arması olan 6 Ok’un bulunduğu doğum günü pastası hep birlikte kesildi.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500